İşçi aydını

İşçi aydını

Adnan Özyalçıner, işçilik hayatına başladığından yaşamını yitirdiği güne kadar işçi, sendikacı, EMEP yöneticisi Memet Kılınçaslan'ı yazdı.

Adnan ÖZYALÇINER

Memet Kılınçaslan 1950 yılında Adıyaman’ın Besni ilçesinde doğdu. Lisenin ardından yoksulluk nedeniyle okuyamadı. Yaşamını işçilikle kazandı. Yaşamak için mücadele etmek gerektiğini de işçilikte öğrendi. Yaşamak için iş, işini sürdürebilmek için de mücadele edilmesi gerekiyordu.

1969 yılında çalışmak için İstanbul’a geldiğinde Kadırga’da bir ayakkabı atölyesinde işe girdi. O günlerde, dört işçi altlarına pazar tahtaları serip yattıklarını anlatır. Ekmeğini kazanabilmek için pek çok işte çalıştı. Mısır Çarşısında tezgahtarlık, konfeksiyonda ütücülük, Mahmutpaşa’da işportacılık yaptı.

1976’da askerlik dönüşü Ülker fabrikasına girdi. Kısa sürede işçilerin güvenini kazandı. İşyeri temsilciliğine aday gösterildi. Bu durumdan rahatsız olan patron Kılınçaslan’ı işten attı. Ama o pes etmedi. Her türlü şart altında ekmeğini kazanmak için mücadele edilmesi gerektiğini biliyordu. İşe dönmek için fabrikanın kapısından ayrılmadı. İşini geri almak için sabah akşam fabrika önünde, kahvelerde işçilerle birlikte oldu. İşçi arkadaşları onu sahiplenerek aylar boyu direnerek eylem yaptılar. Sonunda işine geri dönmesini sağladılar.

Ülker, Kılınçaslan için nasıl mücadele edileceğini, bu mücadelede nasıl başarılı olunabileceğini öğrendiği bir okul oldu.

1984 yılında çalıştığı deri fabrikasının hem işyeri temsilcisi, hem Türk-İş’e bağlı Deri-İş Sendikasının yöneticisi oldu. 1992’de işçilerle emekçilerin günlük basına olan gereksinimlerini karşılayacak olan Evrensel gazetesinin kuruluşuna katıldı. 25 Mart 1996’da Emek Partisinin kurucu üyelerinden biriydi. Partisinde hem İstanbul İl Başkanlığı, hem Genel Başkan Yardımcılığı yaptı.
1982 yılında kendisi gibi bir işçi olan Selvi Kılınçaslan’la evlendi. Bakırköy Sümerbank işçisi olan eşiyle özelleştirmeye karşı yapılan eylemlerde omuz omuzaydı.

Levent Tüzel’e göre: O, bir işçi politikacısının yanı sıra sevilen, sayılan bir baba ve eşti. Sohbeti aranan bir hemşeri, dostların neşeli sofra arkadaşı, öğrenmek ve değiştirmek isteyen bir devrimciydi. Levent Tüzel, Evrensel Yayınları arasında çıkan Memet Kılınçaslan’ın yaşamını anlatan kitabın ön sözünde onu şöyle tanımlamıştır:

 “Bir sohbette kızına anlattığı ‘iki sınıf, iki dünya ve onların çıkarları’ sade gerçeğinin, onun, dünyayı ve gelişmeleri yorumlamada şaşmaz pusulası olduğunu görüyoruz. Bu sayede en sıkıntılı ve zorlu dönemlerin geride bırakılması karmaşık olayların açıklanması onun için hiç zor olmamıştır.”

Bana göre Memet Kılınçaslan bir işçi aydınıydı. Nâzım Hikmet’in “Topraktan öğrenip kitapsız bilendir” dediklerindendi. Görüp öğrendiklerini, hiçbir zaman kendine saklamadı. Birlikte yaşadığı, aynı yazgıyı paylaştığı işçi arkadaşlarıyla da bir sendika militanı, yöneticisi olarak bölüştü. Bir işçi lideri olarak da işçi sınıfının özgürleşmesi adına görüp öğrendiklerini, bilip söylediklerini yaşamı boyunca fabrikalara, kahvelere, sokaklara, kürsülere taşıdı. Yaşamdan öğrendiklerini eğrisiyle doğrusuyla, acısıyla sevinciyle aynı yaşamı paylaşanlara tartışarak, inandırarak öğretmeye çalıştı. Hiçbir yasak, baskılar, gözaltılar, sorgulamalar, işkenceler onu engellemedi; görüp öğrendiklerinden bilip söylediklerinden caydırmadı. Geleceğin işçi sınıfının olacağı düşüncesinden döndürmedi. Döndüremezdi. Çünkü o işçi sınıfının kendi emeğiyle yarattığı yaşamla uygarlığın eşitçe paylaşılması gereğine inanıyordu. Kılınçaslan, bütün halk adamları gibi ekmeğini taştan çıkaran kol emekçileri gibi yaşamın karşısında dik durmasını, haksızlıklara karşı direnmesini bilenlerdendi. Onun için de iyimserdi, sevecendi. Ayrıca güleçti, şaka yapmayı severdi.

O, yaşama hep işçi sınıfının mutluluğu açısından baktı. Bu konuda uğradığı bütün baskılara, çektiği acılara, yaşadığı yoksunluk ve yoksulluklara karşı direndi. O, Ali Yüce’nin bir şiirinde sözünü ettiği Kırk Ayaklı Karınca’ydı. Karıncanın otuz dokuz ayağını bir bir yok ettikten sonra tek ayağı kalınca sordukları soruya şu karşılığı veriyordu karınca:

“Dön de bir bak
Dağ biraz küçüldü işte
Daha çok karınca var geride.”

Kılınçaslan aramızdan ayrılsa da düşünceleriyle, yaptıklarıyla hep aramızda olacak. Bizimle birlikte yaşayacak. Çünkü onun düşüncelerini, savaşımını sürdürecek daha çok Kılınçaslanlar olacak geride. Ali Yüce’nin bu şiirini, işçi sınıfının direncini belirtmek açısından Kılınçaslan’ın da bulunduğu her toplantıda okurdum. O da “Gene kırkayak mı?” diyerek kıs kıs gülerdi. Şimdi de yattığı yerden “Bak gene kırkayağı yazdı” diyerek kıs kıs gülüyordur.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Aralık 2017 04:46
www.evrensel.net