16 Ekim 2016 12:56

İyi ki Gümüşhane var!

Mehmet Tarhan, 7 dekanın görevini üstlenen Gümüşhane Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İhsan Günaydın ile ilgili yazdı.

Paylaş

Mehmet TARHAN

Son birkaç gündür çok mes’udum sayın okuyucu, öyle ki kesme işaretinin doğru yerde olup olmadığı dahi (dahi anlamındaki “de”ye ne yapıyorduk?) pek umurumda değil bugünlerde. Belki Güney Yarıküre’ye yeni gelen bahardandır diye düşündüm önceleri. Ama yok, nice baharlar gördü bu bünye ama TDK ile ilişkisi hiç soğumadı. Bu ferahlık, bu bahtiyarlık arkadaşlara da yansıdı; bezmişlerdi artık allahın günü her “Cómo estás?” dediklerinde felaket haberi almaktan. Başlarda her cevabıma, mesela “bir bodrumda yüzlerce kişiyi yaktılar” dediğimde şoka giriyor, gözleri doluyor, isyan ediyorlardı ama onlar da alışmışlardı artık; eğer keyifli bir gün geçirmek niyetindelerse pek dinlemiyorlardı cevabı. “Bien, bien” deyip kendi mevzularına dönüyorlardı. Çok mes’udum işte sayın okuyucu; tekrar dikkatlerini çekmeyi başardım. Hem de Gamlı Baykuş kontenjanından değil. Bir eğleniyoruz, bir gülüyoruz sorma; artık pizzalar picadalar lup lup iniyor mideye, iştahımız yerine geldi.

Neticeni sağlama almışsın neşeni bulursun tabii diyen sevgili sayın hürmetli güzide Evrensel Pazar okuyucuları da çok haklılar tabii memleketin gündemini düşününce. Sonuçta katliamını zulmünü yeni katliamlarla yad eden bir memlekette yaşarken rakı hasretinden muzdarip neticesi sağlamda heriflerin lakırdisini çekmek de ayrı bir zulüm olsa gerek. Vallahi gönül koymam şöyle sunturlu bir küfre bile. Memleketten uzaktayken ise yaramazlık, terk etmiş, ihanet etmişlik duygusu yakanızı bırakmaz. Haşa huzurdan yarıştırmıyorum, ateşin orta yerinden kim ne derse kabulümdür, başım üstünedir. Diyeceğim şu ki bazen uzakta olmak; hele de işte Arjantin neredeyse hiç hemşehri olmayacak kadar uzakta olmak gerçeklik algısıyla oynayabiliyor biraz. Belki bir psikolojik savunma mekanizması, belki düpedüz kafayı çoktan sıyırmış olduğumdan bazen kendimi absürd bir arkası yarın okurmuş gibi hissediyorum memleketten haberleri okurken. Gerçek olamayacak kadar vahşi, gerçek olamayacak kadar zalim, gerçek olamayacak kadar vicdansızlaşmış, gerçek olamayacak kadar abuk subuk heveslerin peşine takılmış bir iktidar ve onun peşine takılmış bir halk. Bir distopya komedisi gibi geliyor uzaktan. Bazen, sadece bazen. İşte belki de bu ara 10 Ekim’de kaybettiklerimizin fotoğraflarına baka baka geçirdiğim vakitlerde yitirdim aklımı.

İşte sevgili okuyucu bir yandan yüksek ateş, bir yandan hem ölümlerinin hem her biriyle yüzyüze tanışamamış olmanın yaşını tutarken düştü sosyal medyaya Prof. Dr. İhsan Günaydın. Allah ne muradı varsa versin, tuttu elimden çekti kuyunun dibinden beni. Gümüşhane Üniversitesi Rektörü sayın hacamın tonla dekanlıkla beraber neden İlahiyat, İletişim ve Sağlık Bilimleri Fakıltesi dekanlıklarına da layık olduğunu bir önceki cümlemde açıklamış oldum sanırım. Biraz zorlarsam kuyu metaforu dolayısıyla Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanlığı da açıklanmış olabilir; o da size kalsın artık. Ben anlamam öyle bütçe işlerinden ama eğer hocam her dekanlıktan da ayrı maaş alıyorsa hakkıdır, alsındır. Koskoca profesörü ek iş yapmaya zorlayanlar utansın. Akademik işlerden de anlamam, ama benim hesap basit: Şimdi her dekanlığın bir telefonu olsa sırf masasında 7 telefon oradan, e koskoca rektörlüğün de bir telefonu vardır elbet eder 8 telefon. Her telefon günde 10 kere çalsa… Yok ya dekanlık dediğin sorun çözme yeri değil mi? En az 20 çalıyordur o telefon; eder sana 160 görüşme. Her sorunu 3 dakikada çözse hocam; ki bence yapabilir muhterem hocam, bu kadar becerikli olmasa nasıl gelsin o makamlara mevkilere? Neyse eder size 8x20x3= 480. Sadece 480 dakika yani 8 saat kesintisiz telefonda. Geçtim koskoca Gümüşhane Üniversitesi’nin diğer işlerini muhterem hocam hangi zamanda akademik, bilimsel çalışma yapacak? Profesör oldu diye durup dursun mu öyle? Yazık değil mi bize böyle idari baskılar dolayısıyla hocamızın ilminden hikmetinden mahrum kalıyoruz? Sonra ya hocam diyorum bir toplantı yapmak isterse dekanlarla ne olacak? Kendisi kendisiyle ve öbür kendisi ve de öbürsü kendileriyle toplantı yapmak zorunda. İnsan dediğin yakar balatayı maazallah. Buyrunuz düşüncesi bile yaktı benimkini Bülent Ersoy’un “Yananı görür Allah, görür inşallah”ı takıldı dilime gitmiyor, süt banyosu falan, maazallah. Neyse hamdolsun Hocam 9 Eylül İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi’ni “Pekiyi” dereceyle bitirmiş olduğundan idare etmesini biliyor böyle durumları, öyle toplantı ortasında omuz titretme gerdan kırma gibi dürtülerle baş etmek şöyle dursun aklına bile gelmez. Çünkü “Pekiyi”. Ayrıca kendisi Ankara Yeminli Mali Müşavir Odası’na da kayıtlı bir yeminli insan olduğundan toplantıda tamamen tarafsız olacağına, tüm fakültelerin çıkarını ayrı ayrı savunabileceğine, rektör olarak da hakkaniyetli olacağına emin olabiliriz. (Neydi o yeddiemin mi yedi emin mi, emini mi yedi, hah o işte?) Allah ve diğer razı olması gerekenler razı olsun hocam.

Hasılı kelam bir kısım medyanın tüm çarpıtmalarına ve eminim koku dışarda akademisyen görünümlü şahinlerin kıskançlıklarına karşın eminim hocam dik duruşundan taviz vermeyecektir. Köprülerimizi, havaalanlarımızı, otobanlarımızı, Gümüşhane Üniversitelerimizi çekemeyenlere dert olsun, dik duracaz, eğilmeyecez. Muhtemel ki hocamın mümtaz şahsiyeti ve başarıları ulu reyize de (manitu ama yerli ve millisinden tabii) ilham olacaktır. Ne gerek var başbakan bakan atayıp sonra da yok görevden al ama istifaymış gibi göster, aşma besle falan. Sonra hadsız Irak başbakanı facetime falan deyip kendince kapak yapacak yüzü buluyor falan hiç kendi kalitesine bakmadan. Dümdük, öyle dümdük duracaz inşallah; hemi de faturasız, amazonsuz.

Dario Fo denen kefere de halt etmiş:
“Başımız dimdik yürüyoruz; çünkü boğazımıza kadar bok içindeyiz!”

ÖNCEKİ HABER

Bu roman işçi sınıfı öldü diyenlere de bir yanıt

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa