Kamu emekçilerinin TİS görüşmeleri başlıyor

Kamu emekçilerinin TİS görüşmeleri başlıyor

Kamu emekçilerinin toplusözleşme görüşmeleri bugün başlarken KESK ve Memur Sen'le taleplerini konuştuk.

Birkan BULUT
Ankara

Kamu emekçilerinin toplusözleşme görüşmeleri bugün başlarken KESK ve Memur Sen'le taleplerini konuştuk. Kamu emekçilerinin TİS sürecinin demokratik bir ortamda gerçekleşmediğini söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, OHAL rejimine karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Devlet Personel Başkanlığının vetosunu hatırlatan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen de “KESK’in oradaki varlığını engelleyemeyecekler” dedi. Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Alım gücünün yükselmesi refah payı alınmasıyla mümkün. Bu nedenle refah payı istiyoruz ve ülkedeki büyümenin oranlarının yüzde 50’si kadar iyileştirme yapılsın” diyor. Yalçın ayrıca, “4A ve 4B, işçi ve memur olarak iki istihdam biçimi olsun. 4C’lilere kadro konusunda ısrarcıyız” diye konuştu.

'BU SÖZLEŞME DEMOKRATİK BİR ORTAMDA YAPILMIYOR'

Kamu emekçilerinin toplusözleşme süreci ‘ihraç vetosu’ ile başladı. Devlet Personel Başkanlığı “KHK ile ihraç edildikleri” gerekçesiyle KESK Eş Genel Başkanlarının TİS görüşmelerine gelmemesini istedi. KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen “KESK’in oradaki varlığını engelleyemeyecekler” derken, sözleşmenin demokratik bir ortamda gerçekleşmediğini söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, OHAL rejimine karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

FİİLİ MEŞRU MÜCADELE 

15 Temmuz darbe girişimi ve ardından bir yıldır süren OHAL rejimi nedeniyle toplusözleşme görüşmelerinin demokratik bir ortamda gerçekleşmediğini belirten KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, kamu emekçilerinin grevlerin yasaklandığı bir dönemde TİS masasına oturacaklarını ifade etti. Bozgeyik, baskı ortamına rağmen ekonomik kayıpların ortadan kaldırılması, ihraçların işlerine iade edilmesi, açığa almalar ve sürgünlerin durdurulması için fiili meşru mücadele vereceklerini söyledi. İşçilerin kıdem tazminatının kaldırılmak istendiğini, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan iş güvencesinin KHK’ler ile fiilen ortadan kaldırıldığını hatırlatarak, hem işçiler hem de kamu emekçilerinin talepleri doğrultusunda sokaklarda, alanlarda olacaklarını belirtti. Saldırıların sadece KESK üyelerine dönük olmadığını, bir yıldır toplumun tüm kesimlerine yönelik baskıların sürdüğünü söyleyen Bozgeyik, kamu emekçileri olarak bu süreçte antidemokatik tüm uygulamalara karşı taleplerini dile getireceklerini ekledi. 

YOKSULLUK SINIRININ ÜZERİNDE ÜCRET

En acil taleplerinin OHAL’in kaldırılması ve kamudan ihraç edilen üyelerinin mali ve sosyal haklarıyla birlikte eski görevlerine iade edilmesi olduğunu ifade eden Bozgeyik, “Demokratik, barışçıl olmayan, adaletin olmadığı bir ortamda, günlük yaşamınızın, geleceğinizin her gün riske girdiği bir ortamda ekonomik taleplerimizi öncelik sırasına koymanın mümkün olmadığını belirtmek istiyorum. Ancak insanca yaşayacak, açlık ve yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret talebimiz de bu dönem kamu emekçileri açısından önemli olacak. 4688 sayılı Toplu Sözleşme Kanunu’nun birçok antidemokratik yanı var. Kamu çalışanlarının grev yapma hakkını, hakem kuruluna itirazı engelleyen kimi düzenlemeler var. Bu yasanın da demokratikleştirilmesi için mücadelemiz olacak” dedi.

TİS YASASI DEMOKRATİKLEŞMELİ

Toplusözleşme görüşmelerine üç konfederasyonun katıldığını, ancak yetkili olan tek konfederasyonun 3 milyon kamu emekçisi adına imza attığını belirten Bozgeyik, “Nasıl ki belediyelerde yetkili olan sendika toplusözleşme yapıyorsa, diğer sendikalar da üyeleri adına toplusözleşme yapabilmeli. Bu dönem 32. madde gereği artık yerel yönetimlerde de iş kolu toplusözleşmeleri ortadan kaldırılıyor. Özellikle bunun kaldırılmamasına yönelik mücadele yürüteceğiz. Hem kayyımların yerine seçilen belediye başkanlarının göreve başlatılması, açığa alınan veya işten atılanların görevlerine iadesini isteyeceğiz” diye konuştu. Bu konuda Memur-Sen’in dışında Kamu-Sen’in de tutumunu önemsediklerini vurgulayan Bozgeyik, “Kamu-Sen de toplusözleşme yasasının antidemokratik yönlerinin değiştirilmesi için tutum almalı” çağrısında bulundu. 

KESK’e bağlı sendikalardan 4 bin 6 kişinin ihraç edildiğini, ancak genel sayıya bakıldığında 120 bin kamu emekçisinin işten atıldığını kaydeden Bozgeyik, ihraç edilenlerin çoğunun üye olduğu Memur-Sen’in tüm bu antidemokratik uygulamalara sesini çıkarmadığna işaret etti. Memur-Sen üyesi olan kamu emekçilerinin de sorunlarını gören, birleşik bir mücadeleyi ortaya koyacaklarını dile getiren Bozgeyik, Türkiye’nin demokratikleşmesi için AKP’nin saldırgan ve otoriter poltikalarına karşı ortak bir mücadele gerektiğini, emekçilerin insanca çalışma ve yaşam koşullarına ancak böyle kavuşabileceğini söyledi. 

KESK’İN VARLIĞINI ENGELLEYEMEYECEKLER

KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Devlet Personel Başkanlığının, TİS görüşmelerine KESK adına katılacak heyeti “KHK ile ihraç edildikleri” gerekçesiyle veto etmesini “KESK’i bu masada istemiyorlar ve engellemeye çalışıyorlar” diye değerlendirdi. Geçen dönem imzalanan sözleşmelerde yaşanan kayıpları hatırlatarak Memur-Sen’in kamu emekçilerinin haklarını değil kendi çıkarlarını savunduğunu belirterek, bunu TİS masasında da teşhir edeceklerini ifade eden Gezen, şunları söyledi: “KESK’in bu konudaki tavrı önceden yaptıkları anlaşmayı kısa sürede imzalamalarını ve bu görüşmeleri uzatacaktır. O yüzden KESK’i bu masada istemiyorlar ve engellemeye çalışıyorlar. Örneğin biz hâlâ neden ihraç edildiğimizi bile bilmiyoruz. Konfederasyonumuzun marjinalleştirilmesi ve desteğimizin azaltılması için böyle bir girişimde bulunuyorlar. Ancak KESK’in oradaki varlığını engelleyemeyecekler” dedi.


 

MEMUR SEN GENEL BAŞKANI ALİ YALÇIN: REFAH PAYI OLMADAN ALIM GÜCÜ YÜKSELMEZ

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Alım gücünün yükselmesi refaha pay alınmasıyla mümkün. Bu nedenle refah payı istiyoruz ve ülkedeki büyümenin oranlarının yüzde 50’si kadar iyileştirme yapılsın” diyor. Kamuda yaşanan ihraçlarla ilgili olarak da “Teröre müzahir ve irtibatlı yapıların devlette istihdamına karşı tavır alınmasını yanlış bulmadıklarını” belirterek, “Devletin güvenliğinin olmadığı yerde insanların güvencesi olmaz. Ancak mağduriyetlerin giderilmesini istiyoruz” dedi. Yalçın, toplusözleşme görüşmeleri öncesi kamu emekçilerinin sorunları, talepleri ve OHAL uygulamalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Bu yıl toplu sözleşme için üç teklifte bulundunuz? Başta ücretlere yapılacak zam olmak üzere ne hedefliyorsunuz?
Toplu sözleşme masasına üç alternatif teklifle gidiyoruz. Teklifler rakamlar boyutunda karşılaştırıldığında benzer sonuca ulaşıyor. Çünkü memur maaşları bordro üzerinden şekillendirildiği için bordroyu da şekillendiren kalemler var. Bunlar taban aylığı, özel hizmet tazminatı, vergiler, eş çocuk yardımı, ek ödeme gibi kalemler... Bunun hangi kalemine iyileştirme yapsanız sonuca yansıyor. Taban aylığa yaptığınız zam hem emekli maaşlarına hem de emekli ikramiyesine yansıyor. Ek ödemelere yaptığınız zam farklı bir etki gösteriyor.

Biz bu teklifleri yaparken enflasyon farkı ve refah payını ihmal etmedik. Enflasyon farkında da şunu dikkate aldık. Yüzdelik zam istendiğinde hükümet masaya hedeflenen enflasyon rakamları üzerinden geliyor. Daha doğrusu hükümet 6 ay önce ve sonraki 2 yıl için bir tahminde bulunmamızı istiyor. Bu kadar riskli bir ortamda yaptığınız pazarlık sonucu ortaya çıkan rakamlar enflasyonun altında kalabiliyor ya da üstüne çıkabiliyor. Enflasyon farkı hangi ay gerçekleşmişse o ay direkt maaşına enflasyon yansıtılsın istiyoruz. Enflasyona karşı kamu görevlileri korunsun. Hükümetin iddiası ‘Zaten biz enflasyon farkı vererek enflasyona karşı çalışanları koruyoruz’ şeklinde. Enflasyon farkı oranında zam yaptığınızda aslında zam yapmıyorsunuz, stabil bir durum üretiyorsunuz. Alım gücünün yükselmesi refaha pay alınmasıyla mümkün. Bu nedenle refah payı istiyoruz ve ülkedeki büyümenin oranlarının yüzde 50’si kadar iyileştirme yapılsın. Burada 2 bin 405 TL en düşük devlet memuru maaşıdır. Bunu baz aldığınızda üç rakamda da yüzde 38 oranına tekabül eden bir büyüme öngörüyoruz. Türkiye’deki kamu görevlilerinin yüzde 80’i açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasında ücret alıyor. Açlık sınırı 1600 TL, yoksulluk sınırı ise 4 bin 100 TL. Bizim temel kurgumuz kamu görevlileri yoksulluk sınırının üzerinde ücret almalı.

SADECE İŞÇİ VE MEMUR KADROSU OLSUN

Son toplusözleşmede imzaladığınız bazı maddeler arasında hükümetin ertelediği, komisyonlar kurulacak denilen talepler var. Bu taleplerin uygulanması konusunda ısrarcı olacak mısınız?
Geçen sözleşmedeki tekliflerimizden Tar-Gel (Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi) konusu, emekli promosyonları konusu, temel ücret grupları konusu çözüldü. Ancak fiilli hizmet zammı (yıpranma payı) üzerinde komisyon kuruldu. Bunda iki yılda üç defa bakan değişikliğinin de olumsuz etkisi oldu. Geçen toplu sözleşmeyi Faruk Çelik ile imzalamıştık. Ardından Süleyman Soylu, Mehmet Müezzinoğlu şimdi de Jülide Sarıeroğlu bakan oldu. Biz kurulan sistematik gereği birbirimizi anlayacak bir toleransı yakalayacak durumdayken her değişiklikte sıfır noktasına yeniden döndük. 

Ancak o başlıklarda yeniden ısrarcıyız. Biz kamuda alfabedeki gibi bir istihdam biçimini kabul etmiyoruz. 4A, 4B, 4C, 4D sözleşmelilere ilişkin işçi görünümlü memur diye 4E... Bir sürü istihdam biçimi var. Bunlara gerek yok. Hem bürokrasi, hem sendikalar hem çalışanlar açısından bir sorun. 4A ve 4B, işçi ve memur olarak iki istihdam biçimi olsun. 4C’lilere kadro konusunda ısrarcıyız. 

OHAL SÜRECİ BİR AN ÖNCE BİTMELİ 

15 Temmuz darbe girişiminden sonra 100 bini aşkın kamu emekçisi ihraç edildi. Memur Sen’e ihraçlara karşı çıkmadığı, üyeleri başvuruda bulunduğunda bir şey yapmadığı yönünde eleştiriler var. Bu konuda ne diyorsunuz?
Bu ülkenin geleceğine kast eden, teröre müzahir ve irtibatlı yapıların devlette istihdamı konusunda devletin tavır almasını yanlış görmüyoruz. Devletin güvenliğinin olmadığı yerde insanların güvencesi olmaz. Bir kişi terörün irtibatlı bir elemanı ise ve bunun için çalışıyorsa buna sahip çıkmamız söz konusu olamaz. Babamızın oğlu olsa yanında durmayız. Ancak kişi böyle bir iddia üzerinden mağdur olmuşsa bunun delillendirilmesi gerekiyor. Böyle bir durumda masumiyet karinesini esas alırız. Bir kişi mağdursa mağdur olan kişiyle kendimizi özleştirir karşımızda babamız olsa hakkını savunuruz. Her şeyi kamuoyu önünde açık açık tartışmıyoruz. OHAL Komisyonu’nun oluşturulması konusunda bir takım diplomatik girişimlerimiz oldu ve bugün insanlar başvurabilecek bir mekanizmaya kavuştu. Valiliklere kriz masaları oluşturulması gerekir diye taleplerimiz oldu ve gerçekleşti. Bizim üyelerimizden ve yöneticilerimizden de bu süreçte mağdur olanlar olmuştur. Bir kısmının hakkı iade edilmiştir, birçoğunun iade edilmemiştir. OHAL yasal bir durumdur, ancak biz OHAL sürecinin bir an önce bitmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

SENDİKALARIN ÇEKİŞMESİ ÇALIŞANLARIN ALEYHİNE

Toplu sözleşme süreciyle ilgili bir çağrınız var mı?
Toplusözleşme masasında iki heyet var. Biri kamu işveren heyeti, diğeri de kamu görevlileri sendikaları heyeti. Kamu görevlileri sendikaları heyetini yetkili olması dolayısıyla Memur-Sen temsil ediyor. Bu heyetin sistematiğine, oluşum biçimine ilişkin geçmişten bugüne itirazlarımız olmuştur. Ancak kamu görevlileri sendikaları heyetinin kendi arasındaki çekişmesi ve çatışması bütün kamu görevlilerinin aleyhinedir. Onun için Memur Sen’in teklifleri devreden çıktığı zaman ya da masayı terk ettiği zaman diğer konfederasyonların tek hedefi olması gerekir: Kamu görevlileri bu masadan ne alabilir? Onların amacı Memur- Sen’e kaybettirmek değil, kamu görevlilerine kazandırmak olmalıdır. Bu toplu sözleşmede diğer konfederasyonlara, birlikte hareket etmek ve çalışanların hukukunu korumak çağrısında bulunuyorum.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ağustos 2017 14:50
www.evrensel.net