Değinmeler

Değinmeler

‘Yüksel Arslan 84 yaşındaydı. Ressamdı. Şairdi. Resimlerini ‘şiir, felsefe’ olarak yorumluyordu.

Adnan ÖZYALÇINER

SABAH
Güneş doğdu. Işık tozda, toprakta, sularda, bütün sularda-denizlerle ırmaklar, göller, onlar işte, hepsi ağaçlarda, bütün ağaçlarda, yapraklarında, otlarla çiçeklerde, evlerin camlarıyla kuşların kanatlarında, evcil, yabanıl hayvanların, bütün hayvanların tüylerinde yansıdı. Pul pul. Damla damla. Köşe bucak her yeri doldurdu. İçimize aktı. Hepimiz, her şey teker teker canlandı. Birer birer ışıdı. Aydınlık doğdu. Göz kamaştırıcı bir top aydınlık. Sabahtı.

ŞİMDİLİK
Herkes, herkesin ayağına bastığından kimse kimsenin ayağına basmıyormuş gibi oldu.
Gökyüzü, kara bulutları silmek için yeniden maviye boyandı. Ortalık aydınlatılmış gibi oldu.
Herkes, tuttuğu soluklarını bırakırcasına rahatlamış gibi oldu.
Şimdilik.

NE ÇOK ŞEY
Bakıp görmediğimiz, görüp bakmadığımız ne çok şey var. Her gün her yerde. Kimi acı verecek de olsa kimi sevindirip mutlu edecek olan ne çok şey. Hızla yanlarından geçip gittiğimizden bizden uzaklaşan yaşamadığımız/yaşayamadığımız ne çok şey.

KRALIN ADAMLARI
Halk oylaması, halkın oylaması olmaktan çıktı/çıkarıldı. Evet diyenler de, hayır diyenler de, çoğunluk yani, her zaman olduğu gibi, ne bir şey kazandı, ne de kaybetti. Kazanan -hep olduğu gibi- kralla kralın adamları oldu.

SINIF ARKADAŞIMDI
Yüksel Arslan 84 yaşındaydı. Ressamdı. 1950 kuşağındandı. Kuşakdaşımdı. Eyüp Ortaokulu’ndan sınıf arkadaşım. Yoksul işçi mahallelerinin çocukları olarak da sınıfdaşımdı.
Şairdi. Resimlerini “şiir, felsefe” olarak yorumluyordu. Bütün bir 50 Kuşağı gibi o da resimleriyle kardeşliğin, paylaşımcılığın, umudun şiirini yazdı.

KOKUSUZ
İstanbul’un rengi erguvanlarla başlar; mor salkımlar, leylaklar, yaseminler, mimozalarla sürerdi. Her yaz, bu kokularla kokardı kent.
Bugün de aynı renklerde açan erguvanlar, mor salkımlar, leylaklar, yaseminler, mimozalar var kentin köşe bucağında. Kokusuz. Bir zamandır sürüp giden sisli havaların is kokuları, egzoz dumanları boğuyor olmalı kokuları.

TAKMA AD
Sarmaşık sardığı her nesneyi görünüşte kendine çeviriyor olsa da sarıldığı her nesne, gene kendi olarak kalır. Sarmaşık da her zaman sarıldığı nesnenin takma adı olarak anılır.

EGEMENLİK SAVAŞI
Ahmet, kırk beş yaşına bastı bugün. Onun doğumunda, oğluna yazdığın “23 Nisan 1972” şiirinde ne güzel demiştin:
“Ne gün baksan gelincikler ıslaktır unutma
Toprak buğulu
Bozkır kısır kalmaz bu gök baharı bildikçe
Sapanın demirindedir egemenlik
Nasırındadır ellerin bırakılmaz
Rüzgâr alnındaki teri sildikçe
Egemenlik savaşçılarını hatırla”
Bugün de sürüyor egemenlik savaşımız. “Hayına, zorbaya, zulme” karşı. Nazım’ın dediğince yani. “Vatan hainliğine devam ediyor(uz) hâlâ”

KAR ALTINDA
Baharın ortasında kar yağdı. Gazeteler yazdı. Televizyonlar salkım saçak gösterdi. Güneş söndü, kar yağdı üstüne. Kiraz ağaçlarının üstüne kar yağdı. Don vurdu kızaran yemişleri. Kar yağdı ilk meclisin güneşi yansıtan aydınlığı üstüne. Don vurdu aydınlığı da. Yılların 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı/Şenliği dağıldı. Ankara kar altında şimdi.

ŞEMSİYESİZ
Ben, açılır kapanır otomatiğinden düzüne kıvrık, düz, tahta, metal, plastik saplı yüzlerce, binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca şemsiye mekanizması üreten bir fabrikada çalıştım.  
Çıplak mekanizmaların üstüne gerilen kumaşı başka fabrika üretiyordu. Ben bu fabrikada çalışmadım.
Onun için midir bilmem. Benim hiç şemsiyem olmadı.

www.evrensel.net