İçlerinde korku, dilekleri barış

İçlerinde korku, dilekleri barış

Yaşanan onca katliam, önlenemeyen canlı bombalardan sonra insanların normal yaşamlarına dönmekte her seferinde daha da zorlandıklarına tanık oluyoruz. İnsanlar çareyi sosyal yaşamdan çekilmekte, işleri olmadıkça sokakta vakit harcamamakta buluyor.

Damla YELTEKİN 

Cansu Şebnem ÖZYAPICIEL
Yaşanan onca katliam, önlenemeyen canlı bombalardan sonra insanların normal yaşamlarına dönmekte her seferinde daha da zorlandıklarına tanık oluyoruz. İnsanlar çareyi sosyal yaşamdan çekilmekte, işleri olmadıkça sokakta vakit harcamamakta buluyor.
Tüm bunlar bizi, Kızılay’ın göbeğinde yaşanan son patlamaya yakın mesafedeki Çankaya Belediyesi’ne götürdü. Belediyenin önüne geldiğimizde dışarıda birkaç güvenlik görevlisi belli noktalarda etrafı kolluyordu. Binaya her vatandaşın ve personelin geçtiği x-ray cihazından geçerek girdik. 
Kadınlar normal zamanlarda işe gidip gelirken, akşam ne yemek yapacaklarını, izin günlerinde nereye gideceklerini, aileleri ile nasıl vakit geçireceklerini düşünürler. Şimdi ise otobüsle eve giderken “Patlama olursa kaç kişi ölür, nasıl kaçabilirim, çocuklarıma bir şey olur mu?” korkusu taşıyorlar. Hatta patlamadan sonraki ilk birkaç gün çocuklarını okula gönderememişler. Konuştuğumuz veznelerde çalışan kadınlardan güvenlikçilere, çay ocağındaki kadınlara kadar ortak cümle “Eve sağ salim gidebilince kendimizi şanslı hissediyoruz” oldu.
Bir odaya girdik ve çalışanlarla çaylar eşliğinde sohbet ettik. Günlük hayatlarında insanların artık birbirlerine (özelliklede sırt çantalı ve sakallı insanlara) “Acaba canlı bomba olabilir mi” korkusu ile baktıklarını anlatan Esin, bu korkuyu yenmeye çalıştıklarını, ama her sabah x-ray cihazlı üst aramalarla işyerine giriş yaparken atlatmaya çalıştıkları korku ve endişenin tekrar üretildiğini söylüyor.
Güvenlik görevlisi bir kadın, insanların sorumluluğunun kendi omuzlarında olduğunu söylerken gelen vatandaşların tedirginliklerini aktarıyor. İnsanların çarşaflı, saçlı-sakallı, çantalı olanlardan korktuğundan, bir çanta unutulduğunda hemen panik yaşandığından söz ediyor. Çocuğunun işyerine gelmesini istemediğini de ekliyor. 
 

FISILTI GAZETESİ TEDİRGİN EDİYOR 
Çay ocağında konuştuğumuz kadınlar ise toplu taşıma araçlarından uzak durulması çağrılarına “Mecburen otobüse, metroya biniyoruz, paramız mı var ki taksiye binelim” diye tepki gösteriyor. İnsanların önceden deprem korkusuyla evlerine girmeye korktuklarını şimdi ise mümkün olduğunca evlerden dışarıya çıkmamaya baktıklarını söyleyen kadınlar, ard arda patlayan bombalardan hükümeti sorumlu tutuyor. 
Son durağımız veznelerde çalışan kadınlar. Korkunun en çok kulaktan dolma söylentilerle arttığını, fısıltı gazetesinin kendilerini normal yaşamdan uzaklaştırdığını söylüyorlar. Polislerin etrafta kol gezmesiyle bu faciaların engellenemeyeceğini, sorunların kaynağına inilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Onlar da tüm bu olup bitenlerden ülkeyi yönetenleri sorumlu tutuyor. 
Kadınlar savaşın en kısa zamanda bitmesini ve barışın gelmesini istiyor. Bunun için içlerinde korku ve tedirginlik olmasına rağmen dillerinde umut ve barış var. Hepimize düşen de barış şarkıları söylenen günlere ilerlemek için ellerimizi uzatmak ve birbirimize tutunarak yol almak.

www.evrensel.net