17 Haziran 2019 04:34

Körfez gerilimi: İran kolay lokma olmayacak

Arap basının geçen haftaki gündeminde Umman Körfezi'ndeki tanker saldırıları, İdlib operasyonu ve Sudan'daki gelişmeler öne çıktı.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Geçtiğimiz hafta iki tankerin daha Umman Körfezinde saldırıya uğramasıyla İran dosyası gündemin başına oturdu. Mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Fuceyra limanı yakınlarında 4 gemi sabotaja uğramıştı. Görünen o ki ABD Başkanı Trump’ın İran’la yapılan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve İran’a yaptırım uygulamasıyla bölgede tırmanan gerilim, denizleri de ısıtacak.
İran’ın Hürmüz Boğazı ile kontrol ettiği Basra Körfezi’nin yani Umman Denizi’nin önemi dünya petrol ticaretinin üçte birinin bu bölgeden geçmesi. Günde yaklaşık 18 milyon varil petrol bu Körfez’den ihraç ediliyor. Petrol sevkiyatında yaşanacak herhangi bir aksama anında fiyatlara yansıyor. Nitekim tankerlere yapılan saldırıdan sonra petrolün varil fiyatı 4 dolar arttı. 
ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının başında petrol satışını engellemek var. İran’ın petrolden elde ettiği yıllık gelir 40 milyar dolar civarında. Ülke, ABD yaptırımlarından önce günde 2.4 milyon varil petrol ihraç ediyordu. Bu ihracat günlük 200 bin varile düşmüş durumda. Gelirleri İran Devrim Muhafızları’na gittiği gerekçesiyle petrokimya sanayine de yaptırım uygulanıyor.  
Tankerlere saldırıyı makalesinde irdeleyen Ortadoğu’nun tanınmış yazarı Abdulbari Atwan son saldırıları “şüpheli” olarak nitelendirdi. Atwan, Japonya’ya petrol taşıyan tankerlerin tam da Japon Başbakanı Şinzo Abe'nin Tahran’da bulunduğu bir zamanda gerçekleştiğine dikkat çekti; tarihten örnekler vererek İran’ın kendine yapılanı unutmadığını ve ABD’nin zannettiğinin aksine “kolay lokma” olmadığını ifade etti.

KÖRFEZ’DEKİ SAVAŞ ATEŞİNİ KİM YAKIYOR?

Katar’da yayınlanan al Şark gazetesi, saldırının uluslararası ticaret güvenliğini tehlikeye soktuğunu yazdı. Gazete başyazısında “Umman Körfezi’ndeki iki petrol tankerinin bombalanması, Körfez güvenliği için doğrudan bir tehdit teşkil eden ve gerilimi daha fazla kaldıramayacak olan Körfez bölgesinde gerginliği tırmandıran bir sabotaj operasyonu olarak geldi” dedi. Japon tankerlere yapılan saldırının Japonya, Katar ve diğer ülkelerin İran ve ABD arasındaki gerginliği azaltma çabaları sürecinde gerçekleştiğine vurgu yapıldı.

TÜRKİYE-RUSYA BİRBİRİNE MAHKUM

Türkiye uzmanı olarak bilenen Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin, Türk askerlerine yapılan saldırılarla yeniden gündeme gelen İdlib cephesindeki gelişmeleri ele aldı. Nureddin, “İdlib cephesi neden hareketleniyor?” başlıklı makalesinde Türkiye ile Rusya arasında gerçekleşen karşılıklı çıkara dayanan anlaşmaları sıraladı. Nureddin makalesini “Türkiye, Rusya ile füze anlaşmasını iptal edecek durumda değildir. Aynı şekilde Rusya, Suriye ordusunun İdlib’de geniş bir askeri operasyonla Türkiye’ye baskı yapmasını da istemiyor” diyerek sonlandırdı.

