10 Nisan 2016 13:58

Hikmet Benol'u Tanımak ve Anlamak

Hikmet Benol'u Tanımak ve Anlamak

Paylaş


Başak BAYRAKER
İstanbul

Yaşamı boyunca anlaşılmayı bekleyen ve anlaşılamadığı her an daha da zehirlenen bir ustanın, Oğuz Atay’ın, kaleme aldığı Tehlikeli Oyunlar adlı postmodern eser, Seyyar Sahne aracılığıyla seyircileriyle buluştu. Eserin ana karakterine hayat veren Erdem Şenocak, seyircilerle göz göze geldiği ilk andan itibaren, bizlere ‘Hikmet Benol’ olduğunu en içten bakışlarıyla hissettirdi. 
Yaklaşık 140 dakika süren, iki perdelik, bir bedenin birçok ruhu canlandırdığı tek kişilik bir oyunun seyircisiydik. 
Anlaması zor, anlatması kadar.
470 SAYFALIK BİR OYUNUN İÇİNDE
Hikmetle ilk tanıştığımda, yazın en berbat günleriydi. Aynı zamanda Hikmet’in de en berbat günleriyle başladım onu tanımaya. Oyunlarla yaşayan ve asla istediği gibi anlaşılamayan biriydi. Tozlu sayfalarda tanıdım önce. Zorlandım. Defalarca tekrarladığı cümlelerini, defalarca okudum. Anlamıyordum. Oysa Hikmet, anlaşılmak istiyordu. 
Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum’’ 
Bu sözlerini okuduğum vakte kadar, kitap okuyordum. Sonra başa dönüp, Hikmet’i okumaya, anlamaya karar verdim. Hemen ardından kendimi 470 sayfalık bir oyunun içinde buldum. Keşke sesini duyabilseydik Hikmet’in, her şeye rağmen güler miydi yine ‘ha-ha diye’ derken... 
SAYFALARDAN SAHNEYE FIRLAMIŞ BİR KARAKTER
Bir akşam tam karşımda, onlarca insana kendini anlatmaya gelmişti, anlamayacaklarını bilerek. Her şeyi en başından anlatmaya, yaşamaya başladı; dakikalarca, tek başına… 
Hikmet’i anlayamayanlar da vardı salonda. Onun kendi iç hesaplaşmalarına kahkahalarla gülen insanlar... Hikmet de az değil, o da ağlanacak haline güler bazen. 
Öte yandan, yorgunluğu her halinden belliydi. İnanmak istediklerine inanamadığı için, oyun tam başlarken birden birileri oyun bozanlık ettiği için. 
‘’Anlamıyorum, oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum. ‘’
Hikmet, birçok seyircinin aklında, yüreğinde farklı bir iz bıraktı. Kimi için sahnede bir adam, iki de salıncak vardı sadece. Üstü başı dağınık, akıl hastası bir adamı seyrediyorlardı. Kimi de o iki salıncağın Hikmet’in yatağı, masası, bazen de karmaşık düşünceleri içinde gidip gelirken, elini kolunu bağlayan zihni olduğunu ‘anlıyordu’
HİKMET ANLAŞILMAYINCA…
Acıyı tüm bedeniyle hissediyordu Hikmet. İnsanların kahkalarla karşıladığı ama onun iliklerine kadar hissettiği acılarını, bedenine zarar vererek aşmaya çalışıyordu. Onu kızdıran bir arkadaşını ayak parmaklarıyla konuşturdu. Sahnede parmakları oynayan bir ayak vardı ama biz Hikmet ve arkadaşının tartışmasını izliyorduk. Eliyle bir tane vurdu ayağına, sinirlendi. Yani Hikmet’i birileri yine anlamamış anlayacağınız. 
‘’Acı bir yaşantıdan sonra insan ancak bedenine eziyet ederek günlerini sürdürebiliyor’’
E gülüyordu millet. Hikmet de gülüyordu ama kendini güldürmek gibi bir niyeti yoktu. 
‘’Oysa ben bana gülünmesini değil, ağlanmasını istiyorum albayım. ‘’
Hikmet’in biricik albay’ı, Hüsamettin Tambay. Emekli albay. Hikmet’in oyunlarında genellikle başroldür. Hikmet’i sever, saçmaladığı zamanlarda da. Ölmek istediğini söyledi Hikmet, bir yandan da göz ucuyla ölümünün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyormuş. 
SAHNE IŞIKLARI NİYE KARARDI?
Düşüncelerinde hapsolduğu parmaklıklar da, albayı da onu tutamıyordu artık. Balkona doğru yürüdü. Hikmet’in yükselişi ve düşüşünün son kısmı işte. ‘’Bu parmaklıklar da çok zayıf albayım’’
Bilge de gitmişti. Herkes gidince sığındığı tek liman. Eski eşinden bile ayrı bir yeri olan, Bilge’si gitmişti. 
‘’Bilge, beni neden yalnız bıraktın?’’
Korkuyordu. Aşağı bakamıyordu. 
Kitapta geçen iki kelime gözümün önüne geldi, o söylemedi ama ben duydum. 
‘’Gözlerini kapa’’
Akıl hastası gibi görünen bu adamı, tehlikeli dediğimiz oyunları oynamaya iten tek şey, aklının gayet yerinde olmasıydı. Yaşamın acı gerçeklerini belki de birçok kişiden önce fark edip, aklında kendi istediği gibi bir yaşam düzeni kurmayı arzuladı ancak insanlar bunu anlayamadı. Hikmet, kendi hayatını başkasının koyduğu kurallara göre yaşamayı kaldıramadı, kendi kurallarını da ancak oyunlarında koyabilirdi. En güzide oyuncuları oyunlarından usanıp yalnız bıraktılar onu. Bilge de gidince sahne ışıkları karardı Hikmet’in oyununda. Seyircilerine selamını gözlerini kapatarak verdi. 

ÖNCEKİ HABER

Sessiz evler ve O'nsuz anneler

SONRAKİ HABER

Sudan’da eylemler sürüyor: Eczacılar başkentte greve başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa