NATO Zirvesi: Müttefiklerin zor günü

Fotoğraf: AA

NATO Zirvesi: Müttefiklerin zor günü

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Brüksel’deki NATO Zirvesi, Brexit krizi ve çıkan kararlarla Neonazi çevreleri sevindiren NSU davası vardı.

Avrupa’nın en önemli gündemi Brüksel’de 11-12 Temmuz’da gerçekleştirilen NATO Zirvesiydi. Zirve bir kez daha Batının nasıl parçalandığını gözler önüne serdi. ABD Başkanı Donald Trump, NATO’nın diğer 28 ülkesini yeterince koruduklarını, artık herkesin mali katkısının artırması gerektiği fikrini bu sefer daha sert biçimde dile getirdi. Diğer yandan Trump, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i Rusya’ya bağımlı olmakla suçladı. Pazartesi Putin’le görüşecek Trump’ın AB’nin en güçlü ülkesi Almanya’ya yönelik eleştirisi egemen basında bu toplantının hazırlığının bir parçası olarak değerlendirildi.

İNGİLTERE’DE BREXIT KRİZİ

İngiltere’de bu hafta, Brexit Müzakerelerinden Sorumlu Bakan David Davis ve Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un görevlerinden istifa etmesi, hükümeti ve özellikle de Başbakan Theresa May’i zor duruma soktu. Yaşananlar İngiltere’de erken seçim ihtimalinin gün geçtikçe arttığına işaret ediyor. “Sol” diye tanımlanan ve Jeremy Corbyn yanlısı olarak bilinen Morning Star gazetesi, “halkın Brexit’i” seçeneğinin uygulanmasının zamanı geldiğini ifade ediyor. Gazetenin, “AB içinde kalma” kampanyası yürüten Jeremy Corbyn ve İşçi Partisinin, AB’den çıkma konusunda etkili olacağını düşünmesi ise tartışma konusu.

NSU DAVASINDAN GERÇEK ADALET ÇIKMADI

9’u göçmen 10 kişinin katili Alman Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) hakkındaki duruşmada alınan kararlar, verilen cezaların azlığı nedeniyle Neonazi çevreleri sevindirdi. Alman medyası da karardan memnun değil. Yapılan yorumlarda, olayların açıklığa kavuşturulması, gerçek suçluların cezalandırılması ve bir daha böylesi olaylar olmaması için Nazilere kesin tavır alınması talep edildi.


İNGİLTERE’DE DAVID VE JOHNSON’UN İSTİFALARI MUHAFAZAKAR HÜKÜMETİ NİHAİ KRİZE GÖTÜREBİLİR

Theresa May (Fotoğraf: DHA)

Morning Star
Başyazı

Morning Star gazetesi Brexit sonrası müzakere tutumu üzerine yapılan anlaşmanın uzun süremeyeceğini yazmıştı. Üstünden 24 saat geçmeden David Davis ve Boris Johnson, Morning Star’ı haklı çıkardı.

Brexit bakanı ve dışişleri bakanının art arda istifa etmesi Muhafazakar Parti azınlık hükümetini, sonunu getirebilecek bir krizin içine soktu. Şimdi gereken tek şey Avrupa Birliği bürokratlarının ve politikacılarının bu hafta beklenen çalışma raporunun ne kadar rezil olduğunun gösterilmesi, ve böylece Britanya bir erken seçime gidebilir.

Muhafazakar Partide deprem yaşanıyor çünkü istikrarsız rejimleri “Attan inip eşeğe binmeye çalışıyor”.

Theresa May ve kabinesinde AB’de kalma taraftarı olanların çoğunluğu, Brexit uygulanırken birçok fayda sağlayacaklarını düşünüyorlar ve haziran 2016’daki referandumun sonucuna layık olacakmış gibi davranıyorlar. Gerçekte istenilen şey Britanya’yı büyük şirketlerin AB Ortak Pazarı’na ve “Gümrük Birliği özgürlüklerine” bağlı kılacak, Muhafazakar Partiyi finans eden, patronların taleplerini yerine getirecek sahte bir müzakereydi. Başbakanlık makamının haftalık soru cevap oturumu sırasında bu tutuma ısrarla sahip çıkma çabasına rağmen, ikiyüzlü stratejisi yerle bir oldu.

Azınlıkta olsa bile önemli sayıda bakan ve Muhafazakar Partili milletvekili, AB’ye yakın duran bir Brexit’in aslında hiç de gerçek bir Brexit olmadığını biliyor ve açıkça başkaldırıyor.

Bundan sonra, azınlık hükûmet olan, Muhafazakarları kurtaracak olası tek gücün azınlıkta olan, parlamentodaki (Jeremy Corbyn Karşıtı) İşçi Partililer.

(İşçi Partisi Lideri) Jeremy Corbyn, John McDonnell ve solun liderliğinde bir İşçi Partisi yerine, kapitalist serbest piyasayı, militarize edilmiş bir ‘Avrupa kalesi’ni desteklemeyi tercih ettiler. İçgüdüleri, AB’nin dikte ettiği şartlarda başarılı bir anlaşma sağlamak için Başbakan Theresa May veya AB yanlılarını görevde tutmak.

Ancak İşçi Partisi şu anda eylemsizliğe karşı cesur, sol ve ilerici bir alternatifi ilerletmek zorundadır.

Bu ilk fırsatta erken bir genel seçimi zorlamak ve muhtemel bir İşçi Partisi hükümetinin kemer sıkma politikalarını sonlandırma, harcamalarda yapılan kesintileri tersine çevirme, Britanya’nın her yerinde sanayiye destek olma, alt yapıya ve doğa dostu enerjiye yatırım yapma, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ve diğer büyüyen ekonomilerle ticareti geliştirme, zenginliği yeniden bölüşme, AB’den geri alınan yetkileri federal Britanya’nın uluslarına ve bölgelerine dağıtmaya adadığı bir manifestoyla kampanya yürütmek demek. (...) İşçi partisi zaten Brexit konusunda apaçık iki fırsatı kaçırmış durumda.

(...) Halkın seçiminin uygulama zamanı geldi. Britanya’nın ihtiyacı olan bölünmüş Muhafazakarları düşürüp sol kanadın önderlik ettiği bir İşçi Partisi hükümetinin seçileceği bir genel seçim. Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi şimdi, ‘yumuşak’ ya da neoliberal bir Brexit için değil gerçek, ‘Halkın Brexit’i” için adım atmalı.

(Çeviren: Meryem Ülger)


TRUMP, NATO’DA AVRUPALI MÜTTEFİKLERİ HIRPALADI

Fotoğraf: AA

Nathalie GUIBERT
Jean-Pierre STROOBANTS
Le Monde

Genelde gözden kaçan bir olgu oldu. NATO Zirvesinin 11 Temmuz Çarşamba günü Brüksel’de açılmasından tam on gün önce Beyaz Saray’da bu dosyadan sorumlu Danışman Rich Hooker görevini terk etti. ABD Başkanı Donald Trump ile çelişkisi sorunun özünde mi yoksa biçiminde mi bilinmiyor. Fakat ne olursa olsun, mart ayında görevden alınan geçici Ulusal Güvenlik Sorunları Danışmanı General H. R. McMaster’in ekibine yakın olan bu kişi, Atlantik Müttefikleri (NATO) 29 devlet başkanı ile toplantıyı hazırlayan kişiydi. Ve sonuçta bu toplantı iyi koşullarda başlamadı. NATO’nun 26. Zirvesi, Başkan Trump’ın Avrupalı ve Kanadalı müttefiklerini, savunma konusunda yeterince katkıda bulunmama ve ticaret konusunda vefasız olma suçlamalarının egemen olduğu koşullarda başladı.

Başlamadan bir gün önce çok sert söylemler duyulmaya başlandı. AB ile NATO arasında 74 noktadan oluşan bir sözleşmenin imzalanması vesilesiyle Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Amerika’nın yöneticisinin “neredeyse günlük” ve “hiç hoş olmayan” eleştirilerine cevap vermek için doğrudan ona seslendi ve “Sayısı hiç de fazla olmayan müttefiklerine düzgün davranmaya” davet etti. Tusk, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yönelik sergilenen kolektif dayanışmayı hatırlattı. O dönem NATO, müttefiklerden birisine saldırı durumunda tümünün sorumlu olduğunu belirten sözleşmesinin 5. maddesini 1949’dan sonra ilk defa devreye sokmuştu.

Salı günü saat 21.00’de Brüksel’e indiğinde ABD Başkanını karşılayan Belçika Dışişleri Bakanlığı protokol şefi oldu. Ne Başbakan ne bir bakan ne de Kraliyet ailesi temsilcisi geldi. Çarşamba sabahı, surat asan ABD’nin NATO Elçisi Kay Bailey’in solunda ve NATO’nun Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in karşısında oturan Trump, güne bombalarla başladı. İlk bombası, “Birçok ülke ödemesi gerekeni ödemiyor ve birçok ülkenin uzun yıllardır bize bir çuval borcu oldu” sözleri oldu. İkinci bomba, “Almanya’yı koruyoruz, Fransa’yı koruyoruz…. Tüm bu ülkeleri koruyoruz”du. Üçüncüsü ise Nord Stream 2 ve Rus gazından dolayı Angela Merkel’e yönelikti: “Almanya tamamen Rusya’nın kontrolü altında, çünkü enerji boru hattının yüzde 60 ile yüzde 70’ini Rusya’dan çekiyor”. Alman Başbakanının da canı sıkıldı, NATO’nun yepyeni binasına gelirken çok sert cevap verdi: “Bağımsız kararlar verebilmemizden (…) çok memnunum”.