SUDAN KOMÜNİST PARTİSİ: CUNTA İLE PAZARLIK HATA

Halkın askeri cuntaya karşı direndiği Sudan’da “Sudan Komünist Partisi” önemli açılamalarda bulundu. Parti, Askeri Konseyi; “rejimi temsil eden ve asalak kapitalizmin çıkarlarını korumak için iktidarı ele geçiren eski rejimin uzantısı” olarak nitelendirdi. Parti’nin Sekreteri Muhammed Muhtar Hatib, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin Askeri Konsey ile müzakere yapmasının bir hata olduğunu söyledi. Hatib, “Ordunun genel karargahı önündeki oturma eyleminin dağıtılmasının sorumlusu Askeri Konsey’dir” dedi. Hatib, suçun faillerinden hesap sormak için bağımsız bir uluslararası soruşturma komisyonu kurulması çağrısında bulundu. Sudan halkını bütün talepleri karşılanıncaya kadar ayaklanmasına devam etmeye çağırdı.


TRUMP DÜNYAYI NEREYE SÜRÜKLÜYOR?

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Savaş, Körfez bölgesinde patlak vermediyse Umman Körfezi’nde bir aydan az bir sürede ve aynı yerde altı dev petrol tankerinin iki saldırıya maruz kalmasına ne diyeceğiz? Suudi Arabistan’ın yaptığı resmi açıklamaya göre Husi “Ensarallah” hareketi ve müttefikleri, balistik bir füzeyle Abha Havaalanını vurdu ve 26 yolcu yaralandı.
Amerika ve İngiltere gibi süper güçlerin Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile birlikte Fuceyra limanında dört tankerin bombalanmasıyla ilgili soruşturması şu ana kadar henüz bir neticeye bağlanmadı. İran, Japonya’ya petrol taşıyan tankerler neden saldırılsın?

TANKER SAVAŞLARI

İran ve Amerika arasında İran-Irak Savaşının son üç yılında (1985-1988) tanker savaşları patlak verdiğinde İran; deniz mayınları yerleştirdiğini açıkça kabul etmekte tereddüt etmedi. Körfez bölgesindeki sivil ve askeri gemilere saldırdı.
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, iki dev taşıyıcıya şafak saldırısını “şüpheli” olarak nitelendirmesi mantıklı. İran veya müttefikleri, Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin Tahran’da olduğu bir dönemde saldırı gerçekleşti. Saldırının Japon başbakanının Tahran ziyareti ile çakışması, Amerika’nın İran’ın müzakere masasına şartsız geri dönme teklifini kabul etmesi için baskısının bir unsuru. 

İranlılar, yapılan saldırıları unutmazlar. Tarihten dört tane örnek verelim: 

1. 1988’de İran-Irak savaşının bitmesinden neredeyse bir ay önce İran’ın Bandar Abbas Havalimanından Dubai’ye uçmakta olan İran Havayollarına ait Airbus tipi bir yolcu uçağı, 300 yolcusu ve mürettebatıyla beraber ABD’nin USS Vincennes savaş gemisi tarafından vuruldu. Birkaç yıl sonra el Kaide örgütüne ait olduğu iddia edilen bir intihar hücresi, Yemen’in Aden Limanında gemi patlattı ve 17 denizciyi öldürdü.
2. 1988’de Lockerbie’de Pan-Am havayollarına ait uçak düşürüldü. Uçakta bombayı patlatan İran’a yakın olduğu bildirilen Filistinli bir gerilla grubuydu. Eylem, İran uçağının “300 yolcusunun öldürülmesine misilleme” olarak gerçekleşti. 
3. 1983 yılında Beyrut’taki deniz üssü bombalandı. Hizbullah’ın gerçekleştirdiği intihar saldırısında yaklaşık 240 Amerikan denizci öldürüldü. Saldırıdan sonra ABD’yi Lübnan’dan çıkmaya zorlayan bir süreç yaşandı.
4. Tahran’da bulunan ve Suudi Arabistan’ın doğusuna denk düşen ABD askeri karargahına bombalı kamyon saldırısı düzenlendi. 1996’da gerçekleşen bu saldırıda 20 ABD askeri öldürüldü. Kamyonun Lübnan’dan gelmiş ve eylemi “Suudi Hizbullah’ı” gerçekleştirmişti. 

DEVRİM MUHAFIZLARI CEVAP VEREBİLİR

Bu dört örneğin sayılması, İran ve müttefiklerinin Umman Körfezi’ndeki son bombalamaların arkasında olduğu anlamına gelmez. ABD’nin İran’ın “sıfır petrol ihracı” siyaseti çerçevesinde boğucu yaptırımların uygulanması durumunda İran Devrim Muhafızları kendilerini ve ülkelerini korumak için sabotajlar yapabilir. Muhafızların Hürmüz Boğazı’dan günde 18 milyon varil ihracatını durdurma tehdidini de göremezden gelmiyoruz.
Körfez bölgesindeki mevcut gerilimleri tırmandırma sorumluluğu bizzat Trump’a attir. Tıpkı müttefiki Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen’de devam eden savaştan sorumlu olması gibi. İranlıların küçük bir lokma olduğunu düşündüğü zaman hesaplarda yanıldı. Bir uçak gemisi ve birkaç dev bombardıman uçağı göndermekle onları korkutabileceğini sanıyor. Tıpkı müttefiklerinin Yemen savaşında Husileri ve yeteneklerini tanımada yanıldıkları gibi. 

Hava alanları ve tanker savaşları ile gerilim açık bir şekilde tırmanıyor. Bir sonraki savaş tek yönlü olmayacak. İran-Irak savaşı trilyon dolara mal oldu. Irak’ın işgali sonucu Amerika’nın kaybı 7 trilyon doları buldu. Bölgenin şeklini, coğrafi ve siyasi haritasını değiştirebilecek bir sonraki savaşın maliyetinin ne kadar olacak? Bu soruyu ve ondan kaynaklanan tüm soruları cevaplamayı Başkan Trump’a ve John Bolton, Mike Pompeo gibi şahinlerine bırakıyoruz!


İDLİB CEPHESİ NEDEN HAREKETLENİYOR?

Muhammed NUREDDİN
al Halic

RUSYA ve Türkiye, 17 Eylül 2018’de İdlib’de askeri gerginliği azaltmak için bir anlaşma imzaladılar. Anlaşmaya göre silahlı muhalifler ve Suriye ordusu kuvvetleri arasında ağır silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulacak ve silahlı örgütlerin unsurları bazı bölgelerden çekilecekti. Lazkiye, Hama ve Halep’e ulaşan ana yolların bazılarının açılacaktı. Aynı zamanda silahtan arındırılmış bölgelerde Türk-Rus kuvvetleri devriye görevini yürüteceklerdi. Anlaşmaya göre “Gerginliği Azaltma Bölgelerinde” sayıları en az 12 olmak üzere Türk gözlem noktaları kurulacaktı.

Geçen yazın sonunda Putin ve Erdoğan, Soçi’de 2018 sonuna kadar tamamlanacak olan sözde başarıdan bahsettiler. Lakin anlaşmanın kum üzerine yazıldığı ve hiçbir şeyin yapılmadığı ortaya çıktı. Moskova, anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili Türkiye’ye yeni bir ay ve sonra bir ay daha vermek için gerekçeler icat etti. Dokuzuncu ayın sonuna geldik. Birinci yıldönümüne yaklaşıyoruz ve pratik önemli hiçbir şey yapılmadı.
Birkaç gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’yi şiddetle eleştirdi.  Muhaliflerin insansız hava aracıyla Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Rus üssüne ve Suriye ordusuna yaptıkları saldırılarla ilgili Türkiye’yi suçladı. 

Suriye ordusuna yönelik Rus saha desteği, İdlib’in kapısında durdu. Türk ordusunun girişi için Cerablus ve Afrin bölgesinin kapıları açıldı. Hiç şüphe yok ki Rusya’nın Türkiye’ye destek dosyası, Şam ve Moskova arasındaki tartışmalı bir dosyadır. Ancak Şam, tek başına hareket edecek koşullarda değil. Basitçe ifade edecek olursak bunu yapacak durumda değil. Suriye ordusunun muhalefet üzerindeki zaferleri; Rusya, İran ve diğerleri ile iş birliği içinde gerçekleşti. Bu durum herkesin yararınaydı. Bu nedenle Şam, öncelikle Rusya ve sonrasında İran ve diğerleriyle iş birliğine mahkumdur.

