06 Ocak 2016 04:53

MEB’in ‘yapamadığını’ Diyanet yapıyor

Paylaş

Dilek ÇANKAYA
Eğitimci

2013-14 öğretim yılında Kur’an Kursları Öğretim Programı (4-6 yaş için) toplam on ilde pilot uygulama ile başlamış ve ardından 2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “fiziki şartları uygun olan mekanlarda” tüm Türkiye’de yaygınlaştırılması kararı alınmıştır. Bir eğitim uygulaması pilot uygulamanın hemen ardından eğer tüm ülkeye yaygınlaştırılıyor ise bu demektir ki bu eğitim hedeflere ulaşmada etkili ve başarılı bulundu.

Türkiye’de pek çok kamu kurumu, uygulamaları ile eleştiri konusu olurken, Diyanet İşleri bir ileri aşamaya geçip varlığı ile tartışma konusu olmayı başarmış bir kurum. Diyanet İşleri Başkanlığının sadece İslam dininin bir yorumu üzerinden hizmet veriyor olması ve tüm Türkiye halklarının vergileriyle bütçeleniyor olması bir yana, hangi inanç sisteminden olursak olalım 4-6 yaş grubu çocuklara dini eğitim veriliyor olmasının pedagojik ve politik anlamlarını uzun uzun tartışmak gerekiyor. Buna rağmen, 4+4+4 kesintili zorunlu eğitim uygulamasına geçiş gibi bu da sessiz sedasız, tartışmalara kulak tıkamış bir biçimde uygulamaya geçirilmiş durumda. 

Erken çocukluk döneminde bu eğitime neden ihtiyaç duyulduğu sorusuna her zamanki gibi “talep üzerine” diye cevap veriyorlar. Devletin anaokullarında ve sınıflarında kalabalık bir çocuk grubuyla yalnız bırakılmış öğretmenlerin ya da çocuklarını böyle bir ortama sokmayı istemediği için özel okullara göndermek zorunda kalan ailelerin talepleri devlet tarafından hâlâ önemsenmiyor. Ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Alevi çocukların zorunlu din eğitiminden muaf tutulma hakları hâlâ yerine getirilmiyor. İslam dışı dinlere mensup olanların eğitim ortamında karşılaştıkları eşitsizlik karşısında da pek bir şey yapılmıyor. 

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PAHALI OLUNCA...

4-6 yaş Kur’an kursu programının giriş kısmında “Örgün din eğitimi okullarda zorunlu eğitimin 4. sınıfından itibaren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, 5. sınıfından itibaren seçmeli Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerinde verilmektedir. Yaygın din eğitimi ise Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından Kur’an kursları ve camilerde yürütülmektedir” deniliyor. Yani Milli Eğitim Bakanlığının yasal olarak yapamadığını biz yapıyoruz diyor, Diyanet İşleri Başkanlığı.

Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır okul öncesi eğitimi tüm ülke çocuklarını kapsayacak şekilde yaygınlaştıracağını söylüyordu. 2014 yılı bakanlık verilerine göre ise oran, yüzde 37.5. En son yayınlanan Stratejik Plana göre 2019 yılına kadar hedef yüzde 70. Bakanlık verilerine göre okul öncesi eğitimde özel okullar tüm okul öncesi eğitimin yüzde 9.16’sını kapsıyor. Bakanlık bu payı 2019 yılına kadar yüzde 23’lere çıkarmayı hedefliyor. Yani devletin anaokullarını artırıp daha nitelikli hale getirmek yerine, özel okulları teşvik ederek daha fazla kamu kaynağını özel kurumlara vereceğini söylüyor. Zaten devletin anaokulu ya da ana sınıfına kayıt ve aylık ödeme pek çok aile için maddi olarak oldukça zorlayıcı, bir de çalışan ebeveynler için okulların saatleri uygun değil. Bu koşullarda okul öncesi eğitim hakkından çocuğunu yararlandıramayan ve bir de kendi inanç sistemini çocuğuna aktarmak isteyen aileler için belki de bir can simidi görevi görüyor 4-6 yaş grubu Kur’an kursları. Burada Türkiye’de çok az konuşulan bir nokta önemli: Çocuk ailenin ve devletin mülkü algısı ile hareket ediliyor ve çocuğa sorgulama, araştırma ve ailesinden, içinde bulunduğu topluluğun geleneğinden farklı olanı tercih etme hakkı hiçbir konuda tanınmıyor. 

Kur’an kursları dışındaki okul öncesi kurumların bir kısmının da dini eğitim yaptıkları biliniyor zaten. Bir kısmı özel okul olsa da zorunlu olarak Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ve bakanlıkça denetleniyorlar. Bir kısmı ise merdiven altı diye tanımlanan yerler. Hiçbir denetime tabii değil, genelde bir cemaatin yönetiminde oluyorlar. İçeride ne, nasıl öğretiliyor bazen aileler bile bilmiyorlar. Bu gibi yerler, bu yıl Diyarbakır’ın Kulp İlçesinde yatılı Kur’an kursunda çıkan yangında ölen 6 çocukla ya da 2008 yılında Konya’da yine yatılı Kur’an kursunda tüp patlamasıyla ölen 17 çocuk ile haberlerde yerini buluyor. İyi niyetle, Diyanet İşleri Başkanlığının küçük çocuklara yönelik Kur’an kursu çalışmalarını, bu yasa dışı, güvenliksiz yerleri engellemek, aileleri kendi kurumlarına yöneltmek için yaptığını düşünmeye çalışsak bile hem Diyarbakır hem de Konya’da ölen çocukların “hükmen şehit” ilanı, bu yasa dışı mekanları işletenlerin yargılanması için toplumsal basınç oluşturulması için hiç çaba harcanmaması ya da sadece kınamamaları bile yapılanların gerçekten İslam dininin bir biçiminin çocukluktan itibaren aşılanması olduğunu gösteriyor. 

ÇOCUKLARIN YAŞAM VE EĞİTİM HAKLARI

Bir yandan isteğe bağlı 4-6 yaş Kur’an kursları, bir yandan zorunlu eğitim içerisinde din eğitiminin artırılması, imam hatip okullarının yaygınlaşması, tüm okulların imam hatipleştirilmesi süreci, okullarda değerler eğitimi uygulamaları... 

Bir yandan sosyal medyada “hakaret”ten tutuklanmalar ve sansürler... Oysa tüm bu alanlar dini eğitim konu olunca oldukça serbest. Sosyal medyada dini eğitim ve çocuk üzerine neler var diye baktığınızda derinlemesine incelemeden bile ilginç şeylerle karşılaşıyorsunuz. Örneğin, “...öğrenmek istediğim bütün şehirlerle irtibatiniz var mı benim karsa tayinim çıktı ve orada iyi bir Sıbyan Mektebine ikiz cocuklarimi vermek istiyorum bilgilendirirseniz sevinirim...” Adı sıbyan mektebi olan başka bir okul öncesi eğitim kurumunun facebook sayfasında “Şırnak, Silopi ve Cizre’ye bütün özel harekat polislerimiz göreve cagirilmis. Acil fetih suresi ve 21 kurays suresi okunacak bu mesaj zincirini devam ettirelim . Bir kisiye bile olsa iletelim insallah.düsmanlari helaki icin yarin sabah namazindan sonra (LEHEBSURESI) 50 defa okunacak : ‘Allahim ebulehebin elini kuruttugun gibi PKK’nin da elini kurut’ diye niyet edilecek. simdiden Allah razi olsun.Siz okuyamasanizda bir okuyan olur.” ifadeleri yer alıyor. (Alıntılardaki yazım hatalarına dokunulmamıştır.) Demek ki dini eğitim verdiğini söyleyen, resmi denetimden azade bu kurumlar çok açık bir biçimde din dışı söylemlerle bu çocukları büyütüyorlar ve bu Türkiye’nin her yerinde oldukça açık bir biçimde yapılıyor. 

Çocukların basitçe yaşam haklarından mahrum bırakıldıkları bir ülkede, çocukların dini kurumların yontma ve yönlendirmelerinden bağımsız, özgür bireyler olarak yetişmeleri talebi öncelikli gelmeyebilir. Oysa yaşam hakkını, eğitim hakkını, özgür düşünme hakkını savunacak çocuklar ve gençlerin yetiştirilebilmeleri için tüm alanlarda mücadelenin bir arada yürümesi şimdi her zamankinden daha acil görünüyor.

ÇOCUKLARA VERİLEN MESAJ: ADALETİ BU DÜNYADA ARAMAYIN

Diyanet İşleri Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 4-6 yaş için Kur’an kursu öğretim programını hazırlayan 15 kişilik bir ekibe teşekkür etmiş. Okul öncesinde herhangi bir programın geliştirilmesinde bu alandan uzmanların olmasını bekleriz ama yok. Bir pedagog, iki okul öncesi öğretmeni listede yer bulurken Diyanet İşlerinden beş kişi, ilahiyat fakültelerinden iki kişi, imam-hatip ve Kur’an kursu öğreticilerinden üç kişi bu komisyonda yer almış. Ayrıca çocuk yayıncısı olduğu söylenen ama basit bir internet incelemesi ile özel olarak bu çocuklar için pek de donanımı olmadığı açık olan bir yayınevine de teşekkür ediliyor. (İncelemek isteyenler için Kur’an Kursları Öğretim Programı, 2014) 

Program temel öğretim, yaz Kur’an kursları ve ek öğretim olarak üç farklı şekilde uygulanmak üzere kurgulanmış. Temel öğretim 4 düzey ve her düzey için yaklaşık iki aylık periyodlar halinde. Haftalık 18 saatlik prog-ramda 12 saati dini bilgiler, 6 saati de Kur’an dersi kapsıyor. Yani aslında toplam 8 aylık bir program çıkarılmış. Bu program içeriğinin bu çocuklarla imkansızlığını 4-6 yaş grubu herhangi bir çocukla 10 dakika geçirmiş herkes bilebilir. Oyun çağı çocuğu ile vakit öldürmek için değil de eğitimsel niteliği olsun diye tek bir oyunu planlamak, uygulamak çok ciddi bir eğitimden geçmeyi gerektiriyor. 

Somut düşünme evresindeki çocuğun cennet, cehennem, melek, cin, peri, Allah gibi kavramları bir yetişkin ya da ergen bir genç gibi kavraması ise imkansız. Elbet bunun karşılığında bu programları hazırlayanlar “Biz sevgi ve merhamet, saygı, adalet gibi kavramlardan bahsediyoruz ve bu konularda çocuklarımızı eğitiyoruz” diyeceklerdir. Gerçekten de eğitim programının ünitelerine baktığınızda konular bu ve benzeri başlıklarda. Bu ünitelerde elde edilmek istenen kazanımlara baktığımızda ise tamamen soyut kavramlarla bezeli olduğunu görüyoruz. Alt metinleri okuduğumuzda ise mesajlardan bir tanesi “Bu dünyadaki adaletsizliğin hesabının öte dünyada” görüleceği, bu dünyada adalet arayışının gereksizliğinin ince imasını taşıyor. Örneğin, Başkanlığın tavsiye ettiği şarkılardan birinde “…Var olanla yetinirsen nice yollar aşılır. Yunus gibi, Eyüp gibi bize sabır yakışır, sabrın sonu selamettir.” deniyor. Yani, eşitsizlik karşısında sabır, haksızlık karşısında sabır, sokakların yasak olması karşısında sabır...  

BİR TAŞLA İKİ KUŞ: AYNI ZAMANDA İSTİHDAM ALANI

Çocuklarla bu zorlu eğitim çalışmasını yürütmesi gereken öğretmenlerin niteliklerine baktığımızda, “Bayan Kur’an kursu öğreticileri arasından Halk Eğitim Merkezlerinde okul öncesi sertifikası ve bu alanda uzman olanları bir haftalık eğitimden sonra öğretici olarak atanır” ifadesini görüyoruz. Sayının yetersiz kalması durumunda ise ilahiyat fakültesi mezunu, ilahiyat ön lisans mezunu, imam hatip lisesi mezunu olup çocuk eğitimi ile ilgili resmi diploma, belge ve sertifikası olanların “öğretici olarak atanacağı” söyleniyor. Kurslarda öğretici ihtiyacının kadrolu veya sözleşmeli personelle karşılanmasının esas olduğu belirtilirken, “Ancak bu ihtiyaç kadrolu veya sözleşmeli öğreticilerle karşılanamadığı takdirde geçici öğretici görevlendirilebilir” deniyor. Beş çocuktan fazlası varsa eğer bu kurslar açılabildiğine göre, yüksek sayıda öğreticiye ihtiyaç olduğu ve olacağı oldukça net. Bu bilgi ile birlikte düşünülünce bir yandan da bu kursların bir istihdam alanı olarak da kullanıldığı da düşünülebilir. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

‘Anne git üzerine bir şey giyin, günah’

SONRAKİ HABER

Muhammet'in ölümüne verilen ödül gibi taksitli ceza bir de istinaf onayı geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa