Aylan Kurdi’nin bıraktığı miras

Aylan Kurdi’nin bıraktığı miras

Ercüment AKDENİZ

Minik bedeni Bodrum kıyılarına vuran Aylan Kurdi’nin fotoğrafı kanımca 2015’in en etkili fotoğrafıydı. Nilüfer Demir’in çektiği bu fotoğraf aynı zamanda Akdeniz ve Ege’nin derin sularına gömülen binlerce mültecinin de sessiz çığlığı olmuştu.

MİRAS
Başbakan Davutoğlu birkaç gün önce Aylan bebeğin babasını “kabul” etti ve Abdullah Kurdi’ye şunları söyledi:   
“... Eğer biz yüzlerce toplantı yapsaydık, kampanyalar yapsaydık Aylan’ın o resmi kadar etkileyici olmazdı. Çok kısa süre yaşayıp da arkasında bu kadar güzel ve etkileyici bir miras bırakmış bir çocuğa sahip olmak sizin için de büyük bir şereftir, onurdur”
İyi de insan sormadan edemiyor; Abdullah Kurdi neden Türkiye’de kalmak yerine; eşi ve çocuklarını sefil bir bota bindirip Ege denizine açıldı?
Uluslararası Göç Örgütü’nün yayınladığı veriler bu soruyu çok net yanıtlıyor. Zira 2015 yılında 1 milyon mülteci Avrupa’ya ayak basmış. Bunlardan 150 bini Akdeniz, 800 bini Türkiye-Yunanistan hattındaki Ege denizi üzerinden Avrupa’ya ulaşmış. Aylan bebek ve Kurdi ailesinin yaşadığı “facia” da bu hatta yaşandı zaten!
Aylan bebeğin bıraktığı miras üzerinden hamaset yapanlar; keşke ölüm pahasına Ege’yi geçmeye çalışan bu insanlara Türkiye’de güvenli bir yaşam kurma mirası bıraksalardı!

STATÜ
Tarih 29 Nisan 2011... Suriye’den gelen ilk göç kafilesi Cilvegözü sınır kapısından Türkiye’ye girdiğinde kafilede yer alan sayı sadece 252 idi. Peki, ya bugün? Resmi rakamlar bu sayının 2 milyon 421 bine ulaştığını söylüyor.
Son 5 yılda Türkiye topraklarında doğan Suriyeli sayısı kaç biliyor musunuz? 200 bin! Türkiye’de günde kaç Suriyeli bebek dünyaya geliyor peki? Tam 125.
Bu tablo Suriyeli sığınmacıların hızla Türkiyelileştiklerini gösteriyor. Fakat mesele şu ki; 4,5 yıldır Türkiye’de yaşadıkları halde Suriyelilere bir türlü resmi statü verilmiyor. Onlar yasal olarak ne “mülteci” ne de “sığınmacı”lar. “Ensar”lıkla övünmeyi pek seven ve mülteci nüfusu Suriye’deki hesapların her daim bir kozu olarak gören siyasal akıl, onlara sadece “misafir” diyor. Bu durumda eşit yurttaşlık hakkı Suriyelilere zaten Kaf dağının ardı kadar uzak kalıyor.  
Mülteciyi statüsüz yaşatmayı temel alan bu defakto durum ne yazık ki 2015 yılında da devam etti. “Geçici Koruma Kimliği” uygulaması bu sancılı süreci sadece uzatmaya yaradı. Uzatma demek ise ölüm yolculuklarının sayısının artması demekti. Nitekim 2015’in Aralık ayına gelindiğinde; Ege’deki ölümler 100’lü rakamlara erişti.

PAZARLIK
Mülteci çocukların geride bıraktığı miras-vasiyet mevzusuna Cumhurbaşkanı da dahil oