Tutuklu gazeteci Nedim Türfent'ten Göktepeli selamlama

Tutuklu gazeteci Nedim Türfent'ten Göktepeli selamlama

P24’ten Eylem Yılmaz’a konuşan Nedim Türfent: Metin Göktepe’nin ablası, kardeşinin gülüşünü sizin yüzünüzde görüyorsa bu tarifsiz bir onur vesilesidir

"Bu meslekte Metin Göktepe’nin ablası, kardeşinin gülüşünü sizin yüzünüzde görüyorsa, bu tarifsiz bir onur vesilesidir"

Bu cümle Nedim Türfent’e ait. Haberleri nedeniyle 21 aydır özgürlüğünden mahrum olan gazeteci Türfent’le avukatı aracılığıyla P24’ten Eylem Yılmaz’a konuştu.

“Örgüt üyeliği” suçlamasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ancak cezası “fiilin devamlılığı” iddiasıyla 8 yıl 9 aya çıkarılan, Kanun Hükmünde Kararnâme (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri Nedim Türfent, 21 aydır Van T Tipi Kapalı Cezaevinde tek kişilik hücrede özgürlüğünden mahrum.

Davasında dinlenen 20 tanığın 19’unun, Emniyet ifadelerinin işkence ve baskı altında alındığını beyan etmesine, tanıkların her birinin Türfent’i tanımadığını, tanısalar da gazeteci olarak bildiklerini söylemelerine rağmen 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme gerekçeli kararında, tüm haberlerini "örgüt içerisindeki görevi" doğrultusunda yaptığı hükmüne yer verdi.

Tanıkların ifadelerini işkence altında verdiklerini söylemiş olmasına rağmen 8 yıl 9 ay hapis cezası aldın. Bu cezaya çarptırılmanı nasıl yorumluyorsun?

Kanımca dosyaya bakan heyet, bir iddia kırk kişiye işkence ile söyletilince, o iddianın doğru olduğuna inandı. Dosyamda bulunan tanıkların yirmi ikisinden biri yalan ifadeler verdiğini ve okuma yazma bilmediğini, psikolojik sorunlar yaşadığını beyan etmişti. İki tanesi ise diğer tanıkların copy-paste ifadelerini benzeri uygulamalarla vermişti ki, bunlardan biri çocuktu. İkisi de mahkeme huzurunda herhangi bir ifade vermedi. Geriye kalan on dokuz “tanık” ise işkence altında kendilerine birtakım kâğıtların okutulmadan imzalatıldığını, beni tanımadıklarını ve tanıyanların da gazeteci kimliğimle tanıdıklarını beyan ettiler. Dosyada “üyeliğe” zerre-i miskal delil bulunmamaktadır. Yani hukuki bir ceza olmadığı gün gibi açıktır.

13 Ocak 2018 tarihli mektubunda, "Tüm kamuoyunun tanıklığında ikinci bir Metin Göktepe vakasına niyetlendiler" diyorsun. Bunun "A planı" olduğunu, tutuklanmanın ise "B planı" olarak yorumluyorsun. Bu süreci anlatır mısın? Senin deyiminle, "A planı" süreci nasıl gelişti? Neler yaşandı?

Galiba, o meşhur haberden (Türk'ün gücünü göreceksiniz) iki gün sonra idi. Zırhlı aracın arka kapısını açan bir polis memuru beni, “Fotoğraf çekersen, haber yaparsan pişman olursun” yönünde tehdit etti. Akabinde birkaç kere plastik mermi ve gaz fişeklerine çok yakından maruz kaldım. Sonrasında ise zaten tüm kamuoyunun tanıklığında JİTEM hesaplarından yapılan tehditlerin ardı arkası kesilmedi. Amaçları tenha bir yerde karşılaşmaktı. Ancak kamuoyunun duyarlılığı sayesinde bugün bu cevapları verebiliyorum. Yarım kalan işi bu hüküm tamamlamıştır.

Neler hissettin o an? 

İlk gözaltına alındığımda cinsel saldırıya kadar insanî ve ahlakî olmayan uygulamalarla yüz yüze kaldım. Yüksekova’ya götürdüklerinde yolda beni “temizleyeceklerine” dair konuşmaları oluyordu. Yüksekova’da neyle karşılaşacağımı hiçbir şekilde bilmiyordum. Zaten ilçe merkezinde çatışma ortamı vardı. Sonu belli olmayan bir yoldaydım. Ancak haberlerin pişmanlığını asla yaşamadım.

Bu şekilde gözaltına alınıp tehdit edilmeyi bekliyor muydun?

Açıkçası amaçları gözaltı değildi. Gözaltıyı amaçlasalar evime, ikamet yerime baskın yaparlardı. Ancak dediğim gibi, tenha bir yerde karşılaşmak istiyorlardı. Nitekim bunu anlayınca, sınır bölgesi olan Yüsekova’dan Van’a geldim. İşin ciddiye geldiğini artık kamuoyu da biliyordu. Van’da alınmam galiba benim için bir avantaj oldu.

"Türk'ün gücünü göreceksiniz" haberi nasıl gelişti? Hiç, "keşke yapmasaydım" dediğin oluyor mu?

O günden bir gün önce, bir inşaat şantiyesine baskın yapıldığı haberini aldık. Bir şekilde görüntülere ulaşınca inanılmaz bir duygu yaşadım. Düşünsenize, devletin kolluk kuvveti hem işkence yapıyor hem de, “Ne yaptı bu devlet size!” diyor. Haberi yapmak kadar haberin arkasında durmak, sorumluluğunu taşımak da önemlidir. Valilik ve Bakanlık jet hızıyla soruşturma açtı. Ancak bugün sonuç ortada. Ceza alan suçu işleyen değil, suçu açığa çıkaran oldu.

Cezaevindeki koşulların nasıl? Tecrit koşullarında her hangi bir iyileştirme sağlandı mı?  Gazete ve kitap okuyabiliyor, müzik dinleyebiliyor musun? Televizyon izleme imkânın var mı? Gündemi nasıl takip ediyorsun?

Ben 26 Nisan 2017 tarihinden beri tecrit altında tutuluyorum. Bulunduğum cezaevinde odalar üç kişilik olmasına rağmen ben teklide tutuluyorum. Ancak belli bir kamuoyu oluştuktan sonra yanımdaki odaya kuzenim Abdullah getirildi. Üç kişi ortak havalandırmaya çıkabiliyoruz. Ancak günün çoğu teklide geçiyor. Tecrit politikası etraftakilerle çıkarılmayarak devam ediyor. Her tutuklu, hükümlü çıkabiliyor, ne hikmetse biz bundan muaf tutuluyoruz. Cezaevinde bugüne kadar kitap ve dergi yasağı vardı, dışarıdan bize gönderilmiyordu. Bu konuda bir iyileştirme oldu ve artık isteyenler dışarıdan kitap ve dergi gönderebilir. Televizyonda tek tip bir yayın var. Bunu ancak gazetelerle kırabiliyorduk. Afrin operasyonu başlayınca gazete de verilmez oldu. Bugün sadece Cumhuriyet Gazetesi alabiliyorum.

Bugüne kadar cezaevinde herhangi bir sözlü veya fiziki şiddete maruz kaldın mı?

Geçen hafta kargoya çıkınca, dışarıdan da tanıdığım Şemdinli Belediye Eş Başkanı Seferi Yılmaz’ı uzaktan gördüm. Anladığım kadarıyla beni görmek için infaz memurlarından izin istemiş. Yani beni de o an kargo odasına alsalar karşılaşıp, selamlaşacağız. Lakin izin verilmedi. Birkaç gardiyan bana, “Faşizmde tavan yaptım” dedi. Van T Tipi’ne götürüldüğümde çıplak aramaya maruz kaldım. Bu insanlık dışı uygulama devam ediyor.

Genç bir gazetecisin. Bu mesleği seçme nedenin, mesleğe dair hayallerin neydi? Bu hayallerini gerçekleştirmede ne kadar yol kat ettin? Hayal kırıklığın var mı? Varsa ne veya nelerdir?

Bölgede, özellikle de sınır hattında hakikate dokunan gazetecilere her zaman inanılmaz ihtiyaç var. 2012’de böylesi bir ihtiyaca tanıklık ettim. Ve öğretmenlik yerine gazeteci olmanın daha öğretici ve anlamlı olduğunu düşündüm. Tabii, Kürt basınında çalışınca, yolumun bir gün muhakkak cezaevinden geçeceğini biliyordum. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Her ne kadar cezaevinde olsam da, bu meslekte göz ardı edilmeyecek bir noktada olduğumu, hayallerime yakın olduğumu belirtebilirim. Yandaş basında olmak yerine, toplumun derdine dokunan bir tutuklu veya hükümlü olmayı yeğlerim. Bu meslekte Metin Göktepe’nin ablası, kardeşinin gülüşünü sizin yüzünüzde görüyorsa, bu tarifsiz bir onur vesilesidir.

"Dışarıdaki" gazetecilik içeriden nasıl görünüyor?

Ana akım medya tamamen tek tip politikasına mahkûm olmuş durumda. Lâkin direnen kesim de göz ardı edilemez. Özgür basın geleneğini yaşatmaya çalışan Kürt gazeteciler ve yine Cumhuriyet, Evrensel, BirGün gibi gazetelerin ısrarı umut verici. Bukalemun gibi renk değiştirmek yerine, insanda, hak-hukukta, toplumun çıkarında, özgürlükte, renklilik ve seslilikte ısrar eden her gazeteci cezamızı hafifletiyor. Direnen, rahatsızlık yaratan haberlere imza atan tüm canlara selam olsun.

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Şubat 2018 13:23
www.evrensel.net
ETİKETLER Nedim Türfent