10 Nisan 2016 09:29

Çilem Doğan: Kadınların ‘Çilem’e beraat’ sesi gücüm oldu

Avukatlarından Sevil Aracı, kendisine şiddet uygulayan ve fuhuş yapmaya zorlayan kocasını öldüren Çilem Doğan ile Evrensel için röportaj yaptı.

Çilem Doğan: Kadınların ‘Çilem’e beraat’ sesi gücüm oldu

Paylaş

Sevil ARACI

Bu röportaj tüm kadınlara Çilem’den bir selam aslında. Çilem, onun hikayesini dinleyen ve duruşmada savunmasını yapmak isteyen biz avukatlarını ilk günden beri hep gülerek karşıladı. Yıllardır görüşmemiş dostları gibi sarıldı hep.

Evliliğinin  28. gününde başlayan şiddet ağırlaştığında karakola gidip şikayet etmekten çekinmeyen, şehrin neredeyse tüm karakollarında kaydı olan Çilem’e karakollardan sürekli “barışın” telkinleri gelmiş. En fazla üç gün yatıp denetimli serbestlik ile salıverilen kocası, e-devlet üzerinden davalarını takip edip, duruşmaya yakın tarihlerde şiddete biraz “ara” verecek kadar da “akıllı” imiş. Boşanmak istediğinde tehdit edilen, fuhuş yapmaya zorlanan, belki de ölümle sonuçlanacak şiddet dolu saatlerin ardından ayağa  kalkmaya çalışırken kocasının yastığın altındaki silahına denk gelen Çilem, ölmemek için öldürmüş. “O anda silahı nasıl aldım, nasıl vurdum hatırlamıyorum. O silah o anda patlamasaydı, kesinlikle ben oradan sağ çıkamayacaktım. Ben aslında onun yaralandığını, öldüğünü bile anlamadım. Halen arkamdan geldiğini sanıyordum, korkumdan kapıyı üzerine kilitleyip kızımı alıp kaçtım. Öldüğünü öğrenince kendim gidip teslim oldum” diye anlatmıştı bize yaşananları.

Kadınlar Çilem’e ve davasına sahip çıktı. Ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınların adalet talebinin bir sembolü oldu Çilem.  “2.5 yıllık evliliğimde bir tatlı ekmek yemedim” sözleriyle bugün pek çok kadının mahkum edildiği hayatın bir özetini yapıyor. 9 aylık tutukluluk süresince kadınların verdiği destek, Çilem’in kadınlara gönderdiği her mesaj kadınların kursağından geçen bir tatlı aş gibi oldu.

9 aydır tutuklu yargılanan Çilem’le, yine tutuklu yargılanmasına karar verilen 8 Nisan’daki son duruşmasından bir gün önce cezaevinde görüştük.

Senin durumun basına yansıdıktan sonra, binlerce kadın dayanışma duygusu ile seni sahiplendi, davanı takip etti, cezaevine ziyarete gelen pek çok kadın avukat oldu, tahmin ediyoruz ki pek çok mektup aldın. Bu konuda ne düşünüyorsun, böyle bir dayanışmayı bekliyor muydun? Kadınların sahiplenmesi sana neler hissettirdi?
Bunu aslında hemen her gün düşünüyor ve söylüyorum. Bu sahiplenme ve dayanışma bana büyük bir güç verdi. Aslında ben bu kadın dayanışmasının farkında değildim daha önce. Galiba ilk kez Özgecan davasında bunu hissetmiş, bunun üzerine düşünmüştüm. Ama esas farkındalığım cezaevi sürecinde oluştu. Olaydan beri, karşılaştığım her kadın bana sevgiyle, sempati ile yaklaşıyor. Teslim olduğum zaman yanımda olan polisler, cezaevindeki kadın arkadaşlarım, hatta burdaki kadın gardiyanlar dahi öyle. Pek çok kadın avukat ziyaretime geldi. Beni dinlediler. Destek olacaklarını söylediler. Bir sürü mektup ve kart aldım. Hatta bazı yazışmalarımız dergilerde, gazetelerde yer aldı.  Benim hakkımda pek çok haber yapılıyor. Ben hem kendi hakkımda çıkan haberleri, hem de kadın mücadelesine dair haberleri takip etmeye çalışıyorum. Gazetelerde çıkan yazıları kesip saklıyorum. Burda internet yok ama gardiyanlar bana yazılanları söylüyorlar. Hatta dün yine şu televizyona çıktın falan diye haber veriyorlar. En çok ilk duruşmamın olduğu gün, duruşma salonuna çıkmadan önce bekletildiğim nezarette kadınların sesini duyunca duygulandım. Duruşmamı izlemek için gelen kadınlar, “Çilem’e beraat” diye slogan atıyorlardı. Onların sesini duymak bana güç ve moral verdi. Bu süreçte bana en çok güç veren de bu oldu.

“Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” demiştin olaydan sonra. Bu sözün ile ne anlatmak istemiştin?
Aslında bu söz öne çıkarıldı ama tek söylediğim bu değildi elbette. Ben o gün olayın şokunu yaşıyordum hâlâ. Sistematik bir şekilde şiddete maruz kaldığım için bunu söyledim. Hep kadınlar öldürülüyor. Ben canımı kurtarmak için bunu yapmak zorunda kaldım dedim. Kadınların artık ölmesini istemediğimi ifade etmek, toplumsal bir tepki oluşturmak için söyledim bunu.

KARAKOLDAKİ POLİSTEN ÇİLEM’E: ‘KOCAN KISKANIYORDUR, NORMAL’!

Olay gününe kadar, tüm evliliğin boyunca sürekli şiddete uğradığını biliyoruz. Defalarca yasal mercilere başvurmuşsun. Bu başvurularında nasıl bir muamele ile karşılaştın. Devletin, polisin uygulamaları, önlemleri sence yeterli mi? Yaptıkları işlemler caydırıcı oluyor mu? Neler yaşadın şiddete uğradığında?
Evliliğimin ilk aylarından itibaren şiddete uğradım. Defalarca şikayet için karakola gittim. Maalesef orada bana yardımcı olunduğunu söyleyemem. İlk gittiğimde “Güzel kadınsın, kıskanıyordur, normal” dediler. Hatta bir polis bana “Benim de bu kadar güzel eşim olsa ben de kıskanırım” demişti. Ben “Hayır, kıskançlıktan değil, giyimime falan karışmaz” dedim ama anlamadılar. Sonra da zaten “Yine Hasan’ın karısı geldi, hastaneye götürün, serumunu taktırın, raporunu, ifadesini alın, koruma kararı çıkartın” diye talimat veriyorlardı. Bunların hepsi yapılmasına rağmen şiddetten kurtulamıyordum. “Senin kocan belalı, zor kurtulursun” diyorlardı. Beni suçluyorlardı. Yani başvurularım hiç işe yaramıyordu.
Polise başvurmak caydırıcı olmak bir yana erkeği daha da hırslandırıyor. Ben mahkemeye gittiğimde yanımda o da geliyordu. Korkumdan şikayetimden vazgeçmek zorunda kalıyordum. Ama kimse bana neden vazgeçiyorsun diye sormuyordu. ‘Şikayet yok, barışmışlar’ deyip dosyayı kapatıyorlardı. Hatta çoğu kez mahkemeden çıktığımda, daha dönüş yolunda, arabada yine dayak yiyordum. Hasan “Bak şikayet ettin de ne oldu, polisler seninle dalga geçti. Alay konusu oldun” diyordu.

Peki sence nasıl bir önlem alınmalı, ne yapılsa kadınlar şiddetten kurtulabilir?
Eşime bir kez eski bir dosyasından ceza gelmişti. Denetime alınmıştı. Gelip elektronik kelepçe taktılar, üç ay kaldı o kelepçe ve o üç ay bana hiç dokunmadı. Böyle sıkı bir denetim yapılabilir mesela. Bence nasılsa ceza almıyoruz, bir şey olmuyor diye rahat davranıyor erkekler. Ceza almalılar ve bu öyle geciken bir ceza olmamalı. Belki o zaman daha az şiddet olur.

Çıktıktan sonra ne yapmayı düşünüyorsun? Kadın mücadelesinin içinde olacak mısın mesela?
Evet, mutlaka. Hatta çıkamasam da cezaevinden mümkün olduğunca katılacağım. Katılmaya çalışıyorum. 8 Mart’ta mesaj gönderdim kadınlara. Burdan pek bi’şey yapılamıyor tabii ama yazışarak ve benzeri yollarla kadınlarla birlikte mücadele vermeye çalışıyorum. Çıkarsam daha aktif bir kadın hakları savunucusu olacağım.

KIZIM BENİ ANLAYACAK VE BANA HAK VERECEKTİR

Küçük bir kızın var. Ondan bahseder misin biraz? İleride ne düşünür sence olanları öğrendiğinde? (Bu soruyu sorduğumuzda, henüz iki yaşındaki çocuğundan ayrı kalmanın hüznünü taşıyan Çilem’in gözleri doldu. )
Kızım Mira, 14 aylıktı olay olduğunda, daha emziriyordum. Şimdi ailemin yanında. Cezaevi koşullarında iyi olmayacağını düşündüğümden onu yanıma almadım. Onu çok özlüyorum. Çıkmayı en çok ona kavuşmak için istiyorum. Kızım bence beni anlayacak ve bana hak verecektir. Öyle olacağını düşünüyorum.

ÇİLEM’İN ELİNİ KOLUNU ‘KORKU’ BAĞLAMIŞ

Hasan nasıl bir aileden geliyordu? Mesela onun annesi de şiddet görmüş mü? Kendisi şiddete uğramış mı?
Hasan çocukluğundan itibaren belalı biriymiş. Kendisinin şiddet gördüğünü sanmıyorum ama annesi görmüş. Onu biliyorum. Kayınbabam kayınvalidemin kolunu keserle kırmış bir kere, cam bardak fırlatarak yaralamış. Kaç yaşında kadın hâlâ da şiddet gördüğü oluyor.

