Peki bu 103 insan nasıl öldü?

Fotoğraf: Özcan Yaman/EVRENSEL

Peki bu 103 insan nasıl öldü?

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, 10 Ekim Ankara Katliamı davasına ilişkin ilk gün izlenimini yazdı.

Fatih POLAT
Ankara

100’ü saldırı sırasında 103 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Garı Katliamı davasının Sincan Ceza İnfaz Kurumu’ndaki duruşma salonunda gerçekleşen 10. grup duruşmasının ilk günü.

Araçlar, duruşma salonuna 500 metre mesafedeki alanda bırakılıyor. Oraya kadar da aracımız üç ayrı noktada arandı, kimlik kontrolü de yapıldı.

BU ARAMALAR 10 EKİM’DE OLSA BU DAVA OLMAZDI

İnsan düşünmeden edemiyor: Bu kadar arama 10 Ekim 2015 günü yapılsaydı, şimdi bu dava olur muydu?

Mahkeme heyeti, saat 10.22’de salona geldi. 900 kişi kapasiteli salonun iç mimarisi şöyle tarif edilebilir. Orta bölümün, mahkeme heyetine doğru olan ön kısmında davanın tutuklu sanıkları için ayrılmış bölüm var. Etrafında üç sıra jandarma dikkati çekiyor. Yaklaşık 200 kadar jandarma, 100 kadar da polis olduğu söylenebilir. 10 Ekim’de yakınlarını kaybedenlerin aileleri ve müşteki avukatları ile sanıklar arasında jandarmanın oluşturduğu duvara ek olarak bir de boşluk var. Mahkeme heyetinin iki yanında ise salonu yansıtan iki büyük ekran.

MERKEZ MEDYA İZLEMİYOR

Basın bölümü ile izleyici bölümü ise salonun diğerlerine en uzak noktasında. İtiraz ve taleplerimiz üzerine biraz daha öne geçmemiz mümkün oluyor. Basın bölümünde merkez medyadan kimse yok, bir elin parmağı kadar gazeteciyiz.

Duruşma 10.30’da başladı.

Savcı, duruşmanın başında, müşteki avukatların mütalaaya karşı mahkemeye yazılı olarak sunduğu beyanlara rağmen, 12 Haziran 2018 tarihli mütalaasında bir değişikliğe gitmeye gerek görmediğini ifade etti.

Avukatlar söz alarak, bu celsenin ilk bölümünde katliamda yaşamını yitirenlerinin yakınları ve o gün yaralananların dinlenmesini talep ettiler.

Heyet önce bu talebi reddetti, avukatların ısrarı ve salondan gelen tepkiler üzerine ise talep kabul edildi.

Ardından ilk olarak söz alan katledilenlerden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, 10 Ekim sabahını anlatırken, “Eşim, ‘bu işte bir gariplik var, neden bizi arayan yok. Otobüsler neden doğrudan Sıhhiye’ye gidiyor’ dedi. Biz alana girdik. Oğlum Korkmaz, Denizli’den geliyor. Aradım ‘Korkmaz, neredesin?’ dedim. Oğlum ‘biz Emek Partisi’nin arkasında yürüyeceğiz’ dedi. O anda bomba patladı. Biz aile olarak üt üste düşerken, Kormaz’ın oradan sağ çıkacağını düşünüyordum. Biz Gar’a doğru koşarken üzerimize gaz bombası atıldı. Benim oğlumun nefesi daraldı da orada öldü.”

Tedik, sorumluluğu olan kamu görevlilerinin de yargılanmasını isterken, geçen celsede okunan mütalaa için ise,  “Yeter ya, bizi bir kez daha öldürmeyin” dedi.

Ardından konuşan Kemal Kılıç da, “Bugün biz buraya gelirken kaç aramadan geçtik. Bugün önlem alan kolluk kuvvetleri o gün neredeydi? Bunları sormak bizim hakkımız değil mi? Biz adalet için buradayız.” diye konuştu.

‘HAZIR MISINIZ HAKİM BEY?

10 Ekim’de yaralanan Ayşegül Duman ise saldırı gününü anlatarak, “Epilepsi hastası olarak yerde yattım. Yanımdaki arkadaşım olmasaydı ben de şimdi yaşamıyor olacaktım. Gerçek adalet istiyoruz. Aranır durumda görünen kişi Ankara Emniyeti’nden pasaport alıyor.” dedi ve ekledi: “Hakim bey hazır mısınız bundan sonra yaşanacak katliamların sorumluluğunu almaya? Bütün kamu kurumlarının gözü önünde yaşandı bu katliam. O gün bize gökyüzünden et parçaları yağdı.”

10 Ekim saldırısından sağ kurtulan Özcan Yaman da, bugün salona gelirken arandıklarını hatırlatarak bunun 10 Ekim günü ile bir ironi oluşturduğunu söyledi. Mahkemenin, ‘Gar patlaması’, ‘Gar olayı’ diyerek davayı küçülttüğünü ifade etti. Gerçekten de, duruşma salonunun kapısında ‘Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ ifadesinin yanında el yazısıyla şu yazıyor: ‘Gar patlaması’

Yaman sözlerini şöyle tamamladı: “Bu mahkemeyi derdest edip kapatmak istiyorsanız, bu mahkeme yeniden açılır hakim bey.”

10 Ekim katliamında yaralananlardan Muhammet Bahadır Kılıç da, mahkeme heyetine “15 Temmuz darbe girişimi gecesi halkın üzerine kurşun sıkanlarla, 10 Ekim’de saldırıya uğrayanlara gaz sıkanlar arasında ne fark var?” diye sordu. Bu mahkeme heyeti aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişimi çatı davasına da bakan heyet olduğu için bu çok yerine oturan bir soruydu.

10 Ekim’de, bir öğretmen olan babasını kaybeden Çağlayan Bozacı’nın konuşması sırasında Mahkeme başkanı ‘üslubunuza dikkat edin’ diyerek araya girdi. Salondan gelen tepkiler üzerine ise Mahkeme başkanı, konuşanların art arda dikkat çektiği sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin yargılanması talebini kastederek, “Biz de suç duyurusunda bulunduk.” dedi. Yani bir anlamda, ‘Biz suç duyurusu yaptık ama dikkate alınmadı, yapabileceğimiz bir yere kadar’ demiş oldu. Ancak bu, mahkeme heyeti açısından ‘sınırlarını’ gönüllü kabullenmek anlamına geliyor aynı zamanda.  

Tansiyonun yükseldiği bu anda konuşmasına devam eden Çağlayan Bozacı, Erdoğan’a yönelik ifadeler kullanınca mahkeme başkanı, ‘çıkarın dışarı’ dedi ve duruşmaya ara verdi.

Aradan sonraki bölümde söz alan avukatlar, dava dosyasında bulunan istihbarat raporları, dinleme kayıtlarına dayanarak kamu görevlilerinin ihmallerini somut olarak dikkat çekti ve “Tetikçi katillerin idamını da isteseniz, adalet yerini buldu dedirtemezsiniz.” dediler. Avukatlar, hükmün TCK 77. Maddesi’nde düzenlenen “insanlığa karşı suç”tan kurulması gerektiğine de özel vurgu yaptılar.

10 Ekim saldırısına katılanlardan, canlı bombalar dışındakilerin, Ankara’ya geldikleri gibi hiçbir engel ile karşılaşmadan gitmiş olmalarına da dikkat çeken avukatlar, üstelik bu kişilerin kayıtlarda ‘aranır’ durumda gözüktüğünü dile getirdiler.

Avukat Nuray Özdoğan da, davanın politik karakterine vurgu yaptı: “Eğer IŞID’i beslemek bugün bir devlet tercihi değilse o zaman bunu yargılamasıyla göstersin. Acaba kaç kişi öldüğünde ve hangi kesim öldüğünde bu insanlığa suç olarak kabul edilecek?”

‘SORALIM, DÜZENLE BİR SORUNLARI VAR MI?’

Avukat Senem Doğanoğlu da, “Hüküm mütalaada, ‘insanlığa karşı suçu’ düzenleyen TCK 77’den değil de, TCK 309’dan, yani Anayasal Düzeni ihlal’den kuruluyor” dedikten sonra, sanıklara dönerek; “Soralım acaba düzene dair bir sorunları var mı?” dedi.

‘DİNK DAVASINDA KAMU GÖREVLİLERİ YARGILANIYOR’

Avukat İlke Işık, böylesi bir dosyanın dünyanın başka bir yerinde hükümet devireceğini belirterek, “Tek bir kamu görevlisi hakkında devam eden bir soruşturma nasıl olmaz böyle bir dosyada? Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü hangi önlemleri almıştır? Bunu sormanız gerekmiyor mu?” ifadelerini kullandı.

Hrant Dink Cinayeti davasının 8 yıl sonra kamu görevlilerinin yargılandığı bir davaya dönüştüğüne dikkat çeken Işık, Dink davasında sanıkların ‘bilmiyorum’ demeleri karşısında mahkeme başkanının ‘Peki bu insan nasıl öldü?’ diye sorduğunu hatırlatarak sordu: “Peki bu 103 insan nasıl öldü?”

Öğleden sonraki bölümde avukatlar, Erdoğan’a dair sözleri nedeniyle mahkemeden çıkarılan Çağlayan Bozacı’nın salona alınmasını talep etti. Mahkeme Başkanı, ‘Bu, bugünlük bir tedbir’ yanıtını verdi. Salondan ‘o babasını kaybetti’ biçimindeki tepkileri ve avukatların ‘Eğer kendisini salona almazsanız bir de kararınızı protesto ederek salonu terk edeceğiz’ demeleri üzerine, heyet Bozacı’nın salona alınmasına karar verdi.

HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de konuşan isimler arasındaydı.

10 Ekim Katliamı davasının 10. grup duruşmasının ilk gününün kısa özeti: Avukatlar, savcı ve mahkeme heyetini sarsmak için bıkmadan usanmadan çaba gösterdiler.

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Temmuz 2018 18:57
www.evrensel.net