Erdoğan'ın yaptığı 'Faizde Merkez Bankasını suçla, sıyrıl' taktiği

Fotoğraf: AA

Erdoğan'ın yaptığı 'Faizde Merkez Bankasını suçla, sıyrıl' taktiği

Evrensel Ekonomi Editörü Bülent Falakaoğlu, Erdoğan'ın faiz eleştirisini ve MB'nin faiz artırımı kararını değerlendirdi.

Bülent FALAKAOĞLU

Merkez Bankası piyasaların beklentilerine kulak verdi. Ve faizi 6.25 puan oldukça sert bir şekilde yükselterek yüzde 24’e çıkarttı. 

Merkez açıklamasında ‘ihtiyaç halinde ilave parasal sıkılaşma yapılacak’ denilerek kararlılık dile getirildi.

Merkez kararını, “Son dönemde açıklanan veriler iktisadi faaliyette dengelenme eğiliminin belirginleştiğine işaret etmektedir. Dış talep gücünü korumakla birlikte iç talepteki yavaşlama hızlanmaktadır” sözleriyle savundu.

Yani, ‘kur artışları karşısında faiz artışı kaçınılmazdı’ dedi.

HAYAT PAHALILIĞI VE DURGUNLUK!

Merkez Bankası, ‘enflasyon eğilimi yukarı yönlüydü, kurlar yükseldikçe de iyice yükselecekti’ mealinde bir savunma yapıyor.

Evet, enflasyon yüzde 30’ları görebilirdi. 

Lakin enflasyonun yüzde 30’u görmesi engellense de, hemen öyle geri çekebilmesi imkansız. 

Kur şoku nedeniyle artan maliyetlerin büyük bir kısmı yansıtılmadı. 

Üstelik çekirdek enflasyonun katılığı kalıcı enflasyona işaret ediyor.  Bu düzeyin de yüzde 20’ler olacağını söylemek mümkün.

Bu da hayat pahalılığı sürecek demektir.

Yüksek faiz kararı ise ekonomide durgunluğun habercisi.  

Karar ticaret kredileri, tüketim kredileri faizlerini yüzde 30’un üzerinde tutacağı için artık borçla yatırım ve tüketime elveda demek. Kimse yüzde 35’ten kredi çekip yatırım yapamaz yapsa bile kâra geçemez.  

Faiz kararını ve sonucunu şöyle özetlemek mümkün: Hoş geldin stagflasyon (Enflasyon+durgunluk).

‘Faiz arttı piyasalar rahatladı’ çığlıkları atmak manasız! Artan faizin yükü de tıpkı kurlarda olduğu gibi vatandaşın sırtından çıkartılacak. 

Durgunluk ilanı anlamına gelen faiz kararı, işsizlik, ticaretin daralması gibi gelişmeleri aynen sürmesine sağlayacak. 

Geçen yılın ağustos ayından bu yılın ağustosuna bankaların ödediği faiz bir yılda 20 milyar artmıştı. Şimdi çok daha fazla artacak. 

Bu parası olana gelir transferi demek, emekçi kesimlerden faiz rantçısına kaynak aktarmak demek.

Yüksek kur, yüksek faiz sarmalı hem reel sektörü ve dolaylı olarak bankacılık sektörünü vuruyordu. Arka arkaya gelen konkordato açıklamaları da bunun göstergesiydi. 

Merkez Bankası döviz akışı iyice kesilmesin diye faiz rüşvetini koydu ortaya.

‘BEN DEĞİL O YAPTI’ TAKTİĞİ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Kurulu’nda faiz konusunda yine, ‘Enflasyon faizin sonucudur’ tezini yineledi. 

Ardından Merkez Bankasına adeta verdi veriştirdi:

* Merkez Bankası’nın hiç enflasyon hedefini tutturduğuna şahit olmadım.
* Bu işi bilmiyorsunuz arkadaş. Faizin oranını sen tespit edersin, enflasyon o akışta kendiliğinden oluşur.
* Özel bankalara ne oluyor? Yüzde 50’li faiz oranları size bir şey kazandırıyor mu? Bundan ancak eroin tüccarları kazanır.

Oysa Erdoğan da biliyor ki...

Hükümeti hiçbir orta vadeli program hedefini tutturamadı.

Merkez’in düşük enflasyon hedefi, hükümetin ücret ve maaşlara düşük zam yapma taktiğinin bir parçasıydı.  

Sıkı bir faiz karşıtı gözükse de meselesi programının çökmemesiydi.

Faiz artışı... 

KOBİ’leri, yandaş sermayeyi beslemeyebilme aracı kredi sisteminin tıkanmasının...  

Alt sınıfları (işçi-emekçileri) borç ile tüketimin içine çekebilme, yoksulluğunu dindirme ve kendine bağlama enstrümanı kredi silahının elinden alınmasının...

Kısaca hükümetin programının tükenişinin ilanı olacağı için direniyordu faize. 

Bal gibi de biliyordu bugün yüksek faiz artışı olacağını... 

Devletin ekonomi yönetiminden ısrarla verilen ‘Para politikalarıyla uyumlu mali politikalar’ söyleminin ne anlama geldiğini herkes gibi o da biliyordu.

Ekonomi kurmaylarından gelen, ‘Cari açık ve enflasyonla topyekün mücadele’ açıklamalarının yüksek faizi de kapsadığının o da farkındaydı.

Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Londra ziyareti sırasında “TCMB’nin bağımsızlığına” yaptığı vurgunun bir ön haberci olduğunu da.

VATANDAŞI YEDEKLEME HEDEFİ

Ülkenin ikili para sistemine (dolarizasyon) mecbur bırakılmasının...

Devlet ihalelerinden banka hesaplarına, kredilerden ev satışlarına her şeyin dövize bağlanmasının...

Üretimden finansa her şeyin dışa bağımlı olmasının sorumlusu bizzat başında bulundu AKP hükümetleri. 

Şimdi akşamdan sabaha, bağımlılıktan kurtulup kalkınmacı olmak imkansız.

Tarımda gözlenen daralma bitkisel üretimden tavukçuluk ve süte sıçrayınca nasıl üç yıl aradan sonra bugünlerde süt ürünleri ithali için Amerika’nın kapısı çalınıyorsa...

İktidar çaresizlikten piyasanın kapısını çalıyor.

Erdoğan da ödenecek acı ekonomik faturanın siyasi faturası kendisine çıkmasın diye ‘cambaza bak’ taktiğiyle hedef saptırıyor.

Vatandaşı yedeklemeye çalışıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Eylül 2018 17:23
www.evrensel.net