Hormonlu büyüme işsizliğe çare olmadı

Hormonlu büyüme işsizliğe çare olmadı

"Üretici fiyatlarındaki artış ile tüketici fiyatlarındaki artış arasındaki fark, önümüzdeki aylarda yüksek enflasyonun süreceğini gösteriyor."

Murat BİRDAL

2017 yılını bitirmeye hazırlanırken ekonomideki görünüm kafaları karıştırıyor. Vatandaş iki farklı manzara ile karşılaşıyor. Resmi istatistikler üçüncü çeyrek itibariyle çift hanelere ulaşmış yüksek bir büyüme hızına işaret ediyor. İktidar partisinin yetkililerine göre Türkiye uçmuş gidiyor, büyüme performansıyla övgüler dizilen ülkeler ise geride nal topluyor. Yüzümüzü sokağa döndüğümüzde ise iş farklılaşıyor. Gazetelerde sunulan parlak tablo orada sönüyor. Endişeli bir bekleyiş hakım. İşsizlik rakamları ise yüksek seyrini sürdürüyor.

Resmi istatistiklerin geçerliliği ve tutarlılığı ekonomi çevrelerinde son dönemde epeyce sorgulanıyor ve sorgulanacak. Ama üzerinden hareket edebileceğimiz başka bir veri olmadığına göre buradan tartışmaya devam edelim. Son büyümede etkili olan iki önemli faktör var. İlki geçtiğimiz yılın üçüncü çeyreğinde 15 Temmuz etkisiyle daralan ekonominin yarattığı baz etkisi. İkincisi ise vergi indirimleri ve yatırım teşviklerinin yanı sıra Kredi Garanti Fonu aracılığıyla verilen ve toplamı 220 milyarı aşan teminatsız krediler. 

Bu yılın başlarında hükümet ekonomideki sıkışıklığı aşmak ve likiditeye ulaşımda sıkıntı yaşayan işletmelere kredi akışını kolaylaştırmak amacıyla Kredi Garanti Fonu’nu (KGF) devreye soktu. Fonun amacı gereken teminatı gösteremediği için kredi olanaklarına erişimde sorun yaşayan KOBİ’lerin ve ihracatçı kesimin düşük faizli kredi olanaklarına erişimini sağlamaktı. Fonun büyüklüğü önce 20 milyar sonra 250 milyar TL’ye yükseltildi ve kredi piyasasındaki sıkışıklık önemli ölçüde aşıldı. 

Bu uygulama hem ucuz kredi olanaklarına kavuşan işletmelerin kredi talebini patlattı hem de büyüyen risk algısı nedeniyle kredi açmakta tedirginlik yaşayan bankaların elini rahatlattı. Kredi açma yarışına giren bankalar daha fazla mevduat çekebilmek için mevduat faizlerini yukarı çekti. Kimi bankalarda faizler yüzde 14’leri aştı. Verilen hazine garantisi banka bilançolarını büyük ölçüde toparlarken borsa endeksi de bankacılık sektöründeki gelişmelerin etkisiyle rekor üstüne rekor tazeledi. KGF’nın web sitesindeki verilere göre şu ana değin 364 bin işletmeye verilen 220 milyarlık kredi karşılığında 200 milyar TL’lik kefalet sağlanmış durumda. 

Piyasaya bu denli yüklü miktarda kredi pompalanmasına rağmen istihdamda beklenen toparlanmanın yaşanmaması hükümeti düşündürüyor. Erdoğan’ın sürekli yinelediği istihdam seferberliği çağrısı da aynı kaygının ürünü. Zira, yaklaşan seçimlerde hükümetin yumuşak karnı ekonomi olacak. Rakamlar yüzde 10 değil, yüzde 50 büyüme göstersin vatandaş iş bulamıyorsa ekonomi kötüdür. Halkı her konuda kandırabilirsiniz ama aç insanı tok olduğuna inandıramazsınız.  

Son büyüme rakamlarında ilk ön plana çıkan sektör yüzde 20.7’lik büyüme ile hizmetler sektörü. Hemen ardından yüzde 18.7 ile uzunca bir süredir ekonominin motoru haline gelen inşaat sektörü geliyor. Gayrimenkul sektöründe ise büyüme hızı halen yüzde 1.5 seviyelerinde. Yükselen faizler sektörü baskılıyor. Konut satışları kasım ayı itibariyle bir önceki aya oranla yüzde 7.5 seviyesinde azaldı. İstanbul’da bu oran yüze 11 seviyesine vardı. Faizlere duyarlı olan ipotekli satışlarda ise daralma yüzde 24’e yakın. Her üretilen malda olduğu gibi konut arzı için de asli belirleyici taleptir. Tüm teşviklere rağmen talepteki bu sert gerileme önümüzdeki aylarda devam ettiği durumda inşaat sektöründe daralma kaçınılmaz olacaktır. 

Önümüzdeki yıl içinde enflasyonun gerilemesi şu an için pek mümkün görünmüyor. Kurdaki son tırmanışın etkisi henüz tam olarak fiyatlara yansımadı. Üretici fiyatlarındaki artış ile tüketici fiyatlarındaki artış arasındaki fark önümüzdeki aylarda yüksek enflasyonun süreceğini gösteriyor. Dış gelişmelere bağlı olarak kur baskısı da devam edecek gibi  görünüyor. Enflasyonu hızlandıran bir diğer neden ise kamu harcamalarındaki tırmanış. Seçimler yakınlaştıkça kamu açığının da tırmanacağını söyleyebiliriz. 

Faiz cephesinde ise hükümetin tüm direncine rağmen enflasyona paralel bir yükseliş süreci yaşanacaktır kaçınılmaz olarak. Bu durum halihazırda oldukça kırılgan gözüken konut piyasasında büyük çaplı bir krizi tetikleyebilir. 

Hükümetin önümüzdeki sene içerisinde de bir dizi olağan dışı tedbirle ekonomiye müdahale amacında olduğunu görüyoruz. Vergi indirimleri, yatırım teşvikleri sürecek ama diğer yandan bütçeyi baskılamaya devam edecek. KGF’de ise kredi dönüşleri gerçekleştikçe yeni kefaletler sağlanarak kredi arzı arttırılmaya çalışılacak. Uygulanan politikaların bütününe baktığımızda uzun vadede sürdürülebilir olmadıkları aşikar. Dahası kamu kesimine maliyeti gün geçtikçe artıyor. Hükümetin en büyük avantajı ise dış piyasalardaki ılımlı iklim. ABD’nin ve Avrupa’nın faiz artırımı konusundaki çekimser duruşları kurda daha sert hareketleri önlediği gibi faizlerin de mevcut seviyelerde tutulabilmesini kolaylaştırıyor. 

Yine de işsizlik 2018 yılında da ekonominin önündeki en önemli başlık olmaya devam edecek. Buna hiç şüphe yok. 

www.evrensel.net