Şu an İdlib’deki durumla bağlantılı olarak Rus S-400 füzelerinin alınması tartışmaları arttı. Ancak Erdoğan, “Rusya’yla anlaşmanın iptal edilmediği ve iki ay içerisinde füzelerin teslim edileceği” çıkışını yaptı. Türkiye füze anlaşmasının sürdüğünü teyit ederken, 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’ta Putin ile Erdoğan arasında yapılan anlaşmanın karşılıklı çıkarların temelini attığını doğruladı:

1. Ankara, Rusya’nın Karadeniz’in altından boru hattı inşa etmesini kabul etti. Bu nedenle Rusya, Ukrayna’dan geçen tek doğal gaz boru hattına bağımlı olmaktan kurtuldu.
2. Ankara’nın Mersin’de nükleer reaktör kurma anlaşmasını yapması, Rusya’nın başarısı.
3. Ankara, NATO’daki bir devletin askeri sistemine aykırı olarak S-400 satın almayı onayladı.

Bu Rus kazanımlarına karşılık Ankara, Türkiye’nin Suriye’deki (ve daha sonra Irak’taki) ulusal güvenlik ve Türk hırsları için aynı derecede önemli kazanımlar elde etti:

1. Türk ordusu, Suriye’ye “Fırat Kalkanı” harekatıyla 2016’da imzalanan anlaşmadan hemen sonra girdi.
2. 2018 yılının başlarında Afrin bölgesine “Zeytin Dalı” adı altında operasyon gerçekleştirdi. 
3. 17 Eylül 2018’de gerginliği azaltılmış bölgelerle ilgili anlaşmayla İdlib kontrol altına alındı.
4. Astana süreci, Türkiye’ye Suriye krizinde oyuncu olmanın yolunu açtı. 
Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile füze anlaşmasını iptal edecek durumda değildir. Aynı şekilde Rusya, Suriye ordusunun İdlib’de geniş bir askeri operasyonla Türkiye’ye baskı yapmasını da istemiyor.


SUDAN: ŞEYTANLA ANLAŞMA

The Daily Star 
Başyazı

Harutum katliamı üzerine yazılan makale Guardian gazetesinin manşetine, “Sudan’daki askeri baskı, Beşir rejiminin kara yüzünü açığa çıkardı” şeklinde yansıdı. Bu süreçte, ülkenin en güçlü adamı ve Sudan yönetimindeki askeri cuntanın da başkan yardımcısı olan Muhammed Hamdan Dagalo’nun suçlu ruhu da meydana çıkmış oldu. 
Sudan’ın en güçlü milislerinden biri olan ‘Cancavid’in komutanı olarak Dagalo’nun arkasında insan hakları ihlallerinin kanlı izi var. 
Artık dağıtılamayacak kadar büyük olan milis kalıntıları, ordunun yanında doğrudan harekete geçti ve protestocuların ölü bedenlerini Nil nehrine fırlatarak suç kayıtlarını daha da arttırdılar. 
Tüm bunların ortasında Arap Birliği’nin üyesi olan Sudan halkı, tam anlamıyla ağır silahlı birimlerin merhametine, kendi hallerine terk edildi. 
ABD’nin Afrika’dan sorumlu sekreter yardımcısı Tibor Nagy, zalim askeri cunta ve sivil muhalefet arasında ara buluculuk yapması için Sudan’a gideceğini belirtti. 

ABD’nin planlı arabuluculuğunda güvenilir bir taraf olarak gördüğü kurum olan cunta, Ömer Beşir’i günah keçisi olarak kullandı. Doğrusu devrik diktatörün insan hakları ihlali, yolsuzluk ve tutuklanma emriyle sonuçlanan sicil kaydına dayanan kötü itibarının arkasındaki güç de yine bu askeri cuntaydı. 
Eskiden bulunduğu bölgenin ekmek sepeti olan bir ülkede kıtlığa yakın koşullarda eşi benzeri görülmemiş bir baskı altında yaşayan Sudanlılar, kana susamış rejime isyan ettiler. Onurlarının karşılığını kanlarıyla ödemeye hazırlar. İhtiyaçları olan şey ara buluculuk değil, dünyanın araya girerek bu aşağılık katiller kurulunu ortadan kaldırmalarına yardım etmesi. 30 yıllık sefaletin ardından ülkeye demokrasi müjdesi verilmesi. 

ÖNCEKİ HABER

Gazeteci örgütleri: Gazeteciler derhal serbest bırakılmalı

SONRAKİ HABER

The election defeat of Erdoğan, the counter offensive and the line of struggle!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa