Marksizm Sempozyumunda 'Türkiye'de Marksizm ve Devrim' konuşuldu

Fotoğraf: Evrensel

Marksizm Sempozyumunda 'Türkiye'de Marksizm ve Devrim' konuşuldu

Marksizm Sempozyumu, 'Türkiye’de Marksizm ve Devrim' oturumuyla devam etti.

Büyük düşünür Marx’ın 200. doğum yılı anısına düzenlenen Marksizm Sempozyumu, tarihten felsefeye, ekonomipolitikten kültüre, kadın sorunundan ekolojiye kadar birçok alanda yapılan oturumlarla devam ediyor. Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezinde düzenlenen sempozyumda yapılan sunumlar ve  yürütülen tartışmalarla Marksizm birçok yönüyle tekrar ele alınıyor, bugünle bağlantıları kurularak  tekrar yorumlanıyor. 

Marksizm Sempozyumunda Metin Çulhaoğlu ve Sungur Savran’ın konuşmacı olarak, Aydın Çubukçu’nun video sunumla katıldığı, Fulya Alikoç’un moderatörlüğünü üstlendiği “Türkiye’de Marksizm ve Devrim” oturumu oldukça ilgi çekti. Salonun tamamen dolduğu oturumda  Aydın Çubukçu, “Devrimci Bir Felsefe: Diyalektik Materyalizm”, Sungur Savran “Bir Leninist Olarak Marx” ve Metin Çulhaoğlu   “Marksizm ve Devrim: Dünden Bugüne Değişen ve Değişmeyen” başlıklı sunumlarını yaptılar. 

‘MARX’I ANMAK MÜCADELE ETMEK DEMEKTİR’

Aydın Çubukçu sunumuna başlamadan önce  sempozyuma ve Marx’ın 200. doğum yılı etkinliklerine dair kısa bir değerlendirme yaptı. Marx’ı 200 doğum yılında anmanın onu yeniden öğrenmek, daha çok öğrenmek isteyenler için bir fırsat olduğunu söyleyen Çubukçu, “Marx’ı anmak mücadele etmek demektir. Marx’ı anmak onun özlemlerini ve hedefleri gerçekleştirmek için bir araya gelmek demektir. Bu yüzden bu toplantı herhalde dünyada pek çok benzeri yapılan anmalardan, sempozyumlardan birisi olarak hak ettiği değeri bulacaktır.” dedi.  

‘DİYALEKTİK MATERYALİZM BİR EYLEM FELSEFESİDİR’

Çubukçu, sunumunda Marx’ın devrimci felsefesinin temelinde dünyayı sadece yorumlayan değil aynı zamanda onu değiştirmek isteyen diyalektik materyalist yöntemin olduğunu vurguladı. Diyalektik materyalizmin diğer bütün felsefeler gibi sistemli bir evren görüşü ortaya koymanın çabası olduğuna dikkat çeken Çubukçu, diyalektik materyalizmin  diğer felsefelerden ayrılan yönünü ise şöyle açıkladı: “Diyalektik Materyalizm yalnızca bir evren tasarımı sunmakla ve evreni anlamak için çeşitli ilkeler koymakla yetinmez. Onun önemli farkı bilinebilir bir evren düşüncesinden yola çıkarak değiştirilebilir bir evren düşüncesine ulaşmaktır. Biliyorsak değiştirebiliriz. Bilmekle değiştirmek arasında  dolaysız bağlar kurmuş olmak diyalektik materyalizmi diğer felsefi akımlardan ayırır. Diyalektik materyalizm her şeyden önce bu bakımdan bir eylem felsefesidir. İnsanın tarihsel eyleminin bir sonucu olarak doğmuştur. İnsanın tarihsel eylemine yol gösterir.” 

‘DİYALEKTİK MATERYALİZMLE ÇÖZÜLEMEYECEK SORUN YOK’

Diyalektik materyalimin işçi sınıfı hareketi için eylem kılavuzluğuna dikkat çeken Çubukçu, “Marksizm özellikle Fransız işçi sınıfının devrimci kalkışma döneminde 1848 devrimiyle bağlantılı olarak doğmuş, bir işçi derneğinin siyasi bildirgesinde, Komünist Manifesto’da ilk olgun ürününü vermiş düşünce sistemidir. En önemli sıçrama ve yenilenme olanağını işçi sınıfının devrimci hamlesi 1917 Ekim Devrimi sürecinde bulmuştur. Öyleyse Marksizm hem teori olarak işçi sınıfının eyleminin bir ürünüdür,  kalbini işçi sınıfında bulmuştur; hem de işçi sınıfının yeni ve daha ileri hamleler yapmasında önünü açan bilinci Marx’ın deyimiyle proletaryanın kafası olmuştur. Böylece yalnızca Ekim Devrimi’nde değil aynı dönemde hemen hemen tüm Avrupa’ya yayılmış olan devrimci işçi hareketinde ve işçi örgütlerinde Marksizm önemli bir geliştirici ve yol gösterici olmuştur. Bu yalnızca güncel sorunların yorumlanmasında ve anlaşılmasında değil aynı zamanda örgütlenmeye ve mücadele biçimlerine ilişkin sorunların çözülmesinde de kendini göstermiştir. Bütün bu süreçlerde görülen ortak özellik Marksizmin doğal, toplumsal, sınıfsal ve düşünsel süreçlerin tümünü kapsayan bütüncül ifadesinin, felsefesinin başarısıdır. İster savaşa karşı tavır konusunda olsun, isterse çocuk işçiler sorunu olsun, ister felsefi ya da bilimsel bir sorun olsun diyalektik materyalizme dayanarak doğru çözülemeyecek bir sorun olmayacağı görülmüştür. Lenin’in her konuda birbiriyle tutarlı aynı keskin mantık gücünün ürünü olarak doğmuş eleştirileri, polemikleri ya da testleri diyalektik materyalizmin ustalıkla kullanılmasının ürünüdür. Ve devrimci felsefeyle devrimci sınıf mücadelesi arasındaki  ilişkinin en açık kanıtıdır.” diye konuştu. 

MARX, KAPİTALİMİN NEDEN YIKILMAYA MAHKUM OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Konuşmasının son bölümünde her türlü hareket ve ilerlemenin temelinde “çelişkilerin” bulunduğunu söyleyen Çubukçu sözlerini şöyle tamamladı: “Marx’ın büyük bilimsel başarısı, kapitalizmi yalnızca doğası ve işleyişi bakımından çözümlemiş olması değil. Onun aynı zamanda kapitalimin neden yıkılmaya mahkum olduğunu göstermiş olmasındadır. Bütün araştırmaları sonucunda ulaştığı sonuç kapitalizmin temel çelişmesinin üretimin toplumsallaşmasıyla üretim araçlarının üzerindeki mülkiyetin özel biçimi arasında olduğudur. Birbirine bağlı olarak mülk edinmenin aynı zamanda mülksüzleştirme olduğu ve sonunda mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirileceği anın geleceği hakkındaki düşüncesi de bu temel çelişmenin yol açtığı bir başka çelişmeye dayandırılır. Modern kapitalist toplumun bütün ilişkilerini belirleyen, aralarında uzlaşmaz çelişki bulunan burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki mücadeledir.  Sonuç olarak diyalektik materyalizm maddi varlık evreninin bütün varlık alanlarını kapsayan bir öğretidir. İçinde yaşadığımız dünyayı yalnızca yorumlamanın değil aynı zamanda değiştirmenin de aracıdır.” (İstanbul/EVRENSEL)

MARX, LENİN’DEN ÖNCE GELMİŞ BİR LENİNİST’TİR

Sungur Savran  “Bir Leninist Olarak Marx” başlıklı sunumunda anakronik bir yöntemle Marx’ın bir Leninist olduğunu dikkat çekerek, Marksizmi Leninist çizgiden ayıran anlayışlarla polemik yaptı: “Marx’ı Lenin’den ayırıp, nezih bir sosyalizm düşüncesini, hiç pratiğin kirine karışmadan, Marx’ı kelimelere, fikirlere ve kavramlara hapsetmek, Marx’ın kendisine yapılan en büyük haksızlık ve Marx’ı son derece yanlış temsil etmektir.” şeklinde konuştu.

“Marx, Lenin’den önce gelmiş bir Leninist’tir” diyen Savran, işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi, işçi sınıfı partisi, işçi köylü devrimi, iktidarın devrimci bir yoldan ele geçirilmesi, yeni bir devlet kurma fikri, proletarya diktatörlüğü, devrimde şiddetin savaşın önemi, partinin program olduğuna dair yaklaşımı, demokratik merkeziyetçilik, enternasyonalizm ve ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı konularında Lenin’in temel fikirlerinin Marx ve Engels’ten  geldiğini söyledi. Savran, Lenin’in, 20. yüzyıldaki dünya devrimi mücadelesinin işçi sınıfı ve ezilen uluslarla ittifakı şeklinde gerçekleşeceği, öncü parti modeli ve politika teorisi konusunda Marksizme katkılar yaptığını belirtti. 

İKTİDAR PERSPEKTİFİMİZİ YENİDEN VE YENİDEN ÜRETMEK ZORUNDAYIZ

Metin Çulhaoğlu, “Marksizm ve Devrim: Dünden Bugüne Değişen ve Değişmeyen” başlıklı sunumunda Marksizmde güncellenmesi ve zenginleştirilmesi ile Marksizmde vurgu ve ağırlık kaydırma yapılması konularına odaklandı. Marksizmi yeniden inşa etmeyi savunanları eleştiren Çulhaoğlu, “Yeniden inşa yaklaşımının geçerlilik taşımadığını düşünüyorum. Modern toplumları açıklamak için sınıf mücadelelerini reddedeceksek, kapitalist üretim tarzının tanımı, sermaye birikim süreçlerinin işleyişi konusunda Marx’ın getirdiği çözümlemelerin dışında çözümlemeler arayacaksak, toplumsal bir formasyonun çözümlenmesinde temel altyapı ile üstyapı arasındaki karşılıklı ilişkiler dışında model arayacaksak, geleceğin Komünist toplumun betimlenmesi konusunda başka modeller arayacaksak elbette Marksizmin reddedilmesi gündeme gelebilir. Marksizmin yeniden inşası sıraladığım başlıkların gündemden düşmesiyle olabilecektir. Bu da bizim için mevzubahis bile değildir.” dedi. 

Bunları yapmayacaksak ne yapacağız, Marksizm konusunda günümüzde belirli çabalar çeşitli girişimler sergileyecek miyiz, Yoksa sergilemeyecek miyiz, Bırakalım olduğu yerde dursun mu diyeceğiz? sorularını  yönelten Çulhaoğlu, işçi sınıfının yapısına, egemen sınıfla devlet arasındaki ilişkilerine, teknolojik gelişmelerin toplumsal ve insan ilişkilerini nasıl şekillendirdiği konusunda Marksist açıdan güncelleme ve zenginleştirme  yapılması gerektiğini belirtti.

Marksizm’de vurgu ve ağırlık kaydırmasına da değinen Çulhaoğlu, “Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’nde yazdığı gibi biz iktidar ve devrim perspektifimizi sürekli olarak, bugün var olan hareketlerin, maddi süreçlerin içinden yeniden ve yeniden üretmek zorundayız. Yoksa öbür türlü ‘Gelecekte böyle olacağını düşündüğüm için bugün böyle yapmam lazım’ dersek kendi öznel iktidar ve devrim perspektifimizi yansıtmış oluruz. Bu durum pratik siyasette sekterliğe ve açmazlara sürükler. İkinci olarak en az sistemin kendisine verdiğimiz ağırlık kadar diyalektik yönteme de ağırlık vermeliyiz.” dedi.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Mayıs 2018 14:29
www.evrensel.net