BİLDİRGE ERKENDEN YAYIMLANDI

El sıkışmalar safhası geçtikten sonra (NATO Genel Sekreteri) Jens Stoltenberg tekrar ara bulucu rolünü üstlenmeye soyundu: “Tüm zirveler önemlidir, fakat bunun özel bir önemi var”. Rusya’dan Ortadoğu’ya kadar var olan güvenlik zorluklarına karşı “Anlaşmazlıklara rağmen gerekli kararları verebildiğimizi göstereceğiz”.

Genel Sekreter, 29 ülkenin temsilcilerinin hazırlık toplantılarında onayladığı zirvenin sonuç deklarasyonunu önceden beyan ederek aslında hiç risk almıyordu: “Gelecek yıl, atılan adımların değerlendirilmesi ve ittifakımızın 70. yılını kutlamak için yeniden toplanmaya karar verdik”. Oysa ki öğleden sonra, Zirve toplantısının yakınlaşmasına doğru müttefikler dağılmış görünüyordu. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, haziran başındaki G7 Zirvesinden sonra sert eleştirdiği Donald Trump’a yakın olmaktan özel olarak kaçındı ve NATO’nun Irak askeri birliğinin başına geçmeyi önermekle yetindi.

İtalyan Giuseppe Conte ise popülist hükümetinin ruhuna uygun olarak yeni bir cephe açmaya çalıştı. Göçmenlere karşı, teröristlerin Avrupa’ya gelme riskini ortaya atarak, NATO’nun daha ileriden bir rol üstlenmesini istedi.

HERKESİN GÜNDEMİ AYRI

Paralel bir toplantıda ise Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400 Rus sistemlerini satın almaları nedeniyle eleştirildiğinde, Alman meslektaşına cevap vererek, “Satın alma gereksinimiz olduğunda hiçbir Avrupalı bizlere teklifte bulunmadı, kendimizi savunabilmemiz gerekiyordu” dedi. Bu arada Donald Trump tweet atıyordu: “Tarımcılarımızı düşünüyorum. Soya 2012 ile benim seçilmem arasında yüzde 50 düştü. Başka ülkelerin ticari engelleri işlerini öldürüyor”.

Devlet ve hükümet şefleri toplantısında, NATO’nun geleneksel katı alışkanlıkları yeniden egemen oldu. Elize Sarayı’ndan bir kaynağa göre “yapıcı ve verimli bir ortamda” meselenin özü konu edildi. (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, barışın maliyeti savaşa göre daha düşüktür argümanı ile müttefiklere NATO’yu yıpratmama çağrısında bulundu. Her biri ise çok dikkatli olarak (önceden hazırlanan) deklarasyonlarını okudular.

Trump, anne ve babasının Avrupa’da doğduğunu hatırlatarak eski kıtaya (Avrupa) çok bağlı olduğunu belirtti. (…) Fakat Amerikan Başkanı masaya yeni bir meydan okumayı daha getirdi. Üye devletlerin milli gelirlerinin yüzde 2’sini savunmaya ayırmaya angaje olmaları. Bunu on yıl sonra değil bugün yapmak gerekir diye belirtti. Yarın ise bu oran “yüzde 4’e” yükselmelidir. Bir Avrupa bakanına göre bu sözleri sadece bir ülke onayladı, üç Baltık ülkelerinden birisi. Kapalı tartışmalarda ise Angela Merkel Nord Stream 2 saldırılarına sakin bir şekilde cevap verdi. Gerçekte, Almanya’nın gazının, Trump’un ifade ettiği gibi yüzde 70’degil, yüzde 37’si Rusya’dan tedarik ediliyor. 29’lar toplantılarını riskli bir perspektifle bitirdiler: “Akşam yemeğinde tekrar konuşalım!”

Avrupalılar, Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile bu akşam yemeğinden önce ikili toplantılar art arda sıralandı. Merkel ile ikili görüşmesinden çıkan Amerikan Başkanı “İki ülke arasında çok çok iyi bir ilişki, heyecan uyandırıcı bir ilişki”nin olduğundan bahsetti. Savunma Bakanı Jim Mattis’in bakışları altında ise, (Trump) Emmanuel Macron ile görüşmesinde çok daha neşeliydi.

(Çeviren: Deniz Uztopal)


ALMANYA’DA NSU KARARI

Fotoğraf: Evrensel

German Foreign Policy

Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü NSU’nun 2000-2007 yılları arasında, göçmenler arasında korku yaymak için 9’u göçmen biri Alman polis olmak üzere 10 kişiyi öldürdüğü cinayetler dizisi ile ilgili dava büyük tepki ve eleştiriler arasında sonuçlandı. NSU cinayetlerinin önemli destekçilerinden biri sadece 2.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı, polise boş bira şişesi atıp onu hafif yaralayan bir gence verilen ceza bile bundan fazlaydı. Gözlemciler, NSU’nun üç kişilik bir örgüt olmadığını, muhtemelen bazı NSU katillerinin serbest dolaştığını tahmin ediyorlar. Alman istihbarat teşkilatlarının rolü ise karanlıkta. Uluslararası Af Örgütü, soruşturmanın bilinçli olarak yanlış yönlendirildiğini ifade ederek kurumsal ırkçılık eleştirisi getiriyor.

BÜYÜK KUŞKU

Sadece karar değil, soruşturmalar da sürekli eleştiri konusu oldu. (İktidar ortağı) Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi eski milletvekillerinden Clemens Binninger, NSU’nun sadece üç kişiden ibaretmiş gibi gösterilmesinden büyük kuşku duyduğunu, bazı NSU katillerinin serbestçe dolaştıklarına inandığını bildirdi. Soruşturmalar sırasında NSU çevresinin sadece beşte birinden DNA örneği alınması, 27 olay yerinde anonim DNA izi bulunması ve bu izlerin arasında Mundlos ve Böhnhardt’a ait tek bir izin bulunmaması kuşkuları daha da arttırdı. 9 Haziran 2004’te Keup Strasse’de gerçekleştirilen çivili bomba saldırısıyla ilgili olarak İngiliz Scotland Yard örgütü, kullanılan bombanın 24 Nisan 1999’da Londra’nın doğusunda ırkçı saldırı yapan David Copeland’ın kullandığı bombalarla benzer olduğunu bildirmesine rağmen ciddiye alınmaması, Neonazi çevrelerin soruşturmaya dahil edilmemesi enteresandı.

‘KARARTILDI, GİZLENDİ, YOK EDİLDİ’

Alman gizli haber alma teşkilatlarının NSU cinayetlerindeki rolüne dair de herhangi bir açıklık yok. Bilinen, haber alma teşkilatlarının NSU ile ilgili evrakları sistematik olarak yok ettikleri. Gözlemciler, eğer Anayasayı Koruma Kurumu engel olmasa NSU cinayetlerinin önlenebileceği düşüncesindeler. Kurum karartma, gizleme ve yok etme ile hem NSU cinayetlerinin kapısını açmış hem de gerçek suçluların açığa çıkarılması, olayların aydınlığa kavuşturulmasını engellemişti. 6 Nisan 2006’da Kassel’de gerçekleşen NSU cinayeti ise bizzat bir Anayasayı Koruma Kurumu ajanı tarafından gerçekleştirilmişti. Hessen Anayasayı Koruma Kurumu Görevlisi Andreas Temme’nin, olay sırasında, işleticisi katledilen internet cafe’de bulunduğu kanıtlanmıştı. Ancak kurum, adamını korumaya aldı.

Uluslararası Af Örgütü, 2011 öncesi ve sonrası devlet kurumları ve politikacılarının NSU cinayetlerinin aydınlığa çıkarılmaması için elinden geleni yaptığını ileri sürüyor. 2011 yılı öncesi, kurbanların yakınları suçlu muamelesi gördü, suçlular göçmenler, göçmenlerin mafya benzeri örgütleri arasında arandı. NSU cinayetleri yerine “Döner Katliamları” kavramı kullanıldı. Olay yalnızca Türkiye kökenlileri ilgilendiriyormuş gibi adlar verildi. NSU cinayetlerinin Almanya’da ırkçılığın devlet kurumlarıyla iç içe olduğunu, kurumsal ırkçılığı gözler önüne serdiğini belirten Uluslararası Af Örgütü, Berlin’den hiçbir şeyi karanlıkta bırakmayacak bir soruşma başlatmasını beklemenin hayal olduğunu açıkladı.

(Çeviren: Semra Çelik)

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Temmuz 2018 21:19
www.evrensel.net