Ekonomik olarak başka şartlarda olsaydın şiddetle başa çıkman daha kolay olur muydu?
Benim kendime ait bir gelirim yok ama ailemin ekonomik durumu fena sayılmaz. O nedenle ekonomik olarak pek sıkıntı çekmedim. Ailem destek olurdu. Bizim ilişkimizde sorun daha çok korkmamdı. Ben gidecek olursam aileme, anneme, kardeşime zarar vereceğini söylüyordu. Ben de bundan korktuğum için gidemiyordum. Tabii pek çok kadın ekonomik olarak bağımsız olamadığı için de şiddete mahkum kalıyor ama benim durumum biraz farklı.

TAHLİYE BEKLİYORUM ÇÜNKÜ BEN SADECE CANIMI KURTARDIM

Davanın sonucunda ne bekliyorsun?
Tahliye bekliyorum. (Gülümsüyor) Tahliye bekliyorum çünkü gerçekten ben sadece canımı kurtardım. Orda ben o hareketi yapmasaydım o beni öldürecekti. Benim yerime o yargılanacaktı. Kesinlikle ben onu öldürmek istemedim. Hatta öldüğünü öğrendiğimde çok ağladım. Savcı bile bana “Niçin bu kadar ağlıyorsun, canını kurtarmışsın, sevinmelisin” demişti. Çünkü o da mecbur kaldığım için yaptığımı anladı. Hatta iddianamede bile meşru müdafaa tartışılmalı diye önermiş.

Kamuoyunun takibi davaları etkiliyor mu sence?
Evet, bence etkiliyor. Mesela benim olayıma benzer bir olayda Kocaeli’de bir kadın beraat aldı yakın zamanda. Bence kadınların takibi, sahiplenmesi, bu davalarda kadınlar lehine karar çıkmasına etki ediyor.

Son olarak kadınlara bir mesajın var mı? Ne söylemek istersin?
Heyecan doluyum. Ama davamdan eminim. Gerçekten ya ben ölecektim, ya öldürülecektim. Yıllarca sistematik şiddet gördüğüm için bu dosyanın esas mağduru benim. Dayanışmaları için, destekleri için tüm kadınlara teşekkür ediyorum ve selamlarımı gönderiyorum.

O TİŞÖRTÜN HİKAYESİ...

Son duruşmada Hasan Karabulut’un ailesinin avukatları, Çilem’in üzerindeki İngilizce “Sevgili geçmiş, verdiğin tüm dersler için teşekkürler” yazan tişörtünün, “öldürmenin planlı olduğu”nu gösterdiğini iddia ettiler. Avukatları, Çilem’in gözaltına alındığı sırada giydiği tişörtün okuma yazma bilmeyen annesi tarafından, emniyetteyken, üstünü değiştirsin diye verildiğini, buna polislerin de şahit olduğunu söyledi.
Tişörtün hikayesini bir de Çilem’den dinleyelim: Teslim olduğunda üzerinde bulunan kıyafetler kirlendiği için annesinden giyecek bir şeyler getirmesini istemiş. Evi mühürlü olduğundan annesi rastgele girdiği bir mağazadan bir anda alıp çıkmış tişörtü. Annesi de, kendisi de İngilizce bilmiyor. Hatta annesine, “Niye doğru dürüst bir gömlek falan almadın, 5 liralık tişörtle mi çıkayım mahkemeye” demiş. Polisler tişörtüne bakıp konuşuyorlarmış kendi aralarında, bir gariplik olduğunu sezmiş ama anlamamış. Cezaevine girdiğinde koğuş arkadaşları ile İngilizce sözlükten bakıp anlamını çıkarmaya çalışmışlar ama çok da çözememişler. Avukatları tişörtte yazan cümleyi Türkçeye çevirip aktardıklarında, biraz da tişörte yüklenen anlamlardan rahatsız olan Çilem tişörtün başına bela olduğunu düşünmüş. Hatta “atın bunu da dert olmasın bana” demiş. Avukatlar ise tişörtü alıp kadın kütüphanesine ulaştırmak istemişler. Son duruşmada Çilem’in annesi tişörtü yıkayıp ütüleyip avukatlarına teslim etti.
Çilem’in tesadüfen giydiği tişörtün sloganı, şiddet dolu geçmişi geride bırakıp şiddetten uzak bir dünya kurmak isteyen tüm kadınların sloganı şimdi “Sevgili gelecek biz hazırız”.

ÖNCEKİ HABER

CGT Bölge Sekreteri Guidou: İşçi haklarının yok edilmesinde sosyal demokrasinin suçu var

SONRAKİ HABER

İngiltere'de yasalardaki aile içi şiddet tanımı genişletiliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa