16 Ekim 2016 12:14

Jamaica Apartmanı’nın 20. katı

Gizem İbak'ın gözünden Hindistan'da yaşanan sınıf farklılıkları.

Paylaş

Gizem İBAK

“aman gazeteci gel bizim köye bizim halları da yaz
şehirde ojeli parmakları yazma 
bir de bizim köyde nasırlanmış elleri de
yaz yaz gazeteci yaz”

Bir korkunçluk mevsimini ardımızda bırakıp yola çıkıyoruz. Rotamız yabancıların merhametine bizi inandıran, gözlerinin içinde gökyüzünün yedi rengini barındıran insanların memleketi Hindistan. Burada üç milyon dört tanrı, sekiz farklı dini inanış, bir milyar ikiyüz milyon insan var ve bu onların birlikte yaşamasına engel olmuyor.  

Evvelki yıl nereden geldiğimizi söylediğimizde iki kere tekrarlatıp nadiren bilirlerdi. Bu yıl dikkatimizi çeken ilk farklılık Türkiye’nin biliniyor olması. Fakat nasıl biliyorlar? Girdiğimiz sohbetlerin çoğu “Sizin ülkede neler oluyor?” sorularına evriliyor. Anlık bir duraksama yaşayıp birkaç cümle ile geçiştiriyoruz. Biri “Geçen ay sizin ülkenizde ne oldu?” diye soruyor. “Darbe girişimi” diyoruz. Tam anlatacak oluyoruz, “Yok yok havalimanında?” diye yineliyor ve biz “Ha o mu? IŞİD bomba patlattı iki tane” diyoruz. Sessizlikle gözlerini kırpmadan yüzümüze bakıyor. Anlıyoruz, böyle “rahat” bahsediyor oluşumuza şaşkın. Ona her şeyin sonunda iyi olacağını eğer iyi olmadıysa henüz sonunun gelmemiş olduğunu söylüyoruz. 

Burası Jamaica Apartmanı’nın yirminci katı... Bulunduğunuz yerden aşağı baktığınızda dünyanın bütün çelişkilerini bir arada görebilirsiniz. Yalıtılmış burjuvaziden iç içeliğe geçiş bir şaşkınlık yaratıyor. Mumbai’nin Powai semtinde iki cadde... Birinde minimum yirmi katlı rezidanslar diğerinde çöplerin arasında oynayan çıplak ayaklı çocuklar. Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi iki cadde. Fakat ikisi arasında bir buçuk metrelik bir duvar ve birkaç yüz yıllık fark var.

Yoksulluğa hiç yirmi kat yukarıdan baktınız mı bilmiyorum fakat biraz sınıf bilinci olan ve çizginin halktan yana tarafında kalmaya çalışan insanlar için kendi sınıfına yirmi kat yukarıdan bakmak çok ayıp geliyor. Çamurun içinde oynayan çocukların, rezidansın bahçesindeki çocuklardan daha çok eğlendiği gerçeği size tebessüm ettirse de çoğunlukla yukarıdan bakmak bir çaresizlik hâlini hâkim kılıyor.

Jamaica Apartmanı’nın bahçesinde okuldan dönen çocuklar kriket oynuyor. Yalıtılmış hayatın temel kurallarından biri çocukların karşı caddeye geçmemesi. Okul servisleri dâhi rezidansın kapısına tamamen yanaşmak zorunda. Buranın önünde duran köpeklerin boynunda kolyeler var. Karşı caddenin köpeklerinin kemikleri derilerine yapışmış.

Yaklaşık bir buçuk metrelik duvar karşı caddeyi Jamaica Apartmanı’nından ayırıyor. Duvarın ardında, karşı caddede, büyük bir gecekondu bölgesi var. Bu bölgenin içinde okul, karakol, kıraathane vb birçok yer bulunuyor. Bir buçuk metrelik duvarın bitimine Jamaica ve diğer birkaç apartmanın çöpleri atılıyor, bu çöpleri geçtikten hemen sonra bu bölge başlıyor. Burada birkaç gündür müzik ve eğlence sesleri eksik olmuyor. Dini bir bayram olan Dussahra için hazırlıklar yapıyorlar. Müzik sesleri arttıkça duvarın ardı daha da merak edici bir hâl alıyor. 

Köşeleri belli sınıfsal ayrımlardan fiziki iç içeliğe geçiş bize birçok şeyi sorgulama ve farkındalık hâlini en üst çıtada tutma imkânını sunuyor. Büyük büyük kitapların yüz yıllardır anlattıklarını balkondan aşağı bakınca akıp giden hayat keskinlikle kavratıyor. 

Duvarın ardındaki hayatın akışına yukarıdan bakmak yerine içine dahil olmak, ezberletilmiş korkularla düşünüldüğünde “ciddi” bir tercih gibi duruyor. Fakat korkularımızın yersiz olduğunu henüz sokağın başındayken hissediyoruz. Yoksulluğun güzelliklerine zarar veremediği, alıp göğsünüze bastırmak isteyeceğiniz çocuklar, gözlerinin içi gülen amcalar, çaya davet edenler kadınlar ve “her şeye rağmen” mutlu akıp giden bir hayat karşılıyor bizi. Merhametleri, saygı ve sevgileri gözlerinden okunan bu insanlar on yıllarlık dostluk bağını bir bakışta aktaracak sıcaklığı kalplerinde taşıyor.

Bu bir buçuk metrelik duvar Hindistan’da yaşamaya başladığımız ilk haftadan dünyanın bütün çelişkilerini sunuyor önümüze. İnsan düşünüyor kendiyle baş başa kaldığında, o duvarların olmadığı bir dünyada yaşamak nasıl olurdu acaba?

ÖNCEKİ HABER

‘Resmi olmayan solculuk’

SONRAKİ HABER

Sudan'da 3 Haziran katliamıyla ilgili komisyon kurulacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa