Kadınlara ve tiyatroya tutunun

Kadınlara ve tiyatroya tutunun

Tiyatro özellikle bu sene artan kadın hikayelerini merkeze alan oyunlar tam da bu tek renkliliğe, tek sesliliğe bir alternatif olarak dimdik duruyor.

Ebru Nihan CELKAN*

Milliyetçi muhafazakar söylem en ham haliyle geniş bir alana yayıldı ve geleneksel iletişim kanallarının hemen hepsinden yoğun bir şekilde servis ediliyor. Çiğ ve sığ bu söylemin cümleleri de kendisi gibi incelikten yoksun, kısa ve buyurgan bir yapıya sahip. Bir çeşit erkeklik halinin tanımı gibi. 

“İdam isteriz!” “Avrupa istemeyiz!” “Dolardan bize ne!” “Bizim için yok hükmünde!” “Sen kimsin ya!”

Aynı konuların bu ve benzeri yüzeysel emir cümleleriyle tartışılması nasıl bir vizyon ile yönetildiğimizin göstergelerinden sadece biri. Dilin zihnin aynası olduğundan hareketle bu sınırlı kelime hazinesinin geleceğe dair olumlu bir kurgu yapması eşyanın tabiatına aykırı görünüyor. Farklı bir bakış açısı, farklı bir söylem ve farklı bir zihnin katkısına da kapılar çok önce kapandı. OHAL ile beraber üzerine asma kilitler asıldı. Bu tutum maalesef sadece sahibini etkilemiyor zira aynı yavan zihin dünyası kopyalanıyor ve çoğalıyor. Daha ferah bir gelecek tahayyülünü konuşabilecek, tartışabilecek, sorgulayabilecek öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler, dernekler ve çocuklar türlü zorbalıkla etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu hepimizden daha iyi bilen ve hayalini uçsuz bucaksız kurabilen çocukların zihin dünyası özenle dikenli tellerle çevriliyor. Savaş, cinsel istismar, çarpık eğitim sistemi, öğrencilerin tarikatlara terk edilen barınma hakkı, küçük yaşta evliliğe vize... Hayatlarının ilk döneminde vatanımızın çocuklarını karşı karşıya bırakmayı uygun gördüğü bu zulüm listesini ne yazık ki arttırmak mümkün.

Bu kifayetsiz, renksiz, geleceksiz dili konuşmaya mecbur değiliz.

Peki bu tabloya itirazı olanlar nerede? Eminim her yerde vardır. Aslında soru bu itirazı kimlerin, görünür kıldığıyla ve kimlerin yüksek sesle dillendirdiğiyle ilgili. 17 Kasım 2016 akşamını 18 Kasım 2016’ya bağlayan gece torba yasa teklifine son dakika AKP’nin erkek milletvekilleri tarafından sinsice ilave edilen ve cinsel istismarda bulunanların affıyla ilgili yasa teklifi sonrası sokağa çıkan ve o tarihten bu yana kısa aralıklarla sokakta olmaya devam edenlerden bahsediyorum. Yasanın konuşulacağı gün Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya meclise akın edenleri kastediyorum. 25 Kasım 2016 akşamı OHAL’in boğuculuğunda hem geceye hem geleceğe ışık olma umudunu omuz omuza taşıyanları hatırlatıyorum. Buyurgan cümlelerin karşısına bedenleriyle, sesleriyle, yaratıcılıklarıyla dikilenlerden bahsediyorum. İncelik, zeka ve en önemlisi hayat barındıran dile vurgu yapıyorum. İktidarın sığ, renksiz ve geleceksiz diline mecbur değiliz diyenlerden bahsediyorum.

“Özgürlüğe varmadan dinmeyecek isyan,” “Özgürlüğümüzü, irademizi, yaşam hakkımızı savunuyoruz,” “Yaşamı savunuyoruz, hayatı örgütlüyoruz,” “Dolapta zıkkımın kökü sokakta isyan var!” “Bu haliniz çekilmiyordu, OHAL’iniz hiç çekilmiyor!” 

Omuz omuza gelmiş, kol kola girmiş yürüyen kadınlardan bahsediyorum.

ALTERNATİF DİL İÇİN BİR BAŞKA SEÇENEK: TİYATRO

Çoğunluğun korkuyla yüz yüze bırakıldığı bu zamanlarda itirazı olan herkesin sokağa çıkmasını beklemek pek gerçekçi değil. Fakat bu dar çerçeveye sığmayan, başka dillere, zihinlere, gözlere ve vicdanlara açık insanlar için bir başka alternatif var. Tiyatro sahnelerinin kapısı her zaman olduğu gibi bugün de çeşitliliğe sonuna kadar açık. Özellikle bu sene yadsınamayacak şekilde artan kadın hikayelerini merkeze alan oyunlar tam da bu tek renkliliğe, tek sesliliğe bir alternatif olarak dimdik duruyor. Maalesef henüz istendiği seviyede coğrafyanın farklı şehirlerine yayılması sağlanamayan bu dinamizm yine de herkesi ezmeye çalışan tunçlaşmış erkeklikte çatlaklar yaratma imkanı sunuyor. İstanbul’dan başlayarak Türkiye’nin başka şehirlerine de yayılmasını umduğum bu hareketliliğe katkı sağlayan ve ödenekli tiyatrolar haricinde sahnelenen oyunlardan sadece bazıları; 

Antabus, Aşiyan, Aşk Dersleri, Cahide Sonku, Çika – Sergüzeşt, Dilde Kayboluş (Lost in Language), Etna, Hedwig ve Angry Inch, Hepimizin Öyküsü, Kadınlar Aşklar Şarkılar, Kadınlar Filler ve Saireler, Kamamber, Kozalar, Madde 9, Mesafe, Nereye Gitti Bütün Çiçekler, Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi, Podyum, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Shirley, Tevatür, Yılın En İyi Kadın Oyuncusu, Yolculuğum, Yuva...

Sadece isimlerine bakmak bile nasıl bir çeşitliliğe şahit olma imkanımız olduğunu görmeye yeter. Hala provası süren oyunlar var ve bu liste bu sezon genişlemeye devam edecek.

Sokağa çıkan kadın hareketine paralel olarak Türkiye tiyatrosu da kadınlara, gençlere ve alternatif dil arayan herkese güçlü bir şekilde sesleniyor. Gelin! Burada hikayeleriniz, hayalleriniz, umutlarınız var. Burada hepimize yetecek kadar nefes ve yer var. Burada birbirinden farklı zihinlerin ortak üretimi, oluşturduğu zengin bir dil ve hassasiyetleri gözeten, açık uçlu, tartışmaya açık, uzunlu kısaları cümleler var. Burada başka bir dil, başka bir Türkiye, başka bir dünya mümkün ve bunu hayal edebiliriz diyenler var. 

Karanlığın en koyu zamanlarında kadınlara ve tiyatroya tutunun. Güçlü, yaratıcı, ısrarcı direnişleriyle ve üretimleriyle görünen o ki  bu coğrafyaya ve insanlarına yakışan gelecek tahayyülünü kurmaya tam buradan başlayabiliriz: kadınlardan.

*Oyun Yazarı

www.evrensel.net