Rüyaları eksik kalan iki çocuk: Muhammet ve Furkan

Rüyaları eksik kalan iki çocuk: Muhammet ve Furkan

Hazin değil mi, bir panzer kazasında kaybedilen iki küçük çocuktan bahsetmek…Sanki basit bir trafik kazası gibi.

Ayşegül TÖZEREN

Hıdrellez, sihrine inananlar için bir masal ağzıdır… Geceden güllerin taç yaprakları duru bir suya bırakılır, sabahına yüz ilk o suyla yıkanır. Ebedi güzellik için… Yeni yeşermiş bir bahar dalı evin kapısına asılır… Bolluk bereket için denirse de, o dal yaşama dair inançtır, inattır. Hıdrellez’in bilindik ritüeliyse, dileklerle ilgili olandır. Bir gece önceden gül ağaçlarının altına dilekler gömülür… Hıdrellez çoğaltsın, gerçek kılsın diye. Bu yıl karar verdim, oyuncaklar gömüyorum gül ağacının dibine…

GÜL AĞACININ DİBİNE GÖMÜLÜ OYUNCAKLAR

Hıdrellez sabahından dileğimdir:

Gül ağacının dibine gömdüğüm oyuncaklar çoğalsın, çoğalsın, hapisteki bebeklere, çocuklara erişsin. Aslında bunun için Hıdrellez’in büyüsüne ihtiyacımız yok. Kaybettiğimiz vicdanın izini sürmek ve kalbimizin yerini anımsamak yeter. Annesi ve babası tutuklu 10 aylık Roza bebeğin tek oyuncağının gardiyanlar tarafından alındığını okuduğunda “neden” diye sormak yeter…

Miraz bebek daha 6 aylıkken, hapishane koğuşlarıyla tanıştı. Annesi sevk edilirken, ring aracına binemeyeceği için görüşe gelen bir avukatın kucağına tutuşturulup dışarı çıkarıldı. Babasını beklerken elinde tuttuğu küçücük –ve muhtemelen tek- oyuncağıyla belki ilk kez dokunabildiği çimenlerde emeklediğini görünce kalbin daha hızlı çarpması, “ah” demek yeter… Ve sormak gerekir, bir ülkenin gelişmişliğini canlılara verilen değer gösteriyorsa, neden hapisteki çocuklara bir oyuncak bile çok görülür… Annesinin daha rahat havalandırmada yürümesi için ailesinden talep ettiği anne kucağı ya da kanguru denen bez neden hapishane yönetimleri tarafından yasaklanır? 

Roza gibi, Miraz gibi beş yüzün üzerinde çocuk annesiyle birlikte hapiste… “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmi her gün her gün beş yüzden fazla koğuşta tekrar çekiliyor. Çünkü o koğuşlarda, daha bir yaşını doldurmayan bebeklerden, yeni yeni yürümeye başlayan çocuklardan başka serpilip büyüyen bir şey yok. Sadece tükenen zaman var. 

UYKUSUNDA ÖLDÜRÜLEN İKİ ÇOCUK

Gül ağacının altına oyuncakları gömdükten sonra, hiç oyun oynayamayacak, uykusunda ölen iki küçük çocuğu düşündüm. 7 yaşındaki Muhammet ile 6 yaşındaki Furkan’ı… Muhammet ile Furkan’ı aslında hiç tanımıyoruz. Hangi oyunu çok sevdiklerini, yaşadıkları yerde oyuncak bulup bulamadıklarını, hangi yemeğe bayıldıklarını, hangi futbolcuya hayran olduklarını hiç bilemeyeceğiz. Biliyorum, ölüler uyanmaz. Onlar için Hıdrellez sabahından bir dilekte bulunamam. Ama kâğıtla kalemi aldım, büyük harflerle yazdım: Muhammet ile Furkan gece uyurken, panzerin yıktığı duvarın altında ezilerek, ÖLDÜRÜLDÜLER. Hemen gömmedim toprağa yazdığımı, okudum, okudum, “Evlerinde uyurken panzerin altında kalan iki çocuk öldü” başlıklarını düşündüm. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve doğal olarak ecelleriyle ölürler. Muhammet ile Furkan’ın hazin öyküsünde doğal olmayan bir şey yok mu? Bu “kader” mi? Evinde iki çocuk mışıl mışıl uyurken, bir panzer geliyor, kazara da olsa, duvarı yıkıp, iki çocuğun ölümüne yol açıyor… Hazin değil mi, bir panzer kazasında kaybedilen iki küçük çocuktan bahsetmek…Sanki basit bir trafik kazası gibi.

Onların yaşamları bir panzerin altında son buldu. 

Onlar hangi kentte, hangi mahallede mi yaşıyordu… Kadıköy, Çankaya, Konak, Muratpaşa, Silopi, ne fark eder… 

İki küçük çocuğun, Muhammet ile Furkan’ın rüyaları eksik kaldı.

Biz uyurken…
 

www.evrensel.net