Büyük Bach

Johann Sebastian Bach'ın Almanya'nın Leipzig kentinde bulunan heykeli (Fotoğraf: Pixabay)

Büyük Bach

Ahmet Say, Johann Sebastian Bach'ı yazdı: Almanya’daki yüzlerce yıllık bir müzik birikiminin doruğudur o.

Ahmet SAY

Alman müzik tarihinde, birkaç kuşak boyunca “Bach ailesi”nden çok sayıda “müzikçi Bach” gelip geçmiştir. Oysa besteci yönüyle BÜYÜK sıfatıyla anılan sadece bir Bach vardır: Johann Sebastian Bach (1685-1750). Felsefede Aristo’nun, plastik sanatlarda Leonardo da Vinci’nin, şiir ve tiyatroda Shakespeare’in üstün yaratıcılığına, müzik sanatında karşılık bulan erişilmez bir ustadır Bach.

O, öncü bir besteci değildi. Oğulları bile onun yolundan ayrılmış, müzikte yeniliklere yönelmişlerdir. Büyük Bach’ı şöyle tanımlayabiliriz: Almanya’daki yüzlerce yıllık bir müzik birikiminin doruğudur o. Bu büyük besteciyi, “Yüzünün bir tarafıyla geçmişe, öteki tarafıyla geleceğe dönük bir ayna” olarak niteleyen tanım, yerinde bir benzetmedir.

BACH’IN SANATI ESKİYİ TEKRARLAMAZ

Bach, derin ve incelikli yaratıcılığıyla Hristiyanlıkta Protestan mezhebinin müzikteki doruğunu temsil etmiştir. 20. Yüzyılın ünlü müzikbilimcisi Curt Sachs’a göre, Bach’ın müzik sanatına getirdiği temel yenilikler şunlardır: “Füg, kantat, passion, missa, süit, concerto grosso ve toccato formlarında polifonik yazıda (eski usul çoksesli sistemde) en büyük olgunluğa onun eserleriyle varılmıştır. Şu da var ki, Bach’ın sanatı eskiyi tekrarlamaz. Gerçek bir büyük yaratıcı, başlanmış işi tamamlar ve onu tahtına oturtur. Bu doruk nokta, Bach’ın kişiliğinde ruh ve çağ bakımından Alman barok sanatının en yüksek düzeyiyle birleşmiştir. Onun erişilmez ifade gücü, yoğun bir çokseslilikle o çağa değin görülmemiş büyüklükte eserler yazmasına yol açmıştır. O, Protestan şiirinin genel olarak zayıf, şişirme, cilâlı sözleri altında, dinsel derinliklerin sözle anlatılamayacak özünü görmüş, 200 dolayındaki kantatıyla “Pazar âyinleri”nde orgun görevini genişleten, derinleştiren koral prelüdlerinde dinsel aydınlanma çağına yeni bir anlam katmıştır. Bir tek Bach deyişi yoktur. Eserlerindeki üstünlüğün zenginliklerini kolayca açacak bir anahtar bulamıyoruz.”

MOZART VE BEETHOVEN BÜYÜKLÜĞÜNÜ SEZDİ

Bütün ileri özelliklerine karşın Bach, ölümünden sonra uzun bir süre yok sayılmıştır. Çağdaşları olan Telemann, Haendel ve ötekiler, övgü ve hayranlıkla anılarak eserleri seslendirilirken o akla bile gelmemiştir. Kendi müzikçi oğulları bile ondan “kapanmış bir dönemin eski ustası”, “eski peruka” gibi nitelemelerle bahsetmiş, eserleri konser programlarında yer almamıştır. Ancak Mozart ve Beethoven gibi dâhiler, görebildikleri çok az eserine bakarak onun büyüklüğünü sezmişler, anlamışlardır.  Ölümünden sonra daha 10 yıl yaşayan eşi ise yokluk içinde ölmüştür. En küçük kızı Susanna Regina da 1809 yılında ölene değin, yaşamını açlık sınırında sürdürebilmiş, ancak parasal yardımlarla ayakta kalabilmiştir. Susanna için açılan bağış kampanyasına katılanlar arasında Beethoven de vardı. 1800’lü yılların başlarında, Nicolaus Forkel ve Frederich Rohlitz’in yazıları ile Carl Friedrich Zelter’in Bach hayranlığı ise sadece bestecinin adının unutulmasını önleyebilmişti.

ALMANYA’NIN MÜZİKTEKİ DORUĞU

Johann Sebastian Bach, derin ve incelikli yaratıcılığıyla Lutherci Almanya’nın müzikteki doruğunu temsil etmiştir. Orgcu olarak başladığı kariyerini Arnstadt (1703-1707) ve Mühlhausen kentlerinde sürdürmüş (1707-08), ayrıca Weimar Dükü’nün sarayındaki orkestrada orgcu ve başkemancı olarak görev almış (1708-17), Köthen Prensliğinde müzik yönetmeni olarak hizmet vermiş (1717-23) ve Leipzig’deki St. Thomas Kilisesi’nde müzik yönetmeni olarak yaşamının sonuna kadar 27 yıl görev yapmıştır (1723-1750).

