Sanat ve yaşam ustam Eren Eyüboğlu

Fotoğraf Gülseren Südor'un arşivinden alınmıştır

Sanat ve yaşam ustam Eren Eyüboğlu

Ressam Gülseren Südor, 'ustam' dediği Ressam Eren Eyüboğlu'yu yazdı: Yaşamı, hep resim sanatı içinde yoğrularak geçmiştir ama ne denli zorluklarla?

Gülseren SÜDOR
Ressam

Romanya’nın Yaş kentinde 1907 yılında doğan ve 1988 yılında İstanbul’da vefat eden Eren Eyüboğlu; Türk resminin çok önemli bir kadın ressamıdır.

Ülkesinde, Ernestine olan doğum ismini ve dinini değiştirmesi, 1930’da Paris’te tanışıp, aşık olduğu ve 1936’da İstanbul’da evlendiği ünlü ressam, şair Bedri Rahmi Eyüboğlu sayesindedir.

Batıda ikonalar ve sanatın şaheserleri arasında büyümüş, sanatını geliştirmiş, ülkesinde ki akademiyi bitirdikten sonra gittiği Paris’te Eren Eyüboğlu; Andre Lhote Atölyesinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu tanımasını hayatının en güzel olayı olarak sık sık dile getirirdi. O da aynen eşi gibi, yaşamının sonuna kadar yeni ülkesinin, yöresel, folklorik ögelerinden ve Türk halk sanatları ürünleri olan yazma, kilim, cam altı resimleri, at arabaları süslemeleri, nakışlardan etkilenerek,  kendine has yorumuyla tüm bunları resminin başköşesine oturttu.

Otuzların sonları ve kırklı yılların başında CHP’nin sanatçıları Anadolu’nun çeşitli kentlerine gönderip yurdun her köşesinin resmedilmesi programı içerisinde; Anadolu’da, Bursa, Edirne, Çorum, Antalya gibi ve daha sonraları göreceği birçok yöreler onun yaşamının sonuna kadar kullanacağı konu zenginliğine sahip olmasına neden oldu.

‘YAPTIĞI İŞİ ÇOK CİDDİYE ALIRDI’

Nice Türk ressamı Anadolu toprakları üzerindeki ellinin üstünde olan gelmiş geçmiş medeniyetlere, göz ucu ile dahi bakıp ilgilenmezken ve kendi topraklarının düşünce ve sanatsal anlayışından uzaklaşarak görmemezlikten gelirlerken; yüzlerini sadece batıya dönmüşken; aslında Romanya kökenli olan Eren Eyüboğlu, sanatında bu güçlü ve kadim pınardan sonuna kadar beslendi. Ve yüzde yüz Türkiyeli bir kadın ressam olarak adını Türk sanat tarihine yazdırttı.

Eren Eyüboğlu; “Bence resimde konu kıtlığı diye bir şey yoktur. Samimi bir ressam için; kendine en yakın olan eşya ve insanlar, manzaralar bir gün nereden geldiği bilinmeyen bir tesirle resimlerine ilham kaynağı olabilmelidir. Aynı zamanda, her düşünsel olay ve konuyu da resmedebilecek kadar da ufku geniş olmalıdır” diyerek yaptığı işi çok ciddiye alırdı.

Aynı gün içinde desen, tarama, yağlı boya, pastel veyahut karışık teknik daha doğrusu o gün elinin altında veya yakınında hangi malzemeler var ise ya tek tek ya da hepsini birden kullanarak resim yapardı. Tüm bunları nereden mi biliyorum? Biliyorum çünkü 1975’den 1988’e kadar Eren Hanımla çok yakın bir nevi anne-kız ilişkisi içinde sanat dostları olduk. Benim, genç bir sanatçı olarak, sanatın zorlu ve de bazen çıkmaz sokaklarında yolumu bulabilmek için bir kılavuza ihtiyacım varken; o da ben de dünyaya çağdaş ve yeni bir pencereden bakan, düşünen bir genç beyne olan ihtiyacını gidermiştir diye düşünüyorum.

