Çukurova'nın esintisi: Yaşar Kemal

Çukurova'nın esintisi: Yaşar Kemal

"Yaşar Kemal, “Sanatın büyüsüne hayattan, hayatın gerçeğinden, yaşamından gidilir.” der..."

Menekşe BAHŞİ
Öyküm SARIKAYA
İstanbul Üniversitesi

Günümüzde, edebiyat fakültelerine verilen önem kademe kademe aşağı çekiliyor. Bilhassa, edebiyat bölümü öğrencilerinin çevresi “iş bulamazsın” nidalarıyla dolduruluyor ve binlerce bu işe emek vermek isteyen, bu yolun ufkunu genişletmek isteyen arkadaşımızın şevki kırılıyor. Bu duruma sebebiyet veren, gerekli ortamın oluşmasını sağlayan da tabii güçlü kesimin uyguladığı yaptırımlar. Birçok bölümün kapatılması tehlikesi, alan araştırması kürsülerinin yetersizliği ve tabii ki yetersiz atamalar. . . 
Okuyacağımız bölümü sırf bu sorunlar sebebiyle özgürce seçemememiz de son dönemlerde sürekli zikretmek zorunda kaldığımız özgürlük yoluna bolca dökülen ziftlerdir. İşte bu attığımız her adımda biraz daha bizlere yapışan ziftlerden kurtulmak sadece ve daima kendi mihenk taşlarımızı tanımakla sağlanabilir. 
MİHENK TAŞI
Türk edebiyatının, hatta dünya edebiyatının mihenk taşlarından biridir Yaşar Kemal. Onu tanımaya başlamak da öncelikli amaçlarımızdandır. Barış için çaba harcayan yazarlardan biridir Yaşar Kemal. Büyük usta, yazın hayatına başladığı günden beri sosyalist poetikasından vazgeçmemiştir. Siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, sanatının proletaryanın emrinde olduğunu şu sözleriyle dile getirmektedir: “Halka kim zulmediyorsa, etmişse; halkı kim eziyor, ezmişse; onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi burjuvazi mi. . Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.” Bu başkaldırıyı, ezilen ve sömürülen insan betimlemesini, doğa sevgisinin getirdiği betimlemelerle biçimlendirir. 
“Yaşar Kemal yaylaların sözlüğü/ Ki sen doğadansın çiçekçedir anadilin.” der Ceyhun Atuf Kansu bir şiirinde. Öyledir, doğanın sözlüğüdür Yaşar Kemal. Hayvanlar, bitkiler, renkler, kokular, tüm canlı ve cansız varlıkları eserlerinde sergiler. Doğa betimlemeleriyle okuyanın dikkatini çeker. Gözlerinizin önünde Çukurova’yı canlandırır. 
“Toros Dağları’nın etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz’in üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar.” (İnce Memed 1)
“ÇUKUROVA UYANIYORDU”
Gerçek bir betimleme ustasıdır Yaşar Kemal. Doğaya ait özellikleri insana, insanın özelliklerini de doğaya aktarır. 
“Ovayı yağlı, mazot dumanlı, sıcak, buğulu, terli, ışıklı, fırın ağzı gibi kokulu bir gürültü almış çalkalanıyor, Çukurova uyanıyordu. Çukurova yorgundu. Serilmişti. Ağır  ağır soluk alıyor, homurdanıyordu. Sıcak, yakıcı, şehvetli, azgın, kudurtucu, uyuşuk, devingen, ele avuca sığmayan, bin başlı ejderha. . .” (Ölmez Otu)
İmge oluşturmada, kokuları algılamada ustadır. Doğayı anlatırken tüm duyularını kullanır. 
“Üstünde çiçek olsun olmasın, eğil bozkır toprağını kokla, mis gibi kokar. Bir avuç toprak al, koynuna koy, günlerce, acı, keskin, baş döndürücü bozkır çiçekleriyle kokarsın. İyicene, çıkmamacasına toprağa sinmiştir koku.” (Yer Demir Gök Bakır)
İkilemelere fazlaca yer verir betimlemelerinde. 
“Geceye, yağmurun içinde bir hoş belli belirsiz kuşlar düştüler. Leke leke, top top uçuştular. Kuşlar, pare pare gökten iniyor; geceye, toprağa, sarı, pul pul dökülüyorlardı.” (Demirciler Çarşısı Cinayeti) 
Yaşar Kemal sanatının ortasına gerçekliği koyar ve ondan aldığı ilhamla eserine vücut bulur. Eserlerinde kendine özgü bir dünya yaratmış, alışılmış kalıpların dışına çıkmıştır.  
BİZDEN BİRİLERİ
Yazarın eserlerinde ele aldığı kişiler de dikkati çeker. Bu kahramanlar baskı, zulüm ve yozlaşmışlığın çaresiz kurbanı olduklarını kabul etmezler, içinde bulundukları kötü duruma karşı daima bir protesto halindelerdir. Tıpkı “Teneke” romanındaki çeltikçi ağalarla mücadele içinde olan genç ve idealist kaymakam Fikret Irmaklı gibi. 
Dikkat çekilecek bir diğer ve bizce en önemli noktalardan biri de şudur: Yaşar Kemal’in romanlarında kadın da kendini ezdirmez. Direniş sembollerinden biridir ve daima halkla iç içedir. Tıpkı bir saraylı olmasına rağmen hep halkın arasında olan Gülbahar gibi. Söyleyeceğini doğrudan, dolambaçlı yollara sapmadan söyler, dobradır. Bu yüzden de çoğu kez sistemle ters düşer yazar. 
Yaşar Kemal, sanatın sadece özgür düşünceyle siyasi, dinsel ve ideolojik dogmalardan uzak kalabileceğini savunur. Şu zamanlarda bunları kime söylesek karşı tepki almayız fakat çağımızın şartları gereği sanat çizgisinden çoktan uzaklaşmış ve sanata sadece ekonomik bir eğlence gözüyle bakan kişilerin sayısı hiç de küçümsenecek kadar az değil. Acilen yönümüzü şiirsellikle yaşanmışın tadını birleştiren Yaşar Kemal gibi büyük ustalarımıza çevirmeliyiz. 
O iyi insanlar, o güzel atlara binip, çekip gitmediler. Biz buna tüm kalbimizle inanıyoruz. O güzel insanlar hâlâ varlar, güzel atlara sahipler ve buradan gitmeye de hiç mi hiç niyetleri yok.

www.evrensel.net