Bach, yedi kuşak boyunca müzikçilik yapan bir ailenin beşinci çocuğuydu. İlk müzik derslerini keman sanatçısı olan babasından alan küçük sanatçı, 10 yaşındayken babası ölünce Lüneburg’daki amcası Johann Christoph’un yanında yetişmiştir. Christoph, çocuğun müziğe olan tutkusunu ve aşırı çalışma temposunu gemlemek amacıyla dönemin ünlü bestecilerin eser örneklerini içeren bir müzik kitabını ondan gizlemiş, ama Sebastian kilit altındaki bu kitabı bulup kopya etmiştir.

200 KİLOMETRE UZAKTA BULUNAN LÜBECK'E YAYA GİTTİ  

Bach, ilk eserlerini lise öğrenimini yaptığı Lüneburg’da yazmıştır. Bu parçalar arasında org için bestelediği “Koral Ön Müzik” ile prelüdler ve fügler vardır. Liseyi bitirdiği yıl, 18 yaşındayken Arnstadt kentindeki Bonifacius Kilisesi’nin orgculuğuna getirilmiş, 1704’te ilk kilise kantatını bestelemiştir. 1705’te dönemin büyük bestecisi ve org sanatçısı Dietrich Buxtehude’den (1637-1707) yararlanmak amacıyla yaklaşık 200 kilometre uzakta bulunan Lübeck kentine yaya giden Bach, dört ay sonra Arnstadt’a dönüşünde, izin süresini çok aştığı için kilise yöneticileri tarafından sorgulanmış, bunun üzerine Mühlhausen kentindeki kilisede orgcu olarak çalışmaya başlamıştır (1707). Aynı yıl, kuzeni Maria Barbara ile evlenen besteci, ertesi yıl Weimar kentinde saray orgculuğuna getirilmiştir. Burada İtalyan stilini de inceleme fırsatı bulan Bach, dönemin ünlü İtalyan bestecilerinden Albinoni, Corelli ve Vivaldi’nin müzikleri hakkında bilgi edinmiş, Vivaldi’nin bazı konçertolarını klavsen’e uyarlamıştır.

1717 yılında Köthen Prensliği’nden öneri alan besteci, Prens Leopold’un saray orkestrası yönetmenliğine atanmıştır. Oda müziği eserlerini daha çok bu dönemde yazmıştır. 1721 yılında Brandenburg Dükü Christian Ludwig’e sunduğu 6 konçertonun yanı sıra, orkestra süitleri, keman konçertoları, keman, viyola, flüt ve başka çalgılar için sonatlar bestelemiştir. Köthen Sarayı, Bach’ın yaratıcılık sürecinde önemli rol oynamıştır.

1721’de eşi Maria Barbara’nın ölümünden bir süre sonra soprano Anna Magdalena ile evlenen Bach, 1723 yılında Leipzig kentinin ünlü Thomas Kilisesi’nde müzik yönetmenliğine getirilmiştir. Bu kentte, öldüğü güne değin yaşadığı yıllar boyunca dinsel ve din dışı 300 kantat, passionlar, si minör “Missa”, İtalyan Konçertosu, “Goldberg Çeşitlemeleri” gibi büyük kuruluşlu eserler yazmıştır. Bu yıllarda Bach, Telemann’ın 1704’te kurduğu Collegium Musicum’u da yönetmiştir (1729-1740).

Bach’ın müzik yaşamı boyunca sürdürdüğü ağır çalışmalar dolayısıyla yaşlılık döneminde görme duyusu iyice zayıflamıştır. 1749 yılında, yakındaki nesneleri artık seçemiyor, göz ağrıları çekiyordu. Son eseri olan Füg Sanatı’nı tamamlama çabası içinde olduğu günlerde, dönemin ünlü hekimi Dr. C. J. Taylor tarafından ameliyat edildikten sonra sanatçı, görme duyusunu bütünüyle yitirmiştir. Ancak, ölümünden 10 gün önce yeniden görmeye başlamış, bu günlerde geçirdiği felç ve yüksek ateş nedeniyle karanlık bir odada komaya girmiş, 28 Temmuz 1750 günü yaşamdan ayrılmıştır.

ESERLERİ ÜZERİNE

Bach’ın kişisel stili, barok dönem müziğinin doruğu kabul edilir. Opera ve bale dışındaki bütün müzik çeşitleri ve formlarında eserler yazan bestecinin günümüze ulaşan 1080 eseri, genel olarak şu açılardan değerlendirilir:  

1) Ses müziği ve çalgı müziği eserleri yönünden.
2) Alman, Fransız ve İtalyan stillerine yakın lıkları açısından.
3) Yaşamında önemli yeri olan kentlerdeki farklı ortamların belirlediği evrelere göre.

Burada belirtmek isterim ki, Bach’ın 1080 eseri üzerine değerlendirmeye gitmeksizin, yalnızca bir sıralama yapmaya kalkışmak bile, gazetemizde uzunca bir tefrikayı gerektirir. Dileyen okurlarım, bu konuda benim hazırladığım Müzik Ansiklopedisi’nin 1. Cildindeki J.S. Bach maddesi’nin sonundaki eserler listesine göz atabilir.  

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Eylül 2018 20:55
www.evrensel.net