Tahliye edilen ÇHD'li ve HHB'li avukatlar için yakalama kararı

Fotoğraf: MA

Tahliye edilen ÇHD'li ve HHB'li avukatlar için yakalama kararı

1 yıldır tutuklu yargılanan ÇHD'li ve HHB'li avukatların 12'si hakkında tahliye edilmelerinin ertesi günü tutuklama kararı verildi.

HHB ve ÇHD üyesi 17 avukat hakkında verilen tahliye kararına savcılık tarafından itiraz edildi. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi de 12 avukatın tahliyesine yönelik itirazı kabul etti. Sonrasında çıkarılan gözaltı kararıyla 5 avukat gözaltına alınarak adliyeye çıkarıldı. ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı da adliyeye gitti.

Halkın Hukuk Bürosu (HHB) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 17 avukat için İstanbul 37.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dün (14 Eylül Cuma günü) görülen duruşmada tahliye kararı verilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tahliyenin ertesi günü karara itiraz ederek 17 avukatın tutuklanmasını istedi. İtirazı değerlendiren İstanbul 37.Ağır Ceza Mahkemesi,12 avukatın yeniden tutuklamasını kabul ederek diğer avukatlara ilişkin verdiği tahliye kararında direndi.

Savcılık itiraz dilekçesinde, “Tutuklu sanığın üzerine atılı bulunan suçun vasıf ve mahiyeti, beyanlar, tutanaklar vb. deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile tutuklu sanığın üzerine atılı suçun ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar’dan olması ve bu suçların da tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak varsayıldığı CMK.’nun 100/3-a-11. alt bendinde sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle de bir tutuklama nedeninin bulunması, tutuklu sanığın üzerine atılı suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, 30.06.2017 tarih ve 30110 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin 20/06/2017 tarihli ve 2016/22169 Başvuru Numaralı Kararı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. Maddesi uyarınca iç hukuk bakımından bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri kapsamındaki yerleşik bir çok karar gerekçesinde 'kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi' amacının, tutukluluk tedbirinin uygulanabileceği haller arasında sayılmış olması, devam etmekte olan yargılamamızda da bu kaygı ve kriterlerin mevcut olması nedeniyle tutukluluk tedbiri gerekli olup; sair adli kontrol tedbirlerinin suç vasfı ve tutukluluk süresi nazara alındığında yetersiz kalacak olması, tutuklu sanığın eylemlerinin sübuta ermesi halinde sanığa verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olmaya devam etmekte olması gibi nedenlerle sanık üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak olması hususları ile gizli tanıklar ile tanıkların dinlenilmemiş olması, sanıklardan ele geçen dijital materyaller, sanıkların isimlerinin örgütsel arşiv içinde yer alması, itirafçı beyanları, İdil Kültür Merkezinden ele geçirilen dokümanlar vb. gibi deliller üzerinde gerekli incelemenin yapılmamış olması hususları hep birlikte göz önüne alındığında tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi gerekmekte ise de tutuklu sanığın ‘tahliyesine’ dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmakla, vaki itirazımızın kabulüne karar verilmesini talep etmek gerekmiştir” ifadelerine yer verdi.

MAHKEME 12 AVUKAT YÖNÜNDEN İTİRAZI KABUL ETTİ

Dün gece 17 tutuklu avukat hakkında tahliye kararı veren İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, itirazı değerlendirerek, 12 kişi hakkında itirazı kabul etti. Mahkeme, 5 kişi için de savcının itirazını reddetti. Savcılık, 5 avukat içinde üst mahkeme olan İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu.  Mahkeme’nin hakkında yakalama kararı verdiği isimler şöyle: Behiç Aşçı, Şükriye Erdem, Süleyman Gökten, Selçuk Kozağaçlı, Naciye Demir, Engin Gökoğlu, Ebru Timtik, Barkın Timtik, Ahmet Mandacı, Aycan Çiçek, Aytaç Ünsal, Özgür Yılmaz.

Mahkeme, avukatlar Ayşegül Çağatay, Yağmur Ereren Evin, Didem Baydar Ünsal, Yaprak Türkmen ve Zehra Özdemir için yapılan itirazı reddetti. Savcılık bunun üzerine avukatların tahliyesine yönelik itirazını bir üst mahkeme olan İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu. 

İtiraz üzerine avukatlar gözaltına alınmaya başlandı. Şu ana kadar gözaltına alınan avukatların isimleri şöyle: Aytaç Ünsal, Aycan Çiçek, Engin Gökoğlu, Behiç Aşçı ve Ahmet Mandacı. Hakkında yakalama kararı bulunan ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı da Çağlayan Adliyesine gitti.

AVUKATLAR DARP EDİLDİ 

Gözaltına alınan avukatlar, sabah saatlerinde Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Avukatlar için çok sayıda meslektaşları da adliye geldi. Gözaltına alınan avukatlar, tutuklama kararının yüzüne okunması için İstanbul 29'uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nin bulunduğu kata getirildi. Avukatlar burada yere oturarak, "Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz" ve "Baskılar bizi yıldıramaz" sloganları attı. Bunun üzerine polisler, avukatları yerlerde sürükleyerek nezarethaneye indirdi.

İSTANBUL BAROSU: MAHKEME BASKI ALTINA ALINDI

İstanbul Barosu, HHB ve ÇHD üyeleri için yeniden çıkarılan yakalama kararına tepki gösterdi. Cuma günü görülen duruşmada tahliye edilen avukatların, savcılık tarafından gelen itiraz sonucu cumartesi günü (15 Eylül 2018) yeniden gözaltına alınması hakkında, "Siyaset kurumu devreye girmiş, Mahkeme baskı altına alınmış ve karar 'geri aldırılmıştır'" ifadesi kullanıldı.

İstanbul Barosu tarafından yayımlanan açıklama şöyle:

“İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde, 17 avukatın tutuklu olarak yargılandığı davanın 14 Eylül 2018 tarihli celsesinde verilen tahliye kararı, meslektaşlarımızın özgürlüğe kavuşmaları kadar, gerekçesi itibariyle de hukuk kamuoyunca takdir toplamıştı. Bu karar;

- AHİM içtihatlarına atıfta bulunuyor,

- Tutuklamanın tedbir niteliğini öne çıkarıyor,

- Tutukluların avukat olmalarını, tahliyelerin nedeni olarak gösteriyordu.

Bir hukuk kurumu olarak, isnat edilen suçlamalardan bağımsız olarak, ülkemizde uzunca bir süreden bu yana yaşamakta olduğumuz "hukuk darlığını" açan ve evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı değerlerin, üstelik avukatların yargılandığı bir davada gerekçe olarak kullanılmış olmasından büyük bir sevinç duymuş, umuda kapılmıştık.

Hukuk umudumuz 24 saat sürmedi.

Mahkemece verilen tahliye kararlarına C.Savcılığı tarafından yapılan itiraz, aynı Mahkemece kabul edilerek yakalama kararları verildi.

Gelinen bu son durumun başka hiçbir izahı yoktur: Siyaset kurumu devreye girmiş, Mahkeme baskı altına alınmış ve karar "geri aldırılmıştır". Çünkü arada geçen 24 saat içinde;

- AHİM içtihatları değişmemiştir.

- Tutuklamanın tedbir niteliğinde bir değişiklik olmamıştır.

- Tutukluların avukatlıkları devam etmektedir.

Mahkemeyi bu kadar kısa süre içinde, birbiri ile bu denli çelişen iki karara imza attıran neden, yargının içindeki siyasetin tam da kendisidir.

Bu durum kelimenin tam anlamıyla rezalettir. Bu rezaletin sorumluları utanç duymalıdır. Bu tablo, yargıda "tuzun koktuğu" anlamına gelir. Bir ülkenin yargısı için daha büyük bir utanç vesilesi olamaz.

Bu ülkedeki Adalet Bakanlığının mevcudiyeti, bundan böyle "şekli bir unsur" olmaya mahkumdur. Böyle bir bakanlığın başındaki kişinin görev yapmaya devam etmesi, onun bakan olduğu anlamını taşısa da, adaletini taşıyamayacaktır. Adalet Bakanı, derhal istifa etmelidir. Kimsenin bu ülkenin yargısını bu konuma düşürmeye hakkı yoktur. Hiçbir siyasal güç, sahip bulunduğu kudreti, adalet terazisinin bir kefesine koyamaz. Siyaset kurumunun yargıyı bu denli baskı altına aldığı, hoşuna gitmeyen kararları "derhal" değiştirmeye zorladığı bir ülke, hukuk devleti iddiasını asla haketmeyecektir.

Buradan bütün yargı bileşenlerine o arada özellikle de yargıçlara çağrı yapıyoruz : Gelinen bu son noktadan itibaren, ülkemizin yargı tarihine bırakacağımız tek miras, bu baskıya karşı direnmektir. Siyasetin baskısı karşısında kuvvetler ayrılığının birliğe dönüşmemesi için son bir umut kalmıştır. Bu umut bütün yargıçların vicdanıdır. Atılan bir imzanın ifade ettiği saygınlığın, ikinci bir imza ile kaybedilmesi tehlikesi, sadece yargıca özgü kişisel bir yitim değil, büsbütün hukukun yok olması anlamını taşıyacaktır. Oysa siyaset kurumunun yargı üzerindeki baskısına direnç gösterilebilirse, hukuk tarihinde yeni bir sayfa açılmakla kalmayacak, geleceğin onurla şekillendirilmesi hakkı da elde edilmiş olacaktır.

Görünen dönemeç, uçurumdan önceki son çıkıştır.” (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Eylül 2018 19:42
www.evrensel.net
ETİKETLER ÇHDHHB