Şenal Sarıhan: Kadınlar için şimdi yeni bir mücadele başladı

Şenal Sarıhan: Kadınlar için şimdi yeni bir mücadele başladı

'Yasa kabul edildi, yapacak bir şey yok diye bakmamalıyız. Bu andan itibaren yeni bir mücadeleye başlamalıyız; yasanın geri çekilmesi mücadelesine.'

Serpil İLGÜN

Kamuoyunda müftülere/imamlara nikah kıyma yetkisi tanıyan yasa olarak bilinen ‘Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’, AKP-MHP oylarıyla geçtiğimiz hafta TBMM’de kabul edildi. Toplumu dini referanslara göre biçimlendirmeye dönük önemli hamlelerden biri olarak görülen yasa, kadınların uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği kazanımları hedeflemesinin yanı sıra, laiklik ilkesine ters düştüğü için de tepki çekiyor. Yasa, kadınlar cephesinde nasıl mağduriyetlere yol açacak? Konu sadece laik/seküler kadınları mı ilgilendiriyor? Müftünün nikah kıyması laiklik ilkesine neden ters? Tasarıya tepkiler neden toplumsallaşamadı? Her fırsatta, laikliğin kırmızı çizgileri olduğunu ifade eden CHP neden etkili bir karşı koyuş geliştiremedi? Tasarının yasalaşmaması için Mecliste yoğun mesai harcayan isimlerden, CHP Ankara Milletvekili Avukat Şenal Sarıhan yanıtladı. Sarıhan, “‘Yasa kabul edildi, yapacak bir şey yok’ diye bakmamalıyız” diyor ve şu çağrıyı yapıyor: “Yasanın kabul edildiği andan itibaren yeni bir mücadeleye başlamalıyız; yasanın geri çekilmesi mücadelesine.”

Erdoğan ‘İsteseniz de istemeseniz de bu yasa Meclisten geçecek’ dedi ve daha sözleri mürekkebi kurumadan tasarı yasalaştı. Altını yeniden çizmek için soralım; Nüfus Hizmetleri Kanununda yapılan değişikliklerin toplumsal hayata nasıl etkileri olacak?

Bu değişikliğin getirdiği birinci problem, laiklikle ilgili. Çünkü laik bir toplumda böyle bir düzenlemenin yapılması olanaksız.

Neden olanaksız?

Şöyle bakalım; bir devlet örgütlenirken ne yapar? Kendi hukukunu oluşturur, bu hukukun nasıl işleyeceğini düzene koyar. Devlet, hukuku toplumsal yaşam içinde işletirken normlarını bir dinin anlayışına dayalı olarak geliştiriyorsa, dini anlayışların etkin ve yaygın olmasını planlıyorsa, burada laik bir toplumdan söz etmek mümkün değil.

AKP iktidarı son dönemde, üstelik Anayasada henüz laiklikle ilgili temel maddelerde değişiklik yokken, hâlâ “demokratik, laik bir hukuk devleti olduğumuz iddia edilirken, çeşitli yasal değişikliklerle ya da fiilen toplumsal ve hukuksal bir dönüşüm programı uyguluyor.

Bu dönüşüm programının içeriğinde ne var?

Bütün bir yaşamı dine göre planlamak var. Hangi dine göre? İslam dinine göre. İslam dininin de Sünni mezhebine göre planlamak. İşte bu adımlardan biriyle karşı karşıyayız. Nüfus Hizmetleri Kanunu değişikliğine gerekçe olarak diyorlar ki; ülke çok gelişti, elektronik olanaklar çok gelişti, toplumun nüfusla ilgili bütün işlerini hızlandırmak, kolaylaştırmak, bürokrasiden kurtarmak gerek...

Ama itiraz buna değil?

