Kaçtıkları için değil, yakalanmadıkları için firariler

Görsel iddianame dosyasından alınmıştır

Kaçtıkları için değil, yakalanmadıkları için firariler

10 Ekim Ankara Katliamı sonrası görülen davada tutuklu sanıklara çeşitli cezalar verilse de hala 16 firari sanık bulunuyor.

Hazırlayan: Birkan BULUT

10 Ekim Katliamı’na ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tutuklu sanıklara çeşitli cezalar verilse de hala 16 firari sanık bulunuyor. Ahmet Güneş, Bayram Yıldız, Cebrail Kaya, Deniz Büyükçelebi, Edremit Türe, Hasan Hüseyin Uğur, İlhami Balı, Kasım Dere, Kenan Kutval, Muhammet Zana Alkan, Mustafa Delibaşlar, Nusret Yılmaz, Ömer Deniz Dündar, Savaş Yıldız, Walentina Slobodjanyuk, Yakup Selağzı olmak üzere 16 firari sanığın yargılanması için görülecek davanın ilk duruşması 8 Kasım’da başlayacak. Peki kim bu firari sanıklar? Neden yıllardır yakalanamadılar? Bugüne kadar ortaya çıkan emniyet ve savcılık tutanakları, IŞİD’in Türkiye’deki katliamlarını örgütleyenlerin takip edilmesine rağmen yakalanmadıklarını ortaya çıkardı. Avukat Eylem Sarıoğlu, dosyamızın son gününde bu sanıkların kim olduğunu ve neden hala tutuklanmadıklarını şöyle derledi:

Fotoğraf: Evrensel

İSTİHBARATLA SINIR PAZARLIĞI

İlhami Balı Türkiye’de IŞİD  ile alakalı birçok davanın sanığı olan bir kişi. IŞİD’in Türkiye sorumlusu olarak nitelendirilen Balı, 10 Ekim Katliam’nın yanı sıra HDP Diyarbakır Miting Katliamı ve Suruç Katliamının da sanıkları arasında. 10 Ekim mitingine canlı bomba eylemcileri Yunus Emre Alagöz ve kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu kişiyi Deniz Büyükçelebi ile birlikte Türkiye’ye gönderdiği, eylemi gerçekleştirenlerin ihtiyaçlarını karşıladığı ve maaşlarını ödediği belirtiliyor. Balı hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmasıyla fiziki ve teknik takip tedbiri uygulanarak, 4 Haziran 2014 tarihi itibariyle tüm faaliyetleri izlenmişti. Bu izleme esnasında İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin IŞİD’e eleman temini ve bu kişilerin Suriye’ye gönderilmesi, IŞİD adına para aktarımı, yaralı IŞİD’lilerin Gaziantep’te bulunan hastanelerde tedavi ettirilmesi, Suriye’ye araç geçirilmesi başta olmak üzere birçok örgütsel faaliyeti gerçekleştirdiği tespiti yapılmıştı. Ancak İlhami Balı, hakkında 20 Eylül 2014 tarihinde çıkarılan yakalama kararı olmasına karşın sınır faaliyetlerine devam etti, hatta istihbarat birimleriyle iletişim içerisinde oldu. Balı’nın 6 Ocak 2015 tarihli telefon görüşmesinde görüştüğü kişiye, sınırdan geçişini sağladıkları polis çocuklarını iade etmedikleri için istihbaratın sınırdan kimseyi geçirmelerine izin vermediklerini, istihbaratın kendilerine haber gönderdiklerini söylediği ortaya çıkmıştı.

Görsel iddianame dosyasından alınmıştır

SURİYE’DEN TEDAVİYE GELDİ, POLİS İZLEDİ

Deniz Büyükçelebi, hakkında yakalama kararı olmasına rağmen 10 Ekim Katliamı’ndan önce ve sonraki günlerde Kilis, Gaziantep ve Şanlıurfa’da rahatça dolaştığı telefon takibiyle tespit edilmişti. Edremit Türe’nin de IŞİD yöneticisi olduğu tespiti yapılıyor. “Şeyhim” diye başlayan, Yunus Durmaz ile birlikte yazdıkları yazıda Edremit Türe, 150 kişiye eğitim verdiklerini ve Türkiye’de amel yapmaya hazır olduklarını söylüyor. Savcılık tarafından yıllarca takip edilen Türe’nin El Kaide adına silahlı faaliyet yürüttüğü tespit edilmişti. Polis takibindeki Edremit Türe, Suriye’den Kırşehir’deki oğlunun yanına gelip tedavi olmuş ve yeniden Suriye’ye dönmesine göz yumulmuştu. Savaş Yıldız ise YPG’nin elinde esir bulunuyor. Yıldız kendisiyle yapılan röportajda İlhami Balı ve Edremit Türe gibi isimlerin MİT ajanı olduğunu iddia etmişti. Türkiye ve YPG arasındaki çatışma nedeniyle Yıldız Türkiye’ye iade edilemiyor. Bayram Yıldız hakkında ise IŞİD’e üye olma suçu nedeniyle dava açılmıştı. Çünkü iddianamede ve Yunus Durmaz’dan  elde edilen belgelerde Bayram Yıldız’ın örgütten düzenli maaş aldığı ve Yunus Durmaz’ın emrinde çalışarak para aldığı belirtiliyor. Bayram Yıldız aynı zamanda Savaş Yıldız’ın erkek kardeşi.

AHMET GÜNEŞ’İ İNFAZ GÖRÜNTÜSÜNE RAĞMEN SALDILAR

Ahmet Güneş ve Nusret Yılmaz hakkında IŞİD üyesi olma suçundan dava açılsa da örgütün yöneticisi oldukları ortada. İkisi hakkında 2012 yılında başlatılan soruşturmada diğerleri gibi onlar da yakından izlenmişti. 25 Mart 2014 günü yol kontrolü sırasında durdurulan bir araçta IŞİD’e ait malzemeler ele geçirildi. Araçta bulunan Ahmet Güneş, Mustafa Delibaşlar ve Ökkeş Durmaz’ın ikametgahlarında da arama yapıldı ve bir gün sonra tutuklandılar. Aramada bulunan bir görüntüde Ahmet Güneş’in Suriye’de bir şahsın öldürülmesi için fetva verdiği, ateşli silahla öldürülmesine iştirak ettiği açık ve net biçimde görülüyordu. Görüntülerde arasında 10 Ekim davasının diğer firari sanıklarının da kamplarda silahlı eğitim aldıklarını anlaşılmıştı. Ancak tüm bu delillere karşın Mustafa Delibaşlar ve Ökkeş Durmaz, infaz görüntülerine rağmen Ahmet Güneş tahliye edildi. Daha sonra Hatay’da ele geçirilen canlı bomba düzeneği üzerinde yapılan incelemede Ahmet Güneş ve Ömer Deniz Dündar’a ait parmak izleri bulundu.

Görsel iddianame dosyasından alınmıştır

GÜRCİSTAN YAKALADI, TÜRKİYE BIRAKTI

Nusret Yılmaz, 10 Ekim Ankara Katliamı ve birçok IŞİD davasının firari sanığı, örgütün Antep’teki sorumlularından biri. Nusret Yılmaz’ın geçtiğimiz yıl Gürcistan sınır kapısında yakalanıp Türkiye’ye iade edildiği hatta iki gün sonra aynı yerden yine geçmek istediği ortaya çıkmıştı. Gürcistan polisi Yılmaz’ı iki defa Türkiye’ye iade etmesine karşın şu an nerede olduğu bilinmiyor. Yetkililer isim ve soy isim benzerliğiyle olayı açıklamaya çalışsa da IŞİD’li Nusret Yılmaz ve Gürcistan sınırında yakalanıp serbest bırakılan Nusret Yılmaz’ın TC numaraları birbirini tutuyor. Bu olay “bazı IŞİD’liler korunuyor mu?” sorusunu akıllara getiriyor.

SİLAHLI KAMP GÖRÜNTÜLERİ VARDI

Cebrail Kaya hakkında da IŞİD’e üye olma suçundan dava açıldı. Yunus Durmaz’ın dijitallerinden elde edilen yazışmalarda Bettar kod adlı Cebrail Kaya’nın Suriye’den Türkiye’ye polis ve askere karşı saldırı yapmak üzere gönderilmesi isteniyor. Yazışmalardan Cebrail Kaya’nın Suriye’de olduğu anlaşılırken, Ahmet Güneş’ten elde edilen dijitaller içerisinde bulunan infaza ve eğitimlere ilişkin kamp görselleri içerisinde görüntüsü bulunuyor.

Hasan Hüseyin Uğur hakkında da IŞİD üyeliği suçu nedeniyle dava açıldı. Uğur’un dosyaya dahil olmasının nedeni, katliam öncesinde canlı bombaların kaldığı evde parmak izinin bulunması ve Yunus Durmaz’dan elde edilen dijital materyallerde örgütten para aldığı, sahte kimlik işleriyle uğraştığı ve sınırdan geçen IŞİD’lilerin gidecekleri hücre evlerine ve yerlere götürülmesinde görev aldığına ilişkin yazışmalar. Canlı bombaların kaldığı hücre evine herkesin girip çıkamayacağı düşünüldüğünde, Hasan Hüseyin Uğur’un sıradan bir örgüt üyesi olmadığı anlaşılıyor. Ömer Deniz Dündar’ın hakkında da örgüt üyeliğinden dava açıldı. Oysa hücre evinde yapılan aramada Dündar’ın fotoğrafının olduğu sahte bir nüfus cüzdanı bulunmuştu. Yıldız Bozkurt ismiyle düzenlenen sahte kimlikte bulunan fotoğrafın ise firari sanık Walentin Slobodjanjuk’a ait olduğu tespit edilmişti. Yakup Selağzı’nın da Ankara’daki NATO Temsilciliği’ne amel yapmayı istediği, amel için gönderileceği, iştihadi için özel olarak Türkiye’ye gönderilmesinin istendiğine ilişkin Yunus Durmaz’ın dijitallerinde bulunan dosyalarda bilgiler yer alıyor.

SERBEST BIRAKIP MUHBİR YAPTILAR POLİSİ ÖLDÜRDÜ

10 Ekim davası sanıklarından Suphi Alpfidan, katliamdan sonra 3 polisle görüştüğünü ama üçüncüsünün ismini “hatırlamadığı”nı söylemişti. Antep Emniyeti iki polisi tanık olarak mahkemeye gönderdi fakat birinin farklı kişi olduğu ortaya çıktı. Suphi Alpfidan’ın sorulara yanıt vermekten kaçınan polislere, diğer görüştüğü kişinin Ocaklar Karakolu’nda çalıştığını belirterek, “Sizinle aynı cemaatten” demesi duruşmaya damgasını vurmuştu. Alpfidan’ın ismini hatırlamadığını söylediği istihbarat polisi Hüseyin Gümüş’ün öldürülmesi, emniyetin IŞİD içinde muhbirlik faaliyeti yürüttüğünü ortaya çıkardı. 13 Temmuz 2016 tarihinde polis Hüseyin Gümüş’ün ölümü, basına “IŞİD’in hücre evini tespit etmek amacıyla terör örgütü militanını takip ederken başından vurulup, ağır yaralanarak yaşamını yitirdi” diye yansıtılmıştı. Ancak Gümüş’ü öldüren ve o dönem 17 yaşında olan Hanifi Çelik ile tanık polisin ifadeleri gerçeği ortaya çıkardı. Çelik ifadesinde “Ben daha önce DEAŞ terör örgütü üyesi olmak suçundan yakalanıp serbest bırakılmıştım ancak daha önce hiç Suriye’ye gidip gelmişliğim yoktur. İlk yakalanmamdan sonra terörle mücadele şubesi beni muhbir olarak kullanmak istedi, ben de kabul ettim” demişti.

