Yapılmaz deneni yaptıran birlik: İşyeri komiteleri 

Yapılmaz deneni yaptıran birlik: İşyeri komiteleri 

Yakup Umur, grev yasağı ve baskılara karşı direnişin temeli olan işyeri komiteleri deneyimlerini Evrensel'e yazdı.

Yakup UMUR 
İstanbul

Grevler, grev yasakları, polisinden milletvekiline bakanına baskılar, sendikalaşma direnişleri... Son dönemde işçi hareketine baktığımızda bu haberlerin çoğaldığını görüyoruz. Sadece OHAL döneminde EMİS kapsamındaki metal fabrikaları, Asil Çelik, Şişecam, Mefar İlaç ve Akbank’te çalışan işçilerin grevleri hükümet tarafından yasaklandı. Zaten grev yasağı kapsamında olan PETKİM’de ise sendikacılar gözaltına alındı, milletvekilinden bakanına Yüksek Hakemi’ne kadar türlü baskılar uygulandı. Yakın zamanda MESS kapsamındaki metal fabrikalarında sözleşme görüşmeleri başlayacak. Bugün çıplak gözle görülen baskıların bir çoğu genç işçiler için yeni bir tecrübe. Ama işçiler üzerindeki baskılar yeni değil. Bu baskılara karşı nasıl mücadele verileceğine ilişkin tartışmalar öyle... 

Ben de bu mektup yoluyla geçmişte yaşadığımız kimi mücadeleleri aktarmak, kısmen de olsa genç işçileri kendi geçmişleriyle buluşturmak ve eskinin kimi deneyimlerini aktarmak istedim. 

İŞÇİNİN BELİRLEDİĞİ TASLAĞI SENDİKA DEĞİŞTİREMEZDİ

1980 öncesiydi. Henüz 25 yaşında İstanbul’da bulunan Demirdöküm fabrikasına girdim. DİSK’e bağlı Maden-İş örgütlüydü. Ama Maden-İş geldikten sonrasın kadar sendika gelmeden önce yapılanlar önemliydi. İşçiler, kendi ünitelerinden başlayarak komite kurmuştu. Her komite bir temsilci vermiş buradan fabrikanın genel komitesi oluşmuştu. Bu komite de fabrikanın temsilcilerini belirliyordu. Her hangi bir işçinin talebi bile 15 günde bir toplanan ünite temsilciler kurulunda tartışılırdı. Bugün Renault işçilerinin sözcü diye tarif ettiği fabrika temsileri böyle seçilirdi. İşçi temsilcileri beğenmediğinde ya da yanlış yaptığını düşündüğünde yine ünite temsilciler kurulundan başlayan tartışmalar sonunda değiştirilirdi. Maden-İş geldikten sonra da bu yapı devam etti ve işçi temsilciyi değiştirdiğinde sendika merkezi bu karar doğrultusunda gerekeni yapar prosedürü uygulardı. Uygulanmadığı zamanlar da oldu. Ama o zaman işçiler sendikayı basarak, sendikacıları zorlayarak bu kararı aldırttı.

TASLAK ÜNİTELERDE TARTIŞILIYORDU

Ama bu yapı bile yetmiyordu. Ünite temsilcilerinin yanında, eylem dönemlerinde de ayrıca komite kuruluyordu. Örneğin sözleşme dönemi. Taslak önce sendika tarafından hazırlanırdı. Sendika Bölge Temsilciliği bu taslağı işçilere sunardı. Her ünite taslağın bir kopyasını alır, kendi ünitesinde tartışılırdı. Ünitelerin özgün koşulları da olurdu. İşçi sağlığı, iş güvenliği, iş koşulları, yeni işçilerle ilişkilerin değerlendirilmesi gibi... Bunlar taslağın altına yazılırdı. Temsilcilik de bunu merkeze sunardı. Daha sonra bütün işçilerle toplantı yapılır, değerlendirilir, ünite temsilcileriyle birlikte temsilciler bunu alır bölgeye götürürdü. Taslak bir kez daha düzenlendikten sonra işyerinde bir kez daha tartışılırdı. Ücret zammı, sosyal haklar da değişiklik işçilerin talepleri doğrultusunda yapılırdı. Son halini aldıktan sonra sendika merkezi de bunu değiştiremezdi. Değiştiği bir kez oldu. Onu da işçilere sordular, işçiler kabul etti de değişebildi. Bu nedenle işçi hem kendi hakkına hem sendikasına sahip çıkıyordu. Her eylem, her 1 Mayıs, her sözleşme, yasalardaki her değişiklik ya da patronun her saldırısında bu işleyiş hayata geçiriliyordu. 

SENDİKALI SENDİKASIZ İŞÇİLER BİRLİK OLDU

Mesela bir eylem talebi olduğunda sendika bölge temsilciler kurulu yapılırdı. Bölgeye bağlı fabrikalarda seçilen genel temsilciler burada bir araya gelirdi. Nasıl bir çalışma yürütülecek karar altına alınırdı. Bildiriler basılır, duvar yazılamaları yapılır, duvar gazeteleri ve afişler çıkarılır fabrikaların tamamına dağıtılırdı. Diğer işyerlerinde de toplantılar yapılırdı. 

Bunun yanı sıra har bölgedeki sendikalı, sendikasız (Türk-İş’e bağl ıbir fabrika da olabilir) fabrikaların işyeri temsilcileri ya da önder işçileriyle toplanılır, yapılacak eylem çeşitliliği ve eylemin duyurusu örgütlenirdi. Çünkü o fabrikalarda da komite benzeri örgütlenmeler vardı ve inisiyatif işçideydi. Sendikalar da bu inisiyatife uymak zorundaydı. Sendika uymasa da işçi eyleme geçiyordu zaten. Mesela ÇBS’de Petrol-İş vardı, eyleme destek veriyor diye temsilciler görevden alınınca şalter indi. Halk da toplanıp işçilere destek veriyordu. Mesela görevden alınan temsilciler geri alınmak zorunda kaldı. Ama işçiler eylemden vazgeçmedi, patron bir de üzerine işçilerin talepleri doğrultusunda bir toplusözleşme imzalamak zorunda kaldı.

PATRON İKİ GÜN DAYANABİLDİ

Demirdöküm’ün sendikalaşması da öyle oldu. İşçi fiili olarak üretimi durdurdu ve fabrika bahçesinde toplandı. Giriş kapılarını lehimlediler. İşçiler bir yandan da toplantı yapacak yer arıyor. O zaman Maden-İş’in yeri yoktu. İşçiler tek tek bilet alıp sinemaya gitti. Eyüp’te film başladı. 3 işçi filimi durdurdu ve toplantı öyle yapıldı. Kapıda da 3 tane nöbetçi. Karar alındı. Asit hortumları vardı mesela, onların başında 4 işçi görevli. Mahallelerde de görevli işçiler var. Halkın desteğini istemek için. Gelmeyen vardiya mahallelere gidip dayanışmayı örgütlüyordu. Eylem başladı tanklar geldi, halk tankların önüne geçti. İki gün sürdü. İki gün sonra sendikayı kabul etmek zorunda kaldı patron. Diğer fabrikalar da desteğini devam ettiriyor. Mesela Sungurlar işçileri, iki gün yemek yemediler, kendi yemeklerini Demirdöküm’e gönderdiler. Bunu yapan işçinin inisiyatifi. Yapılmaz deneni yaptıran bir birlik. 

Demirdöküm’ün bulunduğu Alibeyköy’ten Kağıthane’ye kadar olan bölge fabrikalar bölgesiydi. İşçiler geceleri de toplanır, yazılamaya çıkardı. Kahve toplantıları, ev ziyaretleri yapılırdı. Sendikasız fabrikaları örgütlemek üzere çalışma yürütülürdü. Örneğin bir yağ fabrikası. İş kolunun metalle ilgisi yok. Ama metal işçisi gidiyordu bu fabrikayı DİSK/Gıda-İş’e örgütlüyordu. “Beni ilgilendirmez” demeden bunun çalışması yürütüyordu. Herkes tanıdığını, akrabasını, arkadaşını devreye sokuyordu. Bu şekilde örgütlenen onlarca fabrika oldu. 

1976 1 Mayısı’na da böyle hazırlandı işçi ve görkemli bir kutlama yapıldı. Bundan dolayı 1977 1 Mayısı öncesi başta sermaye medyası olmak üzere hükümet ve devlet yetkilileri sürekli provokasyon açıklamaları yaptı, 1 Mayıs mitingini kötüledi. Katılımı azaltmaya çalıştılar ama başaramadılar. Bu nedenle de yakalanan birliği dağıtmak ve işçi hareketine göz dağı vermek için 34 kişinin yaşamını yitirdiği katliamı gerçekleştirdiler. 

SÖZLEŞME GÖRÜŞMESİNİ BÜTÜN İŞÇİLERİN GÖZÜ ÖNÜNDE YAPILDI

DEMİRDÖKÜM’de bir süre çalıştıktan sonra DİSK/Gıda-İş’in örgütlü olduğu Coca Cola’ya girdim. Ünite temsilciliği Maden-İş’te vardı ama diğer sendikalarda yoktu. Biz bunu fiili olarak hayata geçirdik. Tüzükte olmasa da Coca Cola’da ünite temsilcilerini seçtik. Ama sonunda kabul ettirdik. Temsilcilerin de sözleşme görüşmelerine girmesini istiyorduk. 

Bu amaçla işçiler Coca Cola’nın sözleşmesinin yapılacağı yeri bastı. Biz girmeden olmaz dedik ve oturum iptal oldu. Bu kez patron işçi atmaya girişti. İşçi de kamyonları fabrikanı çevresine çekti, şalter indi işyeri işgali başladı. Sıkıyönetim ilan edildi. Bir Albay benim de içinde olduğum 3 kişiyi istedi. Ama işçi vermedi. Direniş sıkı yönetime rağmen 1 hafta sürdü. Tanklar etrafı sardı ama içeri giremediler. Bir hafta sonra daha güçlü geldiler. İtfaiye de vardı. İşçileri topladık. “Ne diyorsunuz?” diye sorduk. “Hepimizi alırlarsa gideriz yoksa kimseyi vermeyeceğiz” dediler. Bunu bildirdik neyse belediye otobüsleri geldi 630 kişiyi Davutpaşa’ya götürdüler. 3 kişi istiyorlardı rakam 120’ye çıktı, tutuklandık. Diğerlerini bıraktılar. Ama diğer işçiler işbaşı yapmadı. Albay geliyor “İllegal örgüt var,  18 yıldan başlar diyor” ama öyle bir birlik var ki. Kadın erkek, bütün işçiler Sirkeci’ye tutuklandığımız yere gelmiş, bırakılmamız için slogan atıyorlardı. En sonunda bizi nöbetçi mahkemeye gitmemiz için serbest bıraktılar. Biz önde işçiler arkada Sirkeci’den Bakırköy Adliyesine kadar yürüdük. Adliyenin önüne geldik. Emniyet, kaymakam geldi anlaşma yapalım dediler filan sonunda bizi bıraktılar. Ama bir yandan da Coca Cola’nın içine polis doldurmuşlar eylem devam etmesin diye. Biz yine de fabrikaya yürüdük. Gittik içeri almıyorlar. O günde pazar pazarı var. Oturduk fabrika önünde. Ya içeri gireceğiz ya da gitmiyoruz. Bunun üzerine fabrikayı açmak zorunda kaldılar ve işgale başladık. İşveren geldi. Bu kez sözleşme görüşmelerine sadece temsilcilerin alınmasını değil, görüşmenin işçilerin önünde yapılmasını istedik. İşveren paşa paşa geldi fabrika bahçesine. Bütün işçiler görüşmeyi izliyor. Albay, emniyet müdürü hepsi masada. Tam 4 saat sürdü. 120 işçiyi işten atacaktı 90’a indirdi. İşçi hurra itiraz etti. “Bir kişi bile olsa olmaz” diye. İşçiler bağırıyor “Ne konuşuyorsunuz, ağzınıza yazık” diye. İşçi kabul etmedi. Kaymakam, sıkıyönetim komutanı albay onlar da dinliyor. Sesleri çıkmıyor. Kendi aralarında konuştular. İşveren, emniyet, albay, karakol komutanı... Beni çağırdılar. “Gelemem işçilere soracağım” dedi. İşçiler de “Bir git ne diyorlar” dedi. Albay konuştu “Bak arkadaşım direniş bitmek üzere gel uzlaşalım” dedi. Ben de işçilerin huzuruna çıkmadan olmaz dedim. Sizin yazdığınız sözleşme taslağını olduğu gibi imzalayacağız ama işçi atmak zorundayız dediler. Sonuç kendi isteğiyle çıkmak isteyenleri çıkaralım. 90’ı bulmazsa en son gireni çıkaracağız dediler. İşçi kendi isteğiyle çıkan çıkacak geri kalan kalacak dedi. Bunu da kabul ediyoruz dediler iki kişi hariç. Biri ben. Tamam dedik. Tazminat ne olacak. Ücretimiz 300 liraydı. Asgari ücretin neredeyse üç katı. Biz 50 gün çalışan işçiye 700 lira tazminat aldık. En son sendikacı geldi imza attı. 

BAŞARILABİLİR, YETER Kİ İŞÇİLER BİR ARAYA GELSİN

Bugünkü işçilerin daha iyi mücadele verebilmeleri için kendi içlerinde örgütlü olmaları gerekiyor. Ünite temsilcisi dediğimiz, ünite örgütlü olacak. İşçiler kendi kendine ne yapacağına karar verecek. Bazen ters karar da çıkar ama çoğunluğun karar geçerli olur, herkes de buna uyar. Sendika da buna uymak zorunda kalır. Bir de her işçiyle iyi geçineceksin. İkna etmeye çalışacaksın. Konuşacaksın, ikna edeceksin. Biur karar alınırken en geride duran işçinin de fikri alınırdı. Yani kimi zaman gerekirse tek tek gidip ikna ediyorduk. İşçi, işçiyi örgütlüyordu. 

Burada sınıf bilinci önemli. Mesela anlattığım dönemde her bir işçi, işçi sınıfının parçası olduğunu, karşısındakilerin sermayedarlar olduğunu biliyordu. Hazırlığını da buna göre yapıyordu. Yani temelinde işçilerin birliği ve inisiyatifi vardı. 

Bugün de işçiler işyeri örgütünü kuracak ve hedefini koyacak. İşçi neden direneceğini bilecek. Arada uzlaşma yapılsa bile işçi bunun neden yapıldığını bilecek, onay verecek. Her akşam bir değerlendirme toplantısı yapardık direnişler sırasında. İşte şundan vazgeçersek başımıza bu gelir diye. İşçi biliyordu, bildiği için de direniyordu. Bir hafta önce doğum yapan işçi çocuğumu kimin emzirdiğini bilmiyorum diyordu. Git diyorduk gitmem diyordu. Bugün de bunlar olur, metal direnişinde gördüğümüz gibi kısmen oluyor da... İşçilerin ekonomik ve demokratik hakları açısından sıkıntı her geçen gün daha da artıyor. Tüm baskılara karşın başarılabilir, yeter ki işçiler bir araya gelsin.

www.evrensel.net