Elbette, bu konuda hiçbir itirazımız yok. Ama müftülere nikah kıyma yetkisi vermenin bu amaçla ne alakası var? Yani, Diyanet İşleri Başkanlığı teknolojiyi en iyi kullanan kurum da, o kurumun hizmetlerinden mi yararlanılacak? Hayır! Çünkü bakıyoruz böyle bir şey yok. Bu olmadığı gibi daha da önemli şöyle bir durum var; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna baktığımızda, başkanlığın görev tanımını yapan 1. madde diyor ki, “İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmekle görevlidir. Din konusunda toplumu aydınlatır ve ibadet yerlerine yönlendirir.” İzleyen maddelere bakıyoruz, hizmet birimlerini düzenleyen 7. maddede örneğin, Diyanetin tüm bürokratik görevlilerinin esas olarak dini işleri yapmak için örgütlendiğini görüyoruz. Peki, nikah bir dini işlem mi? Değil. Ayrıca İslam dini içinde de evlilikle ilgili bir düzenlemenin olmadığını söylüyor bazı ilahiyatçılar, ancak bu benim alanım olmadığından o konuda bir şey söyleyemem. Ama siz herhangi biçimde kendilerine ailenin korunması, aile birliğinin sağlanması ya da daha genel söyleyeyim, nüfus hizmetlerinin düzenlenmesi konusunda yetki verilmemiş olan bir gruba nikah kıyma yetkisi veriyorsunuz...

Bu da belediye memurları gibi, müftü ve imamların da kamu görevlisi olması ile gerekçelendiriliyor ve ‘İmamların ne farkı var? deniyor...
Tamam, kamu görevlisidir, ama devlet hastanesinde çalışan bir doktor da kamu görevlisidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan bir öğretmen de veya bir hizmetli de kamu görevlisidir ama kamu görevlilerin yapacakları işler çalıştıkları alanla sınırlıdır. Dolayısıyla çıkarılan yasa, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Görevleri Hakkındaki Kanunla da çelişiyor. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için Diyanet yasasında da değişiklik yapacaklar muhtemelen ve diyecekler ki “Diyanet nüfus işleriyle de ilgilenecek!” Ki, bunun epeyce pratiği yaşandı bugüne kadar.

Yasanın İslam dininin Sünni mezhebine göre düzenlendiğine vurgu yaptınız. Tartışma programları veya köşelerde de konu daha çok buradan ele alındı ve ‘Madem imamlara nikah kıyma yetkisi veriliyor o halde örneğin hahamlara veya Alevi dedelerine de bu yetki verilsin, eşitlik sağlansın’ denildi. Sorun, farklı inançtaki din görevlileri arasında eşitlik sağlanması mı?

Elbette değil. Böyle bir önerme son derece yanlış. Biz, “Bu laikliğe karşı bir yasadır” dedikçe, bunun karşısına “Alevi dedeleri de, Süryaniler de veya başka inançtakiler de bunu yapsın” gibi bir önerme ile gidersek zaten tuzağa düşmüş oluruz. Çünkü bu tam da AKP’nin bizi çekmeye çalıştığı bir tuzak.

İktidarın bir diğer savunması da şu oldu; ‘Biz imam nikahını teşvik etmiyoruz, tersine toplumumuzda çok yaygın olan imam nikahına resmiyet kazandırıyoruz. Böylece istismarların önüne geçiyoruz. Bu yasa kadınların lehinedir!’ Propaganda edildiği gibi bu yasayla istismar, çok eşlilik, zorla evlendirme, çocuk yaşta evlilik gibi çok önemli sorunların önüne mi geçiliyor?

Biz insanlara “İmam nikahı kıyıyorsun, çok ayıp ediyorsun” demiyoruz. Tersine, “İmam nikahı yapmak istiyorsan mutlaka resmi nikahtan sonra yap” diyoruz. Neden? Evlilik birliğinin yarattığı hukuksal olanakları kullanabilme hakkına sahip olması için. Yasa görüşmelerinde İçişleri Bakanı’na “Neden bu yasa değişikliğini yapıyorsunuz?” diye sordum. “Fiili duruma resmiyet kazandırıyoruz” dedi. “Nedir bu fiili durum?” diye sordum, ama yanıt vermedi. Fiili durum böyle resmileşmez. Aksine kötüye kullanım daha fazla olacak. Biz eril ve feodal bir toplum içinde yaşıyoruz. Bu toplumda kadınlar maalesef zaten ikincil konumda olduğu için bundan en çok kadınlar etkilenecek.  

Dolayısıyla bu sadece laik, seküler kadınların meselesi değil... Zira başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, AKP çevreleri meseleyi seküler-laik kadının imam nikahına/dine tahammülsüzlüğü olarak sundular...

Bu konuda HDP Milletvekili Hüda Kaya arkadaşımızın hem komisyonda, hem Meclis görüşmelerinde söylediği çok değerli bir söz var. Diyor ki “Bu değişiklikten en çok zarar görecek olan kadınlar, mütedeyyin kadınlar.” Çünkü kapalı toplum içindeler ve daha tutucu bir ortamdalar. Onlar gerçekten samimi duygularla imam nikahının bu işi çözdüğünü zannediyorlar, haklarının nasıl gasbedilebildiğini gördüklerinde onlar da buna karşı çıkacaklardır. Laiklik işte tam da sizin haklarınızın, emeğinizin hakkını dünya üstünde almanızdır. Kimsenin dinine, mezhebine göre ayırımcılığa uğramamasıdır. Devletin görevi de bunu sağlamaktır, güvenceye almaktır. Yoksa ölümden sonraya hazırlamak değildir.
Bunları anlatmaya devam etmemiz gerekiyor. Toplumlar ne yazık ki geri şeyleri hemen fark etmeyebilirler ve bu bir yaşam biçimine kolayca dönüşebilir. O nedenle “Yasa kabul edildi, yapacak bir şey yok” diye bakmamalıyız. Yasanın kabul edildiği andan itibaren yeni bir mücadeleye başlamalıyız; yasanın geri çekilmesi mücadelesine.

ALDATILMA, KANDIRILMA OLAYLARI DAHA DA ARTACAK

Bir hukukçu olarak yasayla kadınların yaşayabileceği mağduriyetleri somutlar mısınız?

Nikah kıyma yetkisinin müftülere, imamlara, vaizlere verilmesinin nasıl sorunlar yaratabileceğini köy muhtarları örneğinden de anlatabiliriz. Mevcut yasada köy muhtarlarına da nikah kıyma yetkisi verilmiş. Gerekçe, “İlçeye/ile gitmek zor olabilir.” Ancak o kadar çok, tamamlanmamış işlemler nedeniyle mağdur olan, resmi evlilik birliğini kurdum zannederken kurmamış olan ya da evlilik birliğine bağlı olarak yürüyen doğum, ölüm gibi durumlarda düzenli kayıtlar tutulmadığı için veraset, velayet gibi sorunlar karşımıza çıkıyor ki... Çünkü muhtar da bu konuda eğitimli birisi değil.

Boşanma veya eşlerden birinin ölümü durumunda da hakların korunması gerekir. Bu da yine nüfus kayıtlarının, evlilik kayıtlarının düzenli tutulmasıyla korunur. İmamlara da bu yetkinin verilmesiyle bu düzen şaşacak. Ayrıca bir diğer önemli problem de şu; nikah bir müftü-imam ya da bir din adamı tarafından kıyıldığı zaman aldatılma, kandırılma gibi olayların da daha fazla ortaya çıkma ihtimali var. Özellikle Anadolu’da, çoklu evlilik veya çocuk yaşta evlilik yapmak isteyenler bir imamın karşısına çıktığı zaman, imam ne yapması gerektiğini bilmeyeceği için de aldanacak ve iyi niyetle de olsa karşısındaki kadını aldatmış olacak. Cumhurbaşkanının, “Senin memurlarının lafını dinlemezler ama Anadolu’daki kız da erkek de o müftünün/hoca efendinin sözünü dinlerler” ifadesi de bunu açık eden bir ifadeydi.

MÜCADELEYİ ORTAKLAŞTIRMAK ZORUNDAYIZ

‘Yasa geçti ama her şey bitmedi, yasayı geri çekme mücadelesini başlatmalıyız’ vurgunuz önemli. Peki, ne yapılabilir? Siz CHP olarak nasıl çalışmalar yapacaksınız?

5 Aralık biliyorsunuz Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının kazanılmasının yıldönümü. Parti 5 Aralık’ta büyük bir etkinlik için hazırlanıyor ve bu etkinliğin hazırlığını bütün kadın kuruluşlarıyla birlikte yapma yönünde bir kararı var. Dolayısıyla öncelikle kadın örgütleriyle daha sıkı bir ilişkinin kurulacağı bir çizgi izlenecek. Konuştuğum kadınların hemen hepsi “Bundan sonra ne yapıyoruz?” sorusunu yönelttiler. Bu çok değerli. Çünkü bu yasayı geri çektirmek ve yeni anti laik uygulamaların, kadınları, halkı yok sayan uygulamaların geçmemesi için hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Bunun için sürekli güç birliği içinde olmak, dayanışmak, ortak hareket etmek çok önemli. Sorun hepimizin sorunu; bu sorun etrafında birleşmemiz, ağlarımızı daha geniş tutmamız gerekiyor. Yasanın ne getirip, ne götüreceğini anlatmaya devam edeceğiz.

DAĞIN ALTINDA KALAN YİNE KIZ ÇOCUKLARI OLACAK

Yasanın hali hazırda yaşanan mağduriyetleri artıracak bir diğer maddesi de evde yapılan doğumların beyanına ilişkin düzenleme. Kadın örgütlerinin tecavüz, çocuk yaşta evlilik ve çoklu evliliklerin önünü açacağı saikiyle karşı çıktığı, ‘sağlık personelinin takibi dışındaki doğum beyanlarının nüfus müdürlüklerine sözlü olarak yapılması yeterli’ şeklindeki madde, itirazlar üzerine ‘beyanın doğruluğunun araştırılması zorunludur’ şeklinde değiştirildi. Bu kaygıları gidermeye yetti mi?

Mülki idare amirlerinin araştırmasını zorunlu hale getirdiler ama sıkıntılı bir durum. Yorma açık, daha net ifade edilmeliydi. Yani mülki amir, emir verince mi araştırılacak, vermezse ne olacak? Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları sıralamasında Avrupa ikincisi bir ülkeyiz ne yazık ki... Durum böyleyken, üstüne dünya kadar sorunla karşılaşılacak ve dağın altında kalan yine kız çocukları olacak. Erken evlilik çoğalmış olacak...

Doğrusu itirazlarımızla ancak bunu sağlayabildik. Şöyle bir durum var; örneğin nüfusla ilgili son yasada, “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” deyiminde olduğu gibi, iktidar dikkatinizi örneğin imamlara çekiyor ve siz “O sözlü bildirimi çıkarın onun yerine şunu koyun, böylece o madde güvence kazansın” diyemiyorsunuz. Daha doğrusu yeterli olmuyor. Her olayda böyle oluyor, en kötüsünü koyuyor, siz o en kötüyle mücadele ederken başka kaçaklar yaşayabiliyoruz.

DEMEK Kİ DİNDAR DEĞİLSİNİZ!

Gerek gerekçeleri ve savunusu, gerek yaratacağı “nikahı belediyede kıyanlar, müftülükte kıyanlar” ayırımı ile yasanın Türkiye’nin kutuplaşma tablosuna kattıklarına dair sizin değerlendirmeniz ne?

Ayrışma, kutuplaşma söylediğiniz gibi toplumumuzda zaten alabildiğine tırmanmış durumda. “Nikahınızı nerede kıydınız? Nikahınızı kim kıydı? Belediye memuru kıldıysa demek ki dindar değilsiniz, hatta demek ki Allahsızsınız..!” Bu tür yaklaşımlar, halkı daha da bölecek. Hatta bir mezhebe göre yapıldığı için de Sünni-Alevi gibi tehlikeli ayırımlarla kutuplaştırma arttırılıyor.
Geldiğimiz nokta, artık nereye gidiyoruz sorularını sormayı bıraktığımız bir nokta olsa da, politikalarımızı bu soruların yanıtlarına göre geliştirmemiz gereken günlerden geçiyoruz.

KADIN ÖRGÜTLERİNİN BAĞLARINI YENİDEN GÜÇLENDİRMESİ GEREKİYOR

Nereye gidiyoruz sorusuna bir yanıt da Adalet Bakanlığı’ndan geldi. Bakan Abdülhamit Gül, boşanmaların mahkemeye gidilmeden “aile arabuluculuğu” kurumu üzerinden sağlanması üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Diğer yandan, kazanımlara dönük saldırılar hızlanırken, tepkiler zayıflıyor. Konu kadın örgütlerince de tartışılıyor ancak “neden” sorusuna sizin yanıtınız ne?

Bir süredir zaten, aileler sorunlarının çözümü için din adamlarına yönlendiriliyor, bunları görmüyor değiliz, görüyoruz ama o kadar sorunla uğraşıyor ki Türkiye halkı, dönüp buralarla ilgilenemiyor. Öyle olunca da küçük sandığımız ama aslında çok büyük olan kazanımları yeterince sahiplenemiyoruz.

Baskı çok koyulaşıyor. Koyulaşan baskı karşısında insanlar daha hareketsiz kalıyorlar. Ankara özelinden söyleyeyim, bir kere Ankara OHAL değil, bir sıkıyönetim yaşıyor. Ankara’nın her yeri yasak. İnsan hakları anıtının bile abluka altına alındığı bir kentte yaşıyoruz. Bu tabloya rağmen kadınlar parlamentonun önünde açıklama yapmak, parlamentodan seslerini duyurmak için çaba gösterdiler. Gazlandılar, copladılar, gözaltına alındılar. Yani itirazlarını sokakta da ortaya koymak için direndiler. Evet, yaratılan baskının da etkisiyle toplumsallaşamadı ancak direnilmediğini söylemek haksızlık olur. Bir diğer yön de şu; biz kadınlar geçmişte daha örgütlüydük. Kadın örgütlerinin bağları daha güçlüydü, işleri birlikte kotarıyorduk, birlikte çalışmanın, birlikte üretmenin, yarattığı ortak akılla aynı tepkileri verebilme, aynı anda hareket etme noktasında daha olumlu bir hava vardı. Bugün bunların da yeni baştan ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Ankara’da bir kadın platformunu yeniden inşa etmek lazım. Sendikaların, diğer meslek örgütlerinin kadın birimlerinin de içinde olduğu bir tarzda yeniden kurmak gerek.

BÜTÜN ELEŞTİRİLERDEN YARARLANIRIZ

Bu, kadın mücadelesinde de uzun yıllar aktif yer almış bir kadın olarak gördükleriniz. Peki siyasetçi, milletvekili Şenal Sarıhan’ın partisinin eksiklikleri konusundaki tespitleri neler? Zira, CHP “bu yasa laikliği ortadan kaldırıyor” dedi ama buna denk gelen bir muhalefet sergilemediği eleştirileri yöneltiliyor. Diğer yandan CHP, muhtarlara da nikah kıyma yetkisi verilmesini önerdi. Yasadaki sorun bundan mı ibaret, muhtara yetki verilirse sorun bitecek mi? Yine partiniz, yasayı iptali için Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağını açıkladı lakin “yüksek mahkeme ne zamandır hak arama mercii olmaktan çıktı” ifadesini bizzat CHP’li siyasetçiler söylüyor…

Elbette eleştiriler olabilir. Bütün eleştirilerden yararlanırız. Parlamentoda ve dışarıda mücadelenin tüm demokratik kanallarına başvurmak gerekir. Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak istememiz bu nedenledir. Hukukun uygulanması için de çabalamalıyız. Söylediğim gibi her kanal önemli. Laikliğin korunması için yalnızca siyasi partilerin ya da partimizin mücadelesi yeterli değil. Demokratik kitle örgütlerinin ve geniş halk yığınlarının, aşılması gereken engelin ne olduğunu bilerek güçlerini ortaklaştırması gerekiyor. Yarın için yapacağımız bugünden tezi yok tüm muhalefeti birleştirmektir.

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Ekim 2017 07:46
www.evrensel.net