İHBAR EDEN DE SERBEST BIRAKILMIŞTI

Hanifi Çelik ile birlikte yakalanıp serbest bırakılan Abdulsamet Cabael Suriye’ye kaçtı. Cabael’in Suriye’ye gidince örgüte Çelik’in polise muhbirlik yaptığını söylemesi üzerine, IŞİD Hanifi Çelik’e polisi öldürmesini söyledi. Suriye’de yaşayan ailesi üzerinden tehdit edildiğini anlatan Çelik, buluşma esnasında polis Hüseyin Gümüş’ü öldürdü. Çelik’i IŞİD’e ihbar eden Abdulsamet Cabael, aynı zamanda 10 Ekim ve Antep’te kına gecesi katliamını planlayanlardan Mehmet Kadir Cabael’in de kardeşi.

FİRARİ IŞİD’LİLER TÜRKİYE İÇİN HÂLÂ CİDDİ BİR TEHDİT

Avukat Eylem Sarıoğlu, tüm yargılama boyunca çıkardıkları temel sonuçlardan birinin şu an firari olan sanıkların bile isteye, göz yumularak firari konuma sokulduğunu vurgulayarak şöyle diyor: “Katliam öncesi haklarında birçok delil bulunmasına karşın gözaltına alınmayan, tutuklanmayan, tutuklansa dahi kısa süre içerisinde tahliye olan sanıklar, katliam sonrası da yakalanmamıştır. Yakalanmaları konusunda etkili bir çalışma yürütüldüğünü düşünmüyoruz.  Dosya firari sanıklarının büyük kısmının El Kaide terör örgütüne dayanan faaliyetleri ve bu faaliyetlerinin istikrarlı devam etmesi, bu sanıkların halen ciddi bir tehdit olduğu gerçeği ile bizi yüz yüze bırakıyor. Firari sanıkların bir kısmının yakalama kararına rağmen Türkiye’de çok rahatlıkla dolaşmaları ve örgütsel faaliyetlerine devam etmeleri ve yeni katliamları planlamaları, canlı bomba düzeneklerinde parmak izlerinin çıkması tehlikenin boyutunu göstermektedir.”

Polis tarafından yapılan baskında intihar eylemi sonucu öldüğü belirtilen Mehmet Kadir Cabael’i örnek veren Sarıoğlu şöyle devam etti: “Cabael 10 Ekim katliamı sonrasında Antep’te bulunmasına karşın 1 yıl boyunca rahatlıkla faaliyetlerine devam etti. Hatta 20 Ağustos 2016 günü Antep’te kına gecesine yönelik gerçekleştirilen katliamı planladı ve gerçekleştirilmesini sağladı. Mehmet Kadir Cabael’in eşi olan Fadile Cabael sanık olarak yargılandığı Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kocasının çok rahat dışarı çıktığını, işe gidip geldiğini’ ifade etmişti. Bu durumun kendisi dahi firari sanıkların yakalanması konusunda nasıl bir ‘çaba’ içerisinde olunduğunu gösteriyor. Yine Ahmet Güneş’in, Ömer Deniz Dündar’ın başka canlı bomba düzeneklerinde parmak izlerine rastlanmıştı. Firari sanıkların firari olmasının nedenleri 10 Ekim davasında da defalarca ifade ettiğimiz gibi devletin sorumluluğunu ortaya koymuştur. 8 Kasım’da firari sanıklar yönünden başlayacak dava sürecinde bu daha fazla ortaya çıkacaktır.”

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Ekim 2018 09:22
www.evrensel.net