‘RESİM YAPARAK GÜÇLÜKLERE KARŞI KOYDU’

Eren Eyüboğlu’nun yaşamı, hep resim sanatı içinde yoğrularak geçmiştir ama ne denli zorluklarla? Onu ancak Eyüboğlu ailesini ve kendisini yakın tanıyanlar bilebilir.

Elli iki yıl boyunca yabancı bir gelin ve ressam olarak, zamanın kültür ve sanat ortamının baş tacı ettiği eşi Bedri Rahmi ile birlikte, Avrupa’yı sarsan bizim ülkemizi de etkisi altına alan İkinci Dünya savaşının çetin yıllarında çocuklu bir anne olarak, hemen hemen her gün resim yaparak güçlüklere karşı koyabildiğini, kendini bu şekilde sağalttığını söylerdi.

Eren Hanım, Bedri Rahmi’yi çok büyük bir aşkla,  öz vatanını terk edip, dinini, ismini değiştirecek denli sevdi. Aşkları; birçok zorlukları yenerek evliliğe dönüşmüş ve bir de oğul sahibi olmuşlardı. Ama bu evlilik; neredeyse kırk yıla yakın bir zaman boyutunda birçok sarsıntılarla devam etti. Çatalkaram şiirine ilham veren heykeltıraş Mari Gerekmezyan olayında olduğu gibi. Oğulları Mehmet Eyüboğlu’nun da anlattığı gibi; “Bedri Rahmi’nin tüm yaramazlıkları vız gelmiş Eren Hanım’a.  Onun engin temizliğinde babam yunmuş, yıkanmış, adam olmuş. Eren Eyüboğlu bir sevgi yumağıdır. Durup dinlenmeden sevmiş. Yeni yurdunu, ailesini, kocasını, yuvasını, oğlunu, resmini, dostlarını, Türk halkını, doğayı sevmiş”

Eren Hanım;  1975 de Bedri Rahmi’yi kaybettikten sonra da, tıpkı eşinin zamanında olduğu gibi evinde sık sık zamanın sanatın her dalında ürün veren ünlü kimliklerini davet eder partiler düzenlerdi. Bu toplantıların birinde bana, sınıf arkadaşlarımdan birini gösterip “İşte Bedri’ninkilerden biri. Benim bu ilişkiyi bildiğimi bilmiyor.” dediğinde, Bedri Beyin hocam olması nedeni ve ona olan saygımdan dolayı kendisine ne diyeceğimi bilememiştim.

‘O BENİM KUTUP YILDIZIM OLDU’

Eren Eyüboğlu ile geçirilen her anı; onun sanatsal kültür, deneyim ve teknik bilgilerle dolu konuşmalarını; bu petekten çok özlü ve değerli bal alınacağının garantisi olarak gördüğümden çok dikkatle dinlerdim. Vefatının üzerinden otuz sene geçmesine rağmen, hala zaman zaman, onunla Fenerbahçe’de peysaja çıktığımızda, Kalamış’ta ki evde modelin karşısında birlikte aynı konuyu resmederken veya zamanın güncel sergilerini gezerkenki sesi kulağımda o günkü kadar canlı olarak çınlar. İş Bankası yayınlarından çıkan ve retrospektif sergisine eşlik eden kitabında da yazdığım gibi. Eren Eyüboğlu benim  “SANAT ve Yaşam USTAM”dır. Ben bu gün hala resimle yatıp kalkıyorsam bunu itiraf etmeliyim ki atölye hocam Bedri Bey’e değil Eren Hanıma borçluyum. O, kadın olsak da, özgür bir birey ve sanatçı olmanın, üretmenin yollarının nasıl olabileceğini bana doğrudan gösteren “Kutup Yıldızım” oldu.

Eren Eyüboğlu; ardında üstün yeteneğini ve çalışma azmini kullanarak ürettiği çok sayıda eser bıraktı. Son zamanlarında kendisi ile yapılan bir söyleşide “Yaşadım yaşayacağım kadar, çokta resim yaptım” dedikten kısa bir müddet sonra Kalamış’taki evinde 30 ağustos 1988’de gözlerini kapatıp, sevgili Bedri’sine ebediyen kavuştu.

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Ağustos 2018 21:53
www.evrensel.net