28 Nisan 2019 19:09

Böyle gelmiş diye böyle mi gidecek?

Biz bu gidişata “dur” demek için içimizden bir kurtarıcı mı bekleyeceğiz?

Paylaş

Arzu AKSU

Malatya

Her seçim döneminde düzen partileri temsilcileri normalde uğramadığı sokaklara inerek halktan oy istemeye başlar. Arabalar giydirilerek sokak sokak gezer, tabii bir de o sokakları afişlerle donatmak da ihmal edilmez. Hepsi seçilmesi halinde her şeyi düzelteceğini, halka daha iyi şartlar sunacağını vadeder. Sonra seçim günü gelir ve biz sandığa gidip bu düzen partileri arasından birini seçeriz. Sonuçlar açıklanınca afişler toplatılır, arabalar sokaklardan çekilir, galibiyetini ilan eden makam koltuğuna kurulur ve bir dahaki seçime kadar onu seçen halkın yanına uğramayı aklından bile geçirmez. Halk yine içinden çıkamadığı sorunlarla baş başa kalır. Umutla, bıkmadan diğer seçimleri bekler. Peki yıllardır böyle geldi diye hep böyle mi gidecek? Ya da bizler seçimlerin bir şeyleri değiştirmediğini göre göre onlara umut bağlamaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

EMEKÇİYE ZIRNIK YOK, EGEMENE RANT ÇOK

Okuduğum kitaptaki bir köylü karakter "Rızkı veren Allah'tır buna itirazım yok. Ama 40 haneli köyde 39 haneye 1 dönüm tarlayı çok; 1 beye de koca bir köyü az görmüş rızkımızı dağıtan." diyerek isyanını dile getiriyordu.

Bir başka karakter ise beyin yanında hayvanların bakımından sorumlu olan köylüydü. Adam yapılan bu haksızlıklara tahammül edemiyordu. Her gece bey için yetiştirdiği binlerce attan yalnızca birinin kendisine ait olması hayaliyle uyuyordu. Bir de günü geldiğinde bu beyliklere son verip köylüden sömürdüklerinin hesabını soracağına dair yeminler ediyordu. Kendi kendine bu köyün kurtarıcısı görevini üstlenmişti sessiz sedasız.

Kitapta okuduklarım bana 2018 yılında kendisine lütuf gibi sunulan yaklaşık 200 TL’lik sözde zamma tepki gösteren işçileri hatırlattı. O dönem 39.000 TL maaş alan Erdoğan bu tepkiye "Elinize, dilinize dursun." diyerek karşılık vermişti. Yine aynı yıl milletvekili maaşlarına 3 bin TL civarında zam yapılmıştı. Emeğiyle ülkenin her karışını var eden emekçiye 3 kuruş için gözüne dizine dursun diyenler, söz konusu kendileri olunca fazlasıyla bonkör olmuştu.

BİR İHTİMAL DAHA VAR

Hikayeler, kişiler değişse de hak gaspları, sömüren ve sömürülen sınıflar değişmiyor. Biz bu gidişata “dur” demek için içimizden bir kurtarıcı mı bekleyeceğiz? Peki o kurtarıcı neden biz olmayalım?Nasıl mı? Sesimizi duyuracağımız, avaz avaz haklarımızı haykırabileceğimiz bir ihtimal daha var. O da elbette ki 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı!

Bu bayramın en önemli özelliği biz gençleri ne kadar barındırırsa o kadar güçlü olduğu gerçeğidir. Yıllardır işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar okullardan fabrikalardan, bulundukları her alandan gelerek birleşmektedir. Son yıllarda 1 Mayıslar yasaklamalarla geçiyor. İstedikleri kadar bizi engellemeye çalışsınlar, bizi korkutarak sindireceklerine vazgeçireceklerine inansınlar. Onların yok etmeye, zarar vermeye çalıştığı her mücadele ve başkaldırış hareketi başka mücadelelerin kıvılcımını da beraberinde getiriyor. İşçi sınıfı ve gençlik taleplerinden vazgeçmeyerek mücadelesini sürdürecektir, sürdürmelidir.

Daha eşit, adil özgür bir dünyada yaşamak hepimizin hakkı. Bunu bize vaat edip her seferinde bizi ezip geçen, işçilerin, emekçilerin, kanıyla teriyle iktidarını kuran, patronları koruyanların iktidarına mecbur değiliz. Bunu değiştirmek ise ne beklemekten ne de söylenmekten geçiyor. Kendi hakkımız olan için yine kendimiz mücadele etmekten başka çaremiz yok.  Birleşerek mücadele etmek ise 1 Mayıslara en çok yakışan tutumdur.

ÖNCEKİ HABER

Sanatın diyalektik süreci

SONRAKİ HABER

Eğirdir Gölü çöp tehdidi altında

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa