ÇKP 19. Ulusal Kongresi

ÇKP 19. Ulusal Kongresi

Çin’in sosyalistliği sadece kâğıt üstünde kalmaya mahkumdur.

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi

19 Ekim’de başlayan Çin Komünist Partisi (ÇKP) 19. Ulusal Kongresi 24 Ekim’de son buldu. Normalde dünyanın herhangi bir köşesindeki bir grevi, bir halk hareketini büyük bir dikkat ve ilgiyle izleyen biz enternasyonalist gençlerde bu kongre en ufak bir heyecan ya da ilgi uyandırmadı. Dünyanın yedide birinin yaşadığı dünyanın en kalabalık ülkesinin “Komünist Parti”sinin kongresine bu derece heyecansız bir yaklaşım nasıl açıklanabilir

HEYECAN VE HAYAL KIRIKLIĞI

Aslında bu durum her zaman böyle değildi. Stalin’in ölümünden sonra Kruşçev liderliğindeki Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) 20. Kongresi ile revizyonizme kaymasından ve SSCB’nin sosyal emperyalist bir devlet olarak konumlanmasından sonra ÇKP Genel Sekreteri Mao Zeodung’un SBKP’ye yönelik eleştirileri ve politikaları ilgiyle takip edilmiş ve devrimci komünistler tarafından da savunulmuştu. Öyle ki yaygın bir gençlik hareketi olan 68 Baharı’nda Mao imgesi hayli önemli bir sembol haline gelmişti. Fakat Çin Devrimi’nin ana gücünü proletaryanın oluşturmaması, ÇKP’nin köylülüğü ittifak yapılacak bir sınıf değil devrimin öncü sınıfı olarak görmesi ve devrimin proleter bir devrimden ziyade bir halk savaşının sonucunda var olan bir yapı olması gibi biçim ve öz arasındaki çelişkilerin neticesinde 1977 yılında ÇKP kapitalist sistemdeki sömürünün üretim ilişkilerinden değil de bölüşüm ilişkilerinden kaynaklandığı savunusundan hareketle “Üç Dünya Teorisi”ni gündeme getirdi. Bu teoriye göre dünya üç farklı kutuptan oluşmaktaydı. Birinci dünya/kutup iki süper güçtü: ABD ve SSCB. İkinci dünya bu iki süper gücün kampında yer alan gelişmiş ülkelerden, genel olarak doğusuyla batısıyla Avrupa’dan oluşmaktaydı. Üçüncü dünya ise gelişmemiş ülkelerdi. ÇKP, ikinci dünyanın tarafsızlaştırılmasını, üçüncü dünyanın da tamamının kendi bağımsız devletlerini kurmasını ve bu devletleri güçlendirmesini savunuyordu. Yani bu teori ile ÇKP sosyalist devrim anlayışını ulusal bağımsızlık hareketleri ile değiştiriyor, söz konusu üçüncü dünyada var olan devletlerin tümünü içinde bulunduğu sınıfsal ilişkilerden yalıtarak tekleştiriyordu. NATO üyesi Türkiye ile Ho Amca’nın Vietnam’ı aynı sepete koyuluyor, her iki ülkenin de askeri olarak gelişmesi aynı ölçüde destekleniyordu. Sınıfsal ilişkileri yok sayarak devletleri gelişmişlik düzeyine göre ayıran bu teori başta Enver Hoca olmak üzere devrimci komünistler tarafından eleştirildi ve tıpkı SBKP’nin revizyonizmi gibi ÇKP’nin “Üç Dünya Teorisi” de tarih önünde mahkûm edildi. Böylece Çin Devrimi ile başlayan, SBKP 20. Kongresi sonrasında doruğa çıkan ÇKP’ye yönelik heyecan ve ilgi hızla sönümlendi.

ÇİN’E ÖZGÜ SOSYALİZM VE 19. KONGRE

77’den bugüne Çin, Üç Dünya Teorisi’nin ve daha sonrasında savunulan Çin’e özgü sosyalizm adı altında inşa edilen devlet kapitalizminin altında iktidar partisinin adında komünist sıfatı olan fakat işçilerin vahşi kapitalizm koşullarına benzer koşullarda yaşadığı, ülkenin en zengin üç kişisinin 30 milyar doları aşan servete sahip olduğu ve özel mülkiyet ilişkilerinin devlet tarafından desteklendiği kapitalist bir devlet haline gelmiştir.
Bu açıdan ÇKP 19. Ulusal Kongresi de yeni bir şey vaat etmemektedir. Yeniden ÇKP Genel Sekreteri seçilen Şi Jinping’in “Orta Halli Müreffeh Bir Toplumun Her Yönden Kesin Zaferi ve Yeni Bir Çağda Çin’e Özgü Sosyalizmin Büyük Başarımı İçin…” başlıklı 3,5 saatlik konuşması da Çin’e özgü sosyalizm adı altında devlet kapitalizminin ve ÇKP’nin devlet ve toplum üzerindeki egemenliğinin daha güçlü bir şekilde teşkil edilmesi dışında bir şey söylememektedir. Karma mülkiyetli işletmeler ile özel mülkiyetin geliştirilmesini destekleyeceğini açıklayan, gelir adaletsizliğinden bahsedip ülkede her geçen gün güçlenen burjuvaziye dokunmayan Çin’in sosyalistliği sadece kâğıt üstünde kalmaya mahkumdur. Çin bugün kendisini hegemonyası her geçen gün sarsılan ABD’nin yerine aday bir ülke olarak konumlarken Çin’e özgü sosyalizm adı altında devlet kapitalizmini daha da güçlendirmeye çalışmaktadır.
Ayrıca hâlâ anayasasında kendini Marksist ve Leninist olarak ifade eden ÇKP’nin aksine Marks ve Engels’in kurduğu bilimsel sosyalizmin Çin’e göresi, Rusya’ya göresi olmaz. ÇKP’nin Çin’e özgü diye sunmaya çalıştığı şey sosyalizm değil, revizyonist bir sapmadır ve ne Çin’de yaşayan milyonlara ne de dünyadaki diğer işçi ve emekçi kitlelerine vaat edebileceği yeni bir şey yoktur.

www.evrensel.net