Irak, Lübnan ve Tunus seçimleri yeni gelişmelerin habercisi

Fotoğraf: AA

Irak, Lübnan ve Tunus seçimleri yeni gelişmelerin habercisi

Irak seçimlerinin sonuçları bize ne anlatıyor? Filistin gündemli İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı Arap coğrafyasında nasıl yankı buldu?

Arap dünyası yine çok hareketli bir haftayı geride bıraktı. Mısır, Tunus ve Lübnan’dan sonra Irak seçimlere gitti. Her ülkenin kendine has özellikleri olmasına rağmen yine de seçimlerinden bazı çıkarsamalar yapmak mümkün.

Birincisi; Irak’ta gerçekleşen seçimde ABD’nin varlığına, yolsuzluğa ve mezhepçiliğe karşı olanlar kazandı. Tabi Irak’ta bunun birinci adresi Mukteda el Sadr oldu. Sadr’ın komünistler ve laikler ile kurduğu blok, 54 sandalye kazandı. Bu sandalyalerin 6 tanesi Irak Komünist Partisi’nin. Bu çerçevede Rai al Youm gazetesi, konuyu ele aldığı baş yazısında, programı olan ve mezhepçiliğe karşı çıkan hareketlerin kazandığına vurgu yaptı. Yazıda, “Hem Şiileri hem de Sünnileri kapsayan İslami nitelikteki Reform Bloğu’nun ve Sayın Mukteda el Sadr’ın liderlik ettiği Sairun  ittifakının ilerlemesi, 15 yıldan beri türünün ilk örneği gelişmelerdir” denildi.

İkincisi; hemen hemen bütün seçimlerde İslami hareketlerin inişe geçmesi. Bunu bir çok ülkede tespit etmek mümkün. Örneğin Lübnan’da Hizbullahın gücünü arttırdığı söyleniyor. Hizbullah Şii karakterde bir örgüt olmasına rağmen daha çok İsrail’e karşı verdiği mücadele ön plana çıkıyor. Fakat Hizbullah’ın başarısı kadar eski Başbakan Saad Hariri’nin Müstakbel Hareketi’nin 34 sandalyeden 21 sandalyeye düşmesi de önemli. Saad Hariri, Suudi Arabistan’ın bölgedeki adamı ve Sünni cihatçı hareketlerin hamisi olarak biliniyor. Benzer şekilde Irak seçimlerinde de mezhepsel olarak tarif edeceğimiz bloklar bir varlık gösteremedi.

Üçüncüsü; Tunus’ta Halk Cephesi’nin yerel seçimlerden güçlenerek çıkması. Halk Cephesi de Tunus’un her alanda yaşadığı sorunları ve krizleri çözmek için bir program etrafında oluşmuş bir birlik. Kısacası Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları seçimlerde çözüm öneren hareketlere yöneldi.

‘İSLAM DÜNYASI İSTANBUL’DA TOPLANDI VE KARAR ALMADI’

Haftanın diğer bir önemli konusu da Filistin oldu. Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin, ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımasının altında yatan gelişmeleri detaylı bir şekilde değerlendirdi. Nureddin, gelişmelerden dolayı hem Arap gerici yönetimlerini, hem de Filistin yönetimini suçladı. Nureddin, Filistin sorununda başarı için “silahlı mücadeleye” dönmenin gerekliliğini savundu.

Nureddin, İstanbul’daki İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısını için “İslam dünyasının yaptığı, İstanbul’da bir zirve toplamak ve hiçbir karar almamaktı” şeklinde eleştirdi.


IRAK SEÇİMİNİN GALİBİ MUKTADA EL SADR

Al Arab

Bağımsız Seçim Komisyonu cumartesi günü yaptığı açıklamada, önde gelen Şii lider din adamı Muktada el Sadr’ın parlamento seçimlerini kazandığını duyurdu.

Sadr, ABD’nin eski bir rakibi. İran’ın Irak’taki nüfuzuna uzun zamandır karşı çıkıyor. Sadr, başbakan olamayacak. Çünkü kendisi Irak seçimlerinde aday olmadı. Ancak kendi kitlesinin kazanması, kimin bu görevi alacağının belirlenmesinde ona güçlü bir pozisyon kazandırıyor.

Hadi al Amiri liderliğindeki al Fetih bloğu 47 sandalyeyle ikinci sırada yer aldı. İran’la yakın bağları olan Amiri, IŞİD’in yenilmesinde kilit rol üstlenen Haşdi Şabi adlı silahlı Şii milislere önderlik etti. Üçüncülük, mevcut Başbakan Haydar İbadi liderliğindeki Zafer (En Nasr) koalisyonunun oldu ve 42 sandalye kazandı.

Sadr’ın zaferi, İran destekli muhalifler tarafından yıllardır marjinalleştirilen bir din adamının sürpriz dönüşünü temsil ediyor. Sadr, Irak’taki ABD güçlerine karşı iki ayaklanmaya önderlik etti. Sadr bloğunun performansı, bazı seçmenler tarafından yolsuzluk ve kötü yönetim ile suçlanan siyasi seçkinler için bir itiraz olarak değerlendiriliyor. Sadr’ın koalisyonu, Tahran ve Washington’dan güçlü destek alan Irak’taki herhangi bir yabancı müdahaleye şiddetle karşı olduğunu söylüyor.

Sadr koalisyonu, gerileyen petrol fiyatlarından ve IŞİD’e karşı savaştan sonra hasar gören ülkede fakirlere yardım yapacağı ve okulları ve hastaneleri yeniden inşa edeceği sözü verdi.

Seçimlerden önce İran açıkça Sadr bloğunun Irak’a hükmetmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Sadr, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra twitter hesabına “reformun zaferi yolsuzluğun hezimeti” diye yazdı. Sadr için en fazla koltuk sayısını kazanmış olmak, başbakanın seçimini garanti etmiyor. Çünkü başbakan seçilebilmesi için diğer kazanan blokların başbakan adayını kabul etmesi gerekiyor.

2010 seçimlerinde küçük bir farkla da olsa Başbakan Yardımcısı İyad Allavi en çok sandalyeyi kazandı. Ancak başbakanlık görevini üstlenmesine izin verilmedi. Allavi bu konuda Tahran’ı suçladı.

Seçimler İbadi’ye bir darbe oldu. Ancak yine de tüm taraflar için kabul edilebilir bir uzlaşma adayı olarak ortaya çıkabilir. Çünkü başbakanlığı sırasında ABD ve İran’ın çatışan çıkarlarını ustalıkla yönetiyordu.

20 yılını Saddam Hüseyin ile mücadele ederek İran’da geçiren (seçimde ikinci olan) Hadi al Amiri ise Irak’ın en güçlü isimlerinden biri olarak görülüyor. İran Devrim Muhafızlarının dış operasyon komutanı ve Irak’ta etkili bir şahsiyet olan General Kasım Süleymani, Bağdat’taki siyasetçilerle görüşmelerle İran’ın onaylayacağı yeni bir hükümet kurulmasını teşvik ediliyor. Müzakerelerin aylarca devam etmesi bekleniyor.
Seçim sonuçlarının resmi olarak açıklanmasından itibaren 90 gün içinde hükümetin oluşturulması gerekiyor.


IRAK’TA SADR NEDEN KAZANDI?

Başyazı
Rai al Youm

ABD ile İran arasındaki askeri savaş Suriye topraklarında ertelense de, Irak topraklarında son parlamento seçimlerine ve sonuçlarına yansıyanlar birçok kişi için sürpriz oldu.

Hem Şiileri hem de Sünnileri kapsayan İslami nitelikteki Reform Bloğu’nun ve Mukteda el Sadr’ın liderlik ettiği Sairun ittifakının ilerlemesi, 15 yıldan beri türünün ilk örneği gelişmelerdir. Bu gelişme Irak halkının çoğunluğunun mezhepçiliği reddettiğinin ve Irak devletinin kurumlarından ve yapılarından kaynaklanan yolsuzluklara karşı reformlar içeren programlara sahip partilerden yana ağırlığını koyduğunun bir ifadesidir.

Şimdiki Başbakan Haydar İbadi, onun rakibi ve bir önceki başbakan Nuri el Maliki ve onu temsil eden Dava Partisi bu seçimin en büyük kaybedenleri. Bunun öncelikli sebebi IŞİD karşısındaki hezimetleri.  İkinci sebep ise ABD ile yaptıkları ittifak ve yolsuzluğun ortadan kaldırılması için cesur kararlar vermemek.

Toplumdaki mezhepçiliğe ve Amerikan varlığına karşı açıktan tavır alan ve Suriye’ye yönelik üçlü saldırıyı şiddetle kınayan Mukteda el Sadr 54 sandalye aldı.

Hadi al Amiri’nin liderlik ettiği “al Fetih” bloku 47 sandalye, Haydar İbadi’nin liderlik ettiği “en Nasr” ittifakı 43 sandalye kazandı. Sadr, şimdi kendi partisinden veya müttefiklerinden bir başbakanı seçme hakkına sahip.

Bu İran’a yakın olan Haşdi Şabi’nin lideri Amir’in gelecek hükümeti kurmada etkisiz olacağı anlamına gelmez. Birçok kişi onu siyah at olarak görüyor. Özellikle el Maliki’nin önderliğindeki Kanun Devlet’i (25 sandalyesi var) ve Teyyar el Hikma (Bilgelik Akımı, 19 sandalyesi var) ve belki de referandum hezimetinden intikam almak isteyen Kürdistan Demokratik İttifakı ile ittifak kurarsa.
En çok sandalyeyi kazanan Sadr’ın Sairun hareketinin bir sonraki hükümeti kurması gerekiyor. Ancak bu anayasal kural, son seçimde Dr. İyad Allavi bu hakkından geri çekildiğinde ihlal edildi. Vatan Bloğu’nun lideri İyad Allavi, el Maliki’nin liderlik ettiği Dava Partisi lehine bu hakkından vazgeçmişti.

Sayın Sadr, Iraklılık hüviyetini talep ederek, Amerikan varlığına karşı çıkarak, Irak’ta bulunan 6 bin Amerikan askerinin kovulmasını talep ederek ve işgalin rahminden çıkan hükümete muhalefet edip “Yeşil Bölgeye” büyük yürüyüşler düzenleyerek halktan büyük bir destek kazandı.

Şimdiki soru, bölgesel baskılar ve özellikle İran’a karşı düşmanlıklar yüzünden, bu pozisyonunu sürdürüp sürdüremeyeceği ve ona bağlı kalıp kalmayacağı sorusudur.

Belki de bu soruyu cevaplamak için zaman çok erken. Seçimlerin nihai sonuçları henüz açıklanmadı. Aynı şey bakanlık istişareleri için söylenebilir. Lakin kesin olan şey Sadr’ın ve müttefiklerinin önümüzdeki dönemde en önemli görüşmeci olacakları.

Yolsuzluk suçlamalarının ortasında seçimlerin yapılması, Irak’ın krizinden çıkacağı ve iyileşme yoluna gireceği anlamına gelmez.

Bölgesel müdahalelerden, İran ABD çekişmesinden dolayı ve değişen ruh halinden ötür siyasi çekişmeler yolunda patlayabilecek çok mayın var.
Amerikan varlığının karşısında durmak, İran karşıtlığını rahatlatmak, reform sürecine devam etmek belki de sayın Sadr için en etkili denklem. Eğer liderliğini tüm Irak’a empoze etmek istiyorsa….


IRAK KOMÜNİST PARTİSİ: KAZANAN HALKIMIZDIR

Genel seçimler sona erdi. Bu vesileyle, seçmenlerin özgür iradesine dayalı bu demokratik pratiğin sağlamlaştırılması ve iktidarın barışçıl transferinin başarılması yolunda bir adım olan bu anayasal hakkın tamamlanması konusunda halkımızı kutluyoruz.

12 Mayıs’ta –ve öncesinde silahlı kuvvetlerin oy kullanması sürecinde- yaşananlar memnuniyet vericidir, güvenlik güçleri seçim merkezlerini korumayı başardılar ve (oy kullanma işlemleri) barışçıl olarak gerçekleştirildi. (...) Seçimlere katılan, oy kullanma hakkını kullanan ve yeni parlamentoda kendilerini temsil edecek olanları seçen yurttaşlarımızı tebrik ediyoruz.

Ayrıca, Sairun (İleri) seçim ittifakı ve aralarında Kommünist Parti’ninkilerin de olduğu adayları için oy kullananlara teşekkür ediyoruz ve onları selamlıyoruz, ve seçimlerin sonuçlarından bağımsız olarak, değişim ve reform yolunda; kota sistemine, siyasi mezhepçiliğe ve yolsuzluğa son verme yönünde ilerlemeye devam edeceğimize söz veriyoruz.

Sairun’daki müttefitlerimiz ve ortak siyasi hedeflerimizin olduğu sivil, demokratik ve ulusal güçlerle ülkemizi kurtarmak, onu güvenlik ve ilerleme yoluna sokmak, halkımızın refahını garanti altına almak için birlikte çalışacağız.

Bu seçimlerin daha iyi koşullarda ve tek bir seçmenin oyunun bile boşa gitmeyeceği, her oyun onu hakedene yarayacağı etkili bir seçim sistemiyle yürütülmesini isterdik.  

Ayrıca seçimlerin halkın dikkatini daha fazla çekmesini ve daha geniş katılımla gerçekleşmesini isterdik, bunun başarılamamasının nedeni iktidardaki güçlerin politikaları ve onların vaatlerini yerine getirmemeleri, ayrıca ülkenin içinde bulunduğu duruma yönelik memnuniyetsizliktir.  Belli yerlerde seçimleri gölgeleyen hataları ve eksiklikleri görmek istemezdik. Tüm bu ve diğer sorunları daha sonra tekrar ele alacağız.

Bu seçimleri, yurttaşlığa ve gerçek demokrasiye dayalı bir devletin; hukuk, güvenlik ve sosyal adaletin olduğu kurumsal bir devletin inşası yönünde arzu edilen hedefleri başarmak adına daha fazla çalışmak ve çaba harcamak için ek bir motivasyona dönüştürelim.

Yaşasın Irak halkı!

(Çeviren: Elif Görgü)


FİLİSTİN: NE YAPMALI?

Fotoğraf: AA

Muhammed NUREDDİN
Al Halic

Filistin'in 1948 ile bu günkü durumu arasına bir göz atarsak, “Filistin, kaybolma ve tamamen tasfiye” yolunda. ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdığı geçen pazartesi günü, Filistin’in de Arap İslam coğrafyasının da sahnesi utanç içindeydi.

İlk önce Nekba ve bölünme gerçekleşti. Sonrasında Mısır’a üçlü saldırganlık geldi. Cezayir ve Yemen devrimleri yükseldi. Sonrasında 1967 haziranında savaş gerçekleşti. Daha sonra 80’lerde ise intifada günleri... Bütün bunlarla birlikte kitleler milyonlarca sokağa çıktılar ve Filistin ile Arap kurtuluş hareketlerine sadakat sloganları yükselttiler.

O dönemde bazı ülkeler çok ciddi önlemler alıyorlardı. Mesela İsrail’in hamisi olan ülkelerin petrolünün kesilmesi ve diğer ülkelerin İsrail’le diplomatik ilişkilerinin kesilmesi için baskı yapılması. Veya en azından ticari ilişkilerin azaltılması ve dondurulması için baskı yapılıyordu. Filistin davası ve Arapların sorunlarıyla ilgili farkındalık vardı.

Fakat bugün Amerikan başkanı Trump büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdığında, Arapların çoğunun yaptığı sonucu “sıfır” olan dışişleri bakanlarının geç bir toplantısıydı. İslam dünyasının yaptığıysa İstanbul’da bir zirve toplamak ve hiçbir karar almamaktı. Zirve, Filistin davasının pazarlanması için bir fırsattı.

Hem Arap hem de İslam ülkeleri; İsrail’le her düzey ilişkileri olan ülkeler mevcuttu. Ancak bunlardan hiçbiri büyükelçilerini geri çağırmak ya da düşmanla ilişkileri azaltmak için adım atmadı. Hepsi, kınama ve şikayetle yetindiler.

İsrail, ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasından memnun olsa bile sormamız gerekir; taşıma kararını alan ABD değil mi? Bu kararın öncelikli anlamı ve sorumlusu kim? Arap ve Müslüman ülkeler Waşinton’la diplomatik ilişkiler ve diğer konularda niye karar almıyorlar?

Ve sonrasında Filistin davasından öncelikli olarak sorumlu olan Filistinlilere geliyoruz. Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşınma kararına karşı koymak için ne yaptıklarını soruyoruz. Sorumuz işgal altındaki topraklarda bölünmüş ve ne yapabiliyorsa onu yapan  silahsız ve mazlum Filistin halkına yönelik değil. Ki bu halk büyükelçiliğin Kudüs’e taşındığı gün 60’tan fazla şehit verdi. Soru, Batı Şeria’da ve Gazze’deki Filistinli liderlere yönelik... Bu liderler Filistin’i savunmak için ne yaptılar?

Filistin’e ulusal anlamda ideoloji ve fikir sunan Filistinli güçler ne yaptı? Batı Şeria’daki resmi yönetim Trump’ın kararına ve İsrail yerleşimlerine yönelik ne yaptı? Silahlı mücadeleden vazgeçerek Filistin halkının hakkını savunmak, yerleşimlere karşı çıkmak mümkün mü? Diplomasi ve barışçıl yaklaşım Filistin davası için herhangi bir şey başardı mı? Büyükelçiliğin Kudüs’e taşınmasını engelledi mi? Batı Şeria’yı, Kudüs’ü kısacası bütün Filistin’i kurtardı mı? Gazze üzerindeki kuşatmayı kaldırdı mı?

Bütün bunlar Amerika ve İsrail’in saygı göstermediği uluslararası kararlarda mevcut.

Asıl sorumluluk Filistin liderliğinindir; dünyanın bütün halkaları bakımından cesur bir karar almanın maliyeti, bütün meselenin kaybına yol açacak teslimiyetin maliyetinden daha azdır. Cezayir, zafer ve teslim olmamak için bir milyondan fazla şehit verdi. Vietnam bu yolla zafere ulaştı.

Filistinliler biliyorlar ki Araplar onları başarısız kıldı. Ama en azından Filistinliler, canlı ve çıplak etiyle kendi kendine güvenen bir strateji ve direniş geliştirmelidirler. Bunlar hayal ve yanılsama değildir. Barışçıl mücadele ve teslimiyetin seçimi; Filistin davasını yıkacak ve varlığını ortadan kaldıracak olan yoldur. Filistin liderliği şimdi ya karşı koyma ya da istifa etme sorumluluğundadır. İşgal altında bir yönetimin varlığı, İsrail’in güvenliği için  Filistinlilerin muhafızı haline gelen bir aldatmacadır.

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Mayıs 2018 07:11
www.evrensel.net