Çubukçu: Türkiye fotoğraf çektirdiği güçleri kolaylıkla terk edebilir

Çubukçu: Türkiye fotoğraf çektirdiği güçleri kolaylıkla terk edebilir

Aydın Çubukçu: Erdoğan ortada, Putin ve Ruhani iki tarafında, el ele tutuşmuşlardı. Bunun kof ve gerçeği yansıtmayan bir fotoğraf olduğunu gördük.

Arif BEKTAŞ

ABD ve müttefiklerinin 5 kenti bombalamasıyla bir dünya sorunu halini alan Suriye krizini Aydın Çubukçu ile konuştuk.

Ortadoğu’da ABD ile Rusya arasındaki gerginlik tırmanıyor. Suriye’deki gerilimin bombalamayla birlikte sıcak savaş ortamına girildiği izlenimi verecek boyutlar kazanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Başından beri Suriye’deki ve genel olarak Ortadoğu’daki kapışmanın emperyalistler arasında bir kapışma olduğunu biliyoruz. Ama bu “vekâlet savaşları” ya da “IŞİD terörüne karşı mücadele” görünümüne sokulduğu için üstü örtük biçimde cereyan ediyordu. Son gelişmeler savaşın kimler arasında ve ne için sürdüğünü somut olarak gösterdi. 

Aslında birden fazla devletin karıştığı savaşlarda, başlangıçta saflar çok net olmayabilir. Şimdi, savaş süreci içinde karşıtlığın keskinleşmesine bağlı olarak gerçekte savaşın kimler arasında ve ne için ortaya çıktığını görmeye başladık.

Bir kere İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika’nın aynı safta savaşa gireceklerini gösterdi. Öbür tarafta ise Rusya var, ama bunun etrafındaki müttefikler henüz netleşmiş değil. En son Ankara’da yapılan liderler zirvesinde bir fotoğraf ortaya çıktı. Erdoğan ortada, Putin ve Ruhani iki tarafında olmak üzere el ele tutuşmuşlardı. Bunun kof ve gerçeği yansıtmayan bir fotoğraf olduğunu gördük. 

Çünkü üç taraf da iki noktada ittifak halinde olduklarını söylüyorlardı. Birincisi terörizme karşı mücadele, ikincisi ise Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması. Fakat bu kavramlar açıldığında, hepsinin farklı şeyler kastettiği ortaya çıktı. Terörizm denildiğinde, herkesin ajandasında farklı isimler yazıyordu. Suriye’nin toprak bütünlüğü de yine, İran ve Rusya için farklı, Türkiye için farklı anlamlar taşıyordu. Dolayısıyla o fotoğrafa bakarak, bir tarafın netleştiğini söylemek mümkün değil. 

Rusya, Türkiye ve İran var diyemiyoruz, diyemeyiz. Rusya’nın bir taraf olduğu kesin. İran büyük ölçüde bu savaşta hedef ülkelerden birisi olacağı için, Rusya’yla aynı safta yer alabilecektir. Fakat safı en belirsiz ülke Türkiye’dir. En son, ABD ile Rusya arasında ara buluculuk teklif etti! Rusya da Türkiye’yi “müttefik” kavramına sokamıyor haliyle... Mesela “Afrin’den güçlerini çek” dedi. Aynı talebi İran da ileri sürdü. Demek ki Türkiye’nin Suriye’deki hareket planı iki müttefik görünen ülke tarafından onaylanmıyor. Gelişen süreç içinde, savaşın seyri içinde bunun daha da ciddi sorunlar doğuracağı açıktır. Türkiye her ne olursa olsun ve her kiminle olursa olsun Suriye’de tam kontrol sağlamaya kilitlenmiştir. Eğer Amerika bu imkanları ona sağlayacaksa, kolaylıkla el ele resim çektirdiği güçleri terk edebilir. Şimdiki durumda biz Rusya ve Amerika tarafından temsil edilen bir savaşın en kritik anında bulunuyoruz. Herkes, Akdeniz’e yığınak yapıyor. Bombalamayla birlikte bölgesel savaş tehdidi ciddi bir ihtimal halini aldı.

Son bombalama, süreci sizce nereye evriltti?
Füze saldırısı göstere göstere geldi. Son bir hafta içinde kimyasal silah kullanıldığı konusunda koparılan yaygaraya destek veren herkes şimdi füze saldırısını sevinçle karşılıyor ve sahipleniyor. Gaz kullanımının bir provokasyon olduğunu ve Suriye’ye doğrudan müdahale için zemin hazırlama amacına hizmet ettiğini görmemek için kör olmak gerekirdi. Şimdi acil soru şudur: Füze saldırısı, sözde kimyasal üreten merkezlerle sınırlı bir saldırı mıdır, yoksa Suriye rejimini tümüyle yıkmayı hedefleyen büyük operasyonunun başlangıcı mıdır?  Bir başka biçimde sorarsak, “Libya modeli” çözüm için düğmeye basıldı mı? 

Emperyalistlerin Suriye hakkındaki nihai çözüm şekli Libya modelidir. Orada gerçekleştirilen İslamcı aşiret çeteleri arasında bölünmüş ülke görünümü, NATO’nun dolaysız müdahalesi ile mümkün olmuştu. Şimdi resmen devrede değilse bile, NATO’nun başlıca güçleri, ABD, İngiltere ve Fransa tıpkı Libya’da olduğu gibi ortak hareket etmektedir. Türkiye, bir başka NATO ülkesi olarak şu andaki füze saldırısına destek sunmuştur.  

Rusya’nın saldırı karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlginç olan Rusya’nın tutumudur. “Sert açıklamalar” dışında bir tepki göstermemiş olması, S-400 füzelerinin havada savunma sistemi olarak bir işe yaramadığını düşündürüyor. Yarın ne olacak bilinmez ama Rus füzelerinin neden harekete geçmediği sorusu, şu anda en önemli sorudur. 

Peki ya Türkiye’nin tutumu?
Ortalığın karışmasını isteyen ve savaşı bir iç politika unsuru olarak kullandığından dolayı da savaş ne kadar genişler ve uzarsa iç politikada o kadar kârlı olacağını zanneden Türkiye hükümeti kimyasal saldırıyı müdahale gerekçesi olarak öne sürdüğünde inandırıcı olmuyor, olamıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki durum hâlâ bundan üç sene önce tespit ettiğimiz gibidir. Dış politikayla iç politika iç içe geçmiştir ve artık politik alanın belirleyici rengi savaş olmuştur. Bu yoldan yalnızca MHP bağlanmakla kalmamış, CHP’nin de eline ağzına kilit vurulmuştur.

Demokrasi mücadelesinin de savaşla içerik değiştirdiği açığa çıkıyor bu durumda.
Savaş her zaman olduğu gibi aynı zamanda bir demokrasi problemini de ortaya getiriyor. Yani her savaş esas olarak barış arayışının ve hem de demokrasi taleplerinin yükselmesine yol açar. Savaşa karşı mücadele demokrasi mücadelesinden bu yüzden ayrılmaz. Şimdi de öyledir. Yani barış için mücadele aynı zamanda demokrasi için mücadeledir. Türkiye için de böyledir, Suriye için de geçerlidir, bölge ülkelerinin hepsi için geçerlidir. Filistin davası için de geçerlidir. Halkların kendi sorunlarını çözme yöntemi savaş değildir, demokrasidir. Ama savaş demokrasinin de düşmanıdır. 

‘FÜZELER ESAD’IN TEPESİNDE PATLAMAYABİLİR’

Aydın Çubukçu
Fotoğraf: Orhan Dil/EVRENSEL
Aydın Çubukçu (Fotoğraf: Orhan Dil/EVRENSEL)

 

Batı’nın Esad’la hesabını Libya-Kaddafi modeli üzerinden çözme ihtimali nedir? 
Libya’da son derece zayıf ve desteksiz bir diktatör vardı ve bütün emperyalistler, NATO’yu da kullanarak Libya’ya saldırdılar ve işi bir kan banyosuyla çözdüler. Burada da aynı sonucu elde etmek istiyorlar fakat araçlar farklı. Yani Esad’ın Kaddafi gibi yok edilmesi ABD başta olmak üzere bütün emperyalistlerin ve Türkiye’nin de rüyasıdır. Fakat Suriye’de Libya’daki planı uygulamaya niyet edenler dünya savaşını göze alıyorlar demektir. Bu sefer öyle olmaz. Füzeler, Esad’ın değil, biri Moskova’nın diğeri Washington’un tepesinde patlayabilir.

Bir süre önce Londra’da sarin gazıyla zehirlenen bir ajan olayı var... Bunda Rusya’nın sorumlu olduğu iddia edildi. Suriye’dekinin de aynı şekilde Rusya ve rejimin üzerine atıyorlar. Başlıca emper-yalistler Rus diplomatları sınır dışı etti. İki olay arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Her şey sona erdikten sonra, tarihi yazmaya çalışanlar bu süreçte olup bitenleri liste halinde önlerine koyduklarında, savaşın hangi sebepten çıktığı konusunda epey kavga edecekler! Ama bütün büyük savaşlar böyledir. Öncesinde pek çok karanlık ilişki, provokasyon, suikast, sabotaj vardır... Bu ajan meselesi güncel savaş ortamının bir parçasıdır. Çünkü her savaşın bir de psikolojik savaş yönü vardır. Bu kapsamda baktığımız zaman, gerek Fransa’nın İngiltere’nin, gerekse Amerika’nın Rusya’yı hedef alan çeşitli ve birbirinden bağımsızmış gibi görünen suçlamalarının son gelip düğümlendikleri nokta Suriye’dir. Londra’da bir ajan ölüyor ama bu cinayet, aslında Londra’da değil Suriye’de işleniyor! İleride ne romanlar yazılacak!

İki ajana yapılan saldırının ardından İngiltere zaman kaybetmeden Rusya’yı suçladı. Rusya kabul etmedi ve İngiltere’nin ilk icraatı, özellikle NATO ülkeleri ve bütün müttefiklerinin Rusya’ya karşı tutum almasını sağlayan bir kampanya yürütmek ve diplomatları göndermek oldu. Ortadoğu’daki çatışmaların potansiyel tarafları bu olayda karşı karşıya geldiler sanki... 
Dediğim gibi, saflar savaş sürecinde netleşir. Bu birbirinden kopuk gibi görünen; işte diplomatların sınır dışı edilmesi, ajanların öldürülmesi, Birleşmiş Milletlerde yeni ittifaklar arayışı, kararlar üzerindeki tartışmalar vs. saflaşmaları netleştirecek ön süreçler olarak değerlendirilebilir. Bütün bunlardan bizim çıkaracağımız sonuç açık bir biçimde potansiyel olarak zaten var olan savaş tehlikesinin artık kapımızda olduğudur. 

Son olarak şunu sormak istiyorum. Bir Rusya-ABD savaşı ateşlenebilir mi? Öyle bir tehlike görüyor musunuz?
Kaçınılmaz. Ben uzun zamandır emperyalistlerin, emperyalist ekonomideki gelişmelerin, yatırım alanları bakımından yapılacak analizlerin vs. bir savaşa doğru gittiğimize işaret ettiğini söylüyordum. Bunu defalarca yazdım, dünya savaşa gidiyor diye. Benim çıkış noktam aslında son derece soyut bir tespit. Emperyalizm, savaşsız yaşayamaz. Ama oradan yola çıkarak, her tüfek sesinde işte başladı diyemezsin. Ekonomi dışı başka veriler, coğrafi, dinsel, etnik, sınıfsal gerilimler ve çatışmalar, milyonlarca insanın göç halinde olduğu bir dünya manzarası var önümüzde... Diğer yandan, savaş yatırımları ve harcamaları 2000’lerden beri birikmiş olan sermaye bunalımına, deva olabilecek bir araç olarak görülüyor. Türkiye bile, tank-tüfek yaparak kalkınacağını söyler hale geldi. Tank-tüfek yapmak şeker, çimento, demir, çelik üretmek gibi değildir. Tank-tüfek yalnızca savaşta kullanılır, alınır, satılır. Hem hızlı satılır, hem çok satılır... Türkiye’de savaş sanayisinin başını çekenler, Cumhurbaşkanının çok yakınları olunca, sistemin talepleriyle kişilerin taleplerinin çakıştığını da söyleyebiliriz.  Kapitalizmin bütün tarihi göstermiştir ki, savaş çok kârlı bir tüketim alanıdır. Açıktır ki, emperyalistler savaş ihtiyaçlarını, ufak-tefek bölgesel ya da vekalet savaşları yoluyla gidermeye çalışıyorlardı. Şimdi kocaman bir fırsat yarattılar ve Çehov’un tiyatro oyunları için söylediği gibi, silah bir kez gösterildiyse, patlaması zaruridir. Savaşla krize çözüm bulma şansını Suriye’de bulmuşlardır. Bunu derinleştirerek sürdürmek ellerindedir. Şu anda bundan kaçındıklarına dair bir işaret yok. Aksine kışkırtıcı ve kızıştırıcı bir politika izleniyor ve bu da dünya savaşının o potansiyel durumundan artık kinetik duruma geçeceğine dair bir işarettir. Trump’ın son açıklamalarından birinde, Rusya ile olan ekonomik ilişkileri koz olarak ileri süren cümleler var, diyor ki “Rusya’nın ekonomisini düzeltmesinde biz her zaman yardımcı olduk, bunu sürdürmeyi de isteriz.” Şimdi “Sürdürmeyi isteriz” lafı gerekirse ekonominin gırtlağını sıkarız anlamına da geliyor. Son büyük savaş öncesinde, Fransa’nın Almanya’ya, Almanya’nın İngiltere’ye, herkesin birbirine söylediklerine bakalım, tarih tekerrür ediyor sanki!

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Nisan 2018 22:15
www.evrensel.net