Marksizm Sempozyumundan izlenimler

Marksizm Sempozyumundan izlenimler

Fulya Alikoç, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) tarafından düzenlenen Marksizm Sempozyumundan izlenimlerini yazdı.

Fulya ALİKOÇ 

Marksizm Sempozyumunun kürsüsünden  salonuna, ev sahibi Barış Manço Kültür Merkezinin koridorlarından bahçesine, insanların sözlerinde, gözlerinde, seslerinde, mimiklerinde kendini dışa vuran toplam hali özetlemek gerekse önerim bu olurdu, müthiş bir “ihtiyaç” duyma hali. Egemen sınıfları tir tir titretecek bir gümbürtü momentinde olmadığımız malum; böylesi bir momentin yaratacağı heyecan ve coşkunun ancak bir tahayyül olarak olduğu (ama olduğu) Sempozyum salonu, farklı büyüklükte, farklı alanlarda, farklı düzlemlerdeki sorunlara yaklaşımında ve çözüm çabasında oldukça itidalli davranma çabasında; bir yandan mevcut görüngülere gereğinden fazla anlam ve ömür biçerek yüzeyselleşmemeye, bir yandan da gerçeğin özünde yatan çelişkiyi görünümlerini yok sayacak bir soyutlama düzlemine çekip yapay bir derinlikte boğulmamaya çalışıyor.

BAŞKA BİR İTİDAL HALİ

Salonda ne olguların ne de kuramın mutlaklaşmasına izin veriliyor. Bu soğukkanlılığın, sempozyumun tam da ülkede güncel ve pratik bir siyasal rejim değişikliği tartışmasına denk gelmesinin payı olduğunu düşünüyorum. İlk günün sabahındaki “Türkiye’de Devlet ve Rejim Tartışmaları” başlıklı oturumun kalabalık sıfatını hak eden bir nüfusla gerçekleşmesi, 16 yıldır aynı partinin hükümeti altında olma gerçeğini, bu sürecin kırılma ve süreklilik anları ve dönemleriyle birlikte anlama ve değişimin olanaklarına dair birlikte kafa yorma ihtiyacından olsa gerek. Vahamete düşmeden, gaza gelmeden ve getirmeden… İtidalli… Kapitalizmin kökenleri ve ilk birikim tartışmasından başlayarak sermayenin oluşum süreçlerini, aldığı görünümleri ve veçhelerini bütünlüklü ele alma çabası ile, “sosyal medya” gibi yeni bir varlığı ve sonuçlarını anlama ya da, örneğin, “iş cinayeti” gibi acil bir soruna kapitalizmin geliştirdiği “kan parası”nı anlama, ekonomi-politik temellerine oturtup etik bir yaklaşım geliştirme çabasının birleşik düşünülmesi ihtiyacı mesela. Ve bu ihtiyacı karşılama çabasında düşülen aşırı kavramsallaşmaların itiraz alması, bir başka itidal hali.  

DEĞİŞTİRİLEBİLİR BİR EVREN İÇİN 

En önemlisi değiştirme ihtiyacı, elbet. Devrimin konuşulduğu oturumda nüfusun koltuk sayısından fazla olmasını buna bağlanabilir kolaylıkla. Hissedilen, neyi, nasıl ve ne yönde değiştireceğimize dair sarih bir kavrayış ihtiyacı. Marksizm-Leninizmin bize bu kavrayışı edinmede neler sunduğunda berraklaşma ihtiyacı. Zaman zaman bu değişime duyulan arzunun “Hep aynı şeyleri mi konuşup duruyoruz” düzeyinde bir sabırsızlık merhalesine taşındığı durumlarda salonun kendi kendini uyarması, itidale çağırması. Marx’ın 200. yaşına armağan Marksizm Sempozyumunun ilk iki gününün bana hissettirdikleri bunlar. İçinde bulunduğumuz dönemin kritikliğinin payı olduğu kadar başka bir inancın ve güvenin de rol oynadığını düşünüyorum. Aydın Çubukçu’nun sözcükleriyle, varlık evrenini “bilinebilir bir evren” olmaktan çıkarıp “değiştirilebilir bir evren” olarak kavrayan bir felsefenin, o felsefeyi kendine eylem kılavuzu olarak alan bir bilincin öz güveni. 

www.evrensel.net