SUS... MA!

SUS... MA!

Hülya Zabun'un "SUS... MA!" başlıklı yazısı.

 

Hülya ZABUN

Yuvarlak bir masaya oturduk beş kadın, biri anlatırken diğeri ağladı, bir diğeri üzüntüden kıpkırmızı olmuş suratı ile masadan başını kaldıramadı, öbürü anlatılanın altında ezildi yaşadıklarını düşündü, en yaşlısı tecrübeli hayatta... Beş kadın… Hepsinin ayrı ayrı yaşanmışlıkları, hayat hikayeleri var...

Hepsi bir an hikayelerine geri döndüler. Yuvarlak masanın etrafındakiler dışarıdaki milyonlarcasının damlası. Kimi güçlü görünüp bir o kadar zayıf, kimi zayıf görünüp ama dirençli, kimi saf gibi görünüp ama çok zeki, kimi çok zeki görünüp bir o kadar saf... Kimdi biz kadınları bu kişiliklere, kimliklere sokan, bize bu elbiseyi giydiren kim ya da ne?

Sen kız çocuğusun sus! Sen kadınsın çok konuşma sus! Dayak mı yedin, kol kırılır yen içinde kalır, sus! Tecavüze uğrar, aşağılanır, aman sus! Aldatılır, “Erkektir yapar”, sus! Başarılı olmaz ister “Yapamazsın”, sus! Emeğinin sömürüldüğü, kadınlığının, anneliğinin yok sayıldığı, yapılanların yapanların yanına kar kaldığı koskocaman suskunlar topluluğu...

Birbirimize öneride bulunurken bile hep bir şeylerden vazgeçerek öneriyoruz. Öteliyoruz, özgürlüğümüzü, düşüncelerimizi, bizi biz yapan benliğimizi... Başkalarının biçtiği kılığa bürünüyoruz. Bürünmek zorunda bırakılıyoruz. Babanın, abinin, annenin istediği terbiyeli, becerikli marifetli kızı; kocanın istediği işveli, cilveli kadını; çocuğun istediği sabırlı annesi; patronun itaatkar, çalışkan işçisi...

Yaşadığımız toplumunki de ayrı bir dert, kadınların görevi sadece çocuk doğurmak, aile bakım işleriymiş gibi... 35 yaşında on sene önce boşandığı kocasının bıçaklı saldırısına uğrayan kadın, iş cinayetlerine kurban giden kadın, yoksulluk yüzünden okula gidemeyen, bir yıllık ev kirası karşılığında satılan kız çocukları...

Zonguldak’ta kadın öğrencilere aydınlatması yok, tehlikesi çok yurt ortamında korku dolu günler geçirten zihniyet, iki kadın öğrencinin yurttan kaçırılmasına kadınlar tepki gösterince “Kuyruk sallamasaydınız” diyebiliyor. Şortla otobüste saldırıya uğrayan genç kadının haklarını korumak yerine “mırıldanırsın” sözüyle tacizin meşru kılındığı, dokuz aylık bir bebeğin tecavüze uğradığı bir ülkede yaşıyoruz ve hala susuyoruz. Vahşet ve gericilikte sınır tanımayanların karşısında özgürlük, eşitlik ve dirençte birleşip sesimizi çıkarmamak için dilsiz olmalı. Ama biz dilsiz değiliz.

Hiçbir kadın, güçlü kadın olmak için doğmaz. Yaşanmışlıklarıdır kadınları  güçlü yapan. Tutulmamış sözler, yaşanmamış mutluluklar, doymamış karınlar, ölümler, ayrılıklar, derdini çektiğimiz ne varsa güç verir biz kadınlara. Ama derdi ortaklaştırdığımız kadın çoksa... Derdi çözmeye uzatılan el varsa...

Hadi... Açın kanatlarınızı özgürlüğe ve sizinle birlikte özgürleşeceklere...

 

www.evrensel.net