Ölümle karşılaşırsan çalışma

Ölümle karşılaşırsan çalışma

İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Tasarısı “ciddi ve yakın tehlike” tanımlamasını aynı zamanda “Acil durum planları” başlıklı 9 uncu maddede yapıyor. Tasarıya göre bir tehlikenin sadece ciddi olması, ya da sadece tehlikeli olması yetmiyor, her iki durumun beraberliğine ilaveten “önlenemez” olduğu durumda yani işçi &

Celal Emiroğlu

ÇALIŞANLARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

“1) Çalışanlar, … aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdürler.
2) Çalışanlar, işveren tarafından kendilerine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda;
a) işyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemekle, b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumakla, c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalardaki sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine derhal haber vermekle, ç) İşyerinde, teftişe yetkili makam tarafından tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesinde, işverenle ve iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ile sağlık ve güvenliğin korunması için işbirliği yapmakla, d) iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmakla, yükümlüdür.” (m.15)
Tasarıya göre kurallara (işverenin talimatlarına) uymak çalışanların görevlerindendir. “Çalışanların sağlık ve güvenlik kurallarına uymamaları kendi görevlerinin yanında diğer çalışanların sağlık ve güvenliği ile işyerinin güvenliğini de tehlikeye atacaktır. Bu nedenle, işverenin talimatı gereği kendi sağlık ve güvenliklerinden sorumlu oldukları gibi hareketlerinden diğer çalışanların etkilenmesinden de sorumlu olacaklar” (gerekçeden). Özetle işveren çalışanları hem kendi sağlıklarından, hem diğer işçilerin sağlıklarından, hem de işyerindeki üretim araçları ile kişisel koruyucu donanımın zarar görmesinden sorumlu tutabilecek.

ÇALIŞMAKTAN KAÇINMA HAKKI

İş Kanunu’nda (m.83) mevcut olan “Çalışmaktan kaçınma hakkı” İSG Kanun Tasarısı içerisinde (m.10) yeniden düzenlendi: 1) “Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun zorunlu olmadığı işyerlerinde ise işveren veya işveren vekiline başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul kararını acilen toplanarak, işveren veya işveren vekili ise kararını derhal verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve varsa iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir. 2) Kurul veya işveren veya işveren vekilinin, çalışanın talebi yönünde karar vermesi halinde çalışan, gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbiri alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir.” 3) “Çalışanlar, ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda … işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek güvenli yere gider. Çalışanların bu davranışları nedeniyle hakları kısıtlanamaz” 4) “İş sözleşmesiyle çalışanlar talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilirler”.
Tasarı “ciddi ve yakın tehlike” tanımlamasını aynı zamanda “Acil durum planları” başlıklı
9. maddede yapıyor. Tasarıya göre bir tehlikenin sadece ciddi olması, ya da sadece tehlikeli olması yetmiyor, her iki durumun beraberliğine ilaveten “önlenemez” olduğu durumda yani işçi “ölümle karşılaşırsa” söz konusu “hak” kullanılabiliyor. Yani çalışan ölüm tehlikesini görecek ve işverene veya işveren vekiline başvuracak, işveren veya işveren vekili durumu derhal inceleyerek karar verecek, karar yazılacak, çalışana ve varsa iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine bildirilecek... Tasarıya göre; çalışan isterse çalışmaktan kaçınabilir, isterse bölgeyi terk edebilir veya isterse iş sözleşmesini feshedebilir. Bu bir “hak” olmaktan ziyade; iş güvencesi sorununun çözülemediği, haksız işten çıkartmaların önlenemediği, fazla çalıştırmaya sınır konamadığı bir ortamda işçi ölmez sağ kalırsa olsa olsa “İşçinin işten atılma hakkı” olabilir.

ERZURUM’DAKİ TEDAŞ İŞÇİLERİ TESPİT İSTEYEBİLİRDİ

Tasarı’ya göre çalışanlar “ciddi ve yakın tehlike” ile karşılaştıklarında çalışmaya zorlanamayacaklar ve işi bırakıp daha güvenli bir yere gidebilecekler. Örneğin Aşkale’de gölet içerisinde deniz bisikleti ile “ciddi ve yakın tehlike” ile karşılaşarak mahsur kalan 5  işçisi a) görevi reddebilecek b) işverene başvurarak durumun tespitini isteyebilecek c) varsa İSG kurulunu acil toplantıya çağırabilecek... İşveren veya kurul kararına göre işçiler yeniden bir karar verecekler. Tabi bu arada soğuktan donmazlarsa!
Söz konusu 10 uncu madde 4857 sayılı İş Kanunu’nda (m.83) “İşçilerin hakları” adı altında mevcut ve 9 yıldır yürürlükte. Nedendir bilinmez Taslak 83’üncü maddeyi yürürlükten kaldırırken yeniden bir “hak” tanımı yapıyor. Eğer bu madde bir hak olsaydı hükümetin tüm kurumlarıyla gündeme aldığı Tuzla tersaneleri sorunları çözüme kavuşur, ölümler olmazdı. Sormak gerekir “Çalışmaktan kaçınma hakkı” tersanelerde ne kadar kullanıldı?

İŞÇİNİN GÖRÜŞÜNÜ ALMAZSAN 200 TL CEZA

Yasa Tasarısı “Çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması” başlıklı 14. maddeden: 1) “İşveren, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanların ve/veya temsilcilerinin görüşlerini alır, bunlara teklif getirme hakkı tanır ve bu konulardaki görüşmelerde yer almalarını ve katılımlarını sağlar.” 2) “İşveren, yeni teknolojilerin uygulanmasında, seçilecek iş ekipmanının, çalışma ortam ve şartlarının çalışanların sağlık ve güvenliğine etkisi konusunda çalışanların ve/veya temsilcilerinin görüşlerinin alınmasını sağlar.” 3) “İşveren, iş sağlığı ve güvenliği konusunda özel görevi bulunan sağlık ve güvenlik destek elemanları ile iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcilerinin; a) …işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer personel ile ilkyardım, yangınla mücadele ve tahliye işleri için kişilerin görevlendirilmesi, b) …koruyucu tedbirlerin ve koruyucu ekipmanın belirlenmesi, c) sağlık ve güvenlik risklerinin önlenmesi ve koruyucu hizmetlerin yürütülmesi, ç) çalışanların bilgilendirilmesi, d) çalışanlara verilecek eğitimlerin planlanması konularında önceden görüşlerinin alınmasını sağlar.” 4) Çalışanların veya temsilcilerinin işyerinde iş sağlığı ve güvenliği için alınan önlemlerin yetersiz olduğu durumlarda veya teftiş sırasında yetkili makama başvurmalarından dolayı hakları kısıtlanamaz.”
Peki, işveren çalışanların önceden görüşünü almazsa ne olur? Yanıt; doğruluğu kanıtlanırsa işveren 200 TL para cezası öder (m.22/9). Gerçekten öyle mi olur?

ÇALIŞANLARIN BİLGİLENDİRİLMESİ VE EĞİTİMİ

Tasarı, çalışanların işyerinde karşılaşacakları sağlık ve güvenlik konularıyla birlikte “yasal hak ve sorumlulukları” hakkında gerekli bilgiyi almalarının sağlanmasını öngörüyor. Tasarı bütün olarak değerlendirildiğinde; “bilgilendirme ve eğitim” talimatlarla sorumluluğun alt kademelere yüklenmesinin ön şartı olarak kabul ediliyor.
İşyerlerinde “İş sağlığı ve güvenliği konularında çalışanları temsil etmeye yetkili çalışanı” “İş sağlığı ve iş güvenliği çalışan temsilcisi” olarak tanımlayan (m.4g) tasarı ‘temsilci’ seçiminin kuralını da belirliyor. Önceki taslaklarda “bütün çalışanların katılımı ile yapılacak seçim” yoluyla belirlenen Temsilci seçiminde kural değiştirilerek son Tasarı’da “seçim veya atama yoluyla görevlendirilir” şekline dönüştürüldü. (m.16)
Demokrasinin olmadığı toplumlarda toplumu hiçe sayan her türlü temsiliyeti belirleyen anlayış sonunda özüne döndü ve egemen anlayışa uygun hegemonyacı seçim sistemini çalışma yaşamına kural olarak getirdi.


İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIKLARI

Tasarı, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi konusunda ciddi iddialarla ortaya çıktı. İş Kanunu ve SSGSS Kanunu’nda bulunan düzenlemelere ek bir düzenleme getirmemesine rağmen medyadaki yasa tanıtımlarında “İş kazalarının ve işçi ölümlerinin azalacağı” mesajları verildi. Meslek hastalıklarıyla ilgili olarak ise suskunluk devam ediyor. Anlaşılan odur ki iş kazalarının iş cinayetlerine dönüştüğü çalışma ortamında herhangi bir iyileşme olmayacak. Tasarı gerekçesinde ifade edildiği gibi “İş kazalarının veya ortaya çıkan meslek hastalıklarının işyerinden mi yoksa çalışanların kurallara uymadaki ihmallerinden mi kaynaklandığının tespiti yapılacak ve buna göre gerekli tedbirlerin alınması sağlanmış olacak.”
Yani ‘günahkar(lar)’ aranacak, işveren “eğitim ve talimat” yükümlülüğünü yerine getirmişse, işyerinde profesyonel çalışanlar ve kazaya uğrayanlar olayın sorumlusu olarak tanımlanacaklar.


İŞYERİ HEKİMİ VE İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI EĞİTİMLERİ

İSG Yasa Tasarısı “işyeri hekimi” olarak; “İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütmek üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş işyeri hekimliği belgesine sahip hekimi” ve “İş güvenliği uzmanı” olarak; “İş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip mühendis, mimar veya teknik elemanı” tanımlarını yapıyor. (m.4/e,i)
Tasarı “Eğitim Kurumu” olarak “İşyeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı ve işyeri hekimi dışında diğer sağlık personelinin eğitimlerini vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşlarını, üniversiteleri ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faaliyet gösteren şirketler tarafından kurulan birimi” (m.4/c) tanımlıyor.
Önceki taslaklarda işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı eğitimleri ve bu eğitimi verecek kurum ve kuruluşlar yasa maddeleri ile ayrıntılandırılmışken son Tasarı bu düzenlemeleri yönetmeliklerle yapılmasını uygun görmüş. (m.6/10/d) Üniversiteleri ve meslek örgütlerini yok sayarak piyasaya yönlendirilen eğitimlerle para ile satın alınan belgelere dönüştürülen eğitim anlayışı günübirlik düzenlemeleri zorunlu hale getirdiğinden Bakanlık yasa maddesi yerine yönetmelik üzerinden alanı düzenleme tercihini kullanarak tasarıyı değiştirdi.
Diğer taraftan devlet adına hiçbir girişimde bulunmadığı halde 25 yıllık emeği hiçe sayan Bakanlık, meslek örgütleri tarafından verilen on binlerce sertifikayı ‘yok sayan’ yasal düzenlemeler yaptı. Danıştayın Bakanlık ve piyasa şirketleri tarafından verilen sertifikaları geçersiz sayması üzerine alanda istihdam edilecek işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulmakta zorlanan aynı Bakanlık tüm sertifikaları ‘var sayan’ düzenlemelere bu Tasarı’da yer verdi (Geçici Madde 4 ve 5). Bir başka açıdan değerlendirdiğimizde; Bakanlık yasa metninde meslek örgütlerine sağladığı olanakla TTB ve TMMOB cephesindeki muhalefetin yelkenlerini de indirmiş oldu. Bu sebepledir ki TTB ve TMMOB son yasa tasarısına anlamlı muhalefet etmediler. TBMM’de kabul edilmesi durumunda Kanunun yayını tarihinde sadece söz konusu Geçici 4 üncü ve 5 inci maddeler yürürlüğe girecek.


YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN VE DEĞİŞTİRİLEN HÜKÜMLER

İSG Kanun Tasarısı; 4857 sayılı İş Kanunu’nda bulunan işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili tüm maddeleri yürürlükten kaldırıyor. Kimi maddeler Taslakta benzer veya değişik ifadelerle yer alıyor, kimi maddeler ise Taslakta hiç yer almıyor.
Kaldırılan ya da değiştirilen maddelerden bazıları; Yer ve su altında çalıştırma yasağı (m.72), İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri (m.77), İş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri (m.78), İşin durdurulması veya işyerinin kapatılması (m.79), İş sağlığı ve güvenliği kurulu (m.80), İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri (m.81), İşçilerin hakları (m.83), Ağır ve tehlikeli işler (m.85, 86), On sekiz yaşından küçük işçiler için rapor (m.87), Gebe veya çocuk emziren kadınlar için yönetmelik (m.88).
Tasarı, çalışanların sağlık raporu alma zorunluluğunu “tehlikeli” ve “çok tehlikeli” işyerleri ile sınırlı tutuyor.
Tasarı, İş Kanunu’nda (m.79) geçen “işin kapatılması” yaptırımını yasa metninden çıkartıyor.
Tasarı İş Kanunu’ndaki; çocuk ve genç işçiler için alınması zorunlu sağlık raporları ile gece çalışanlara verilecek sağlık raporları (m.69), çıraklara tanınan iş sağlığı ve güvenliği hakkı (m.4/f), “Sağlık kuralları bakımından günde ancak 7.5 saat ve daha az çalışılması gereken işler” (m.63) ile ilgili düzenlemeyi iptal ediyor (m.27/c). İptal edilen düzenlemeler için ne yapılacağı belirsizliğini koruyor.


ULUSAL İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KONSEYİ

“Ülke genelinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için” kurulan “tavsiyelerde bulunmak” gibi bir görevi üstlenen Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi ağırlıklı olarak hükümet temsilcileri ve bürokratlardan (22 üyenin 14’ü atanmış, 8 üye ise seçilmiş) oluşmaktadır. Seçilmişlerin bazıları da işveren örgütü ya da hükümet güdümlü örgütlenmeler adına katılmaktadır. (m.17)
Bu düzenleme ile salt çoğunluğu sağlayan siyasi iradenin “sosyal diyalog” adına kararlar alarak alanla ilgili “tavsiyelerde” bulunması beklenmektedir.

www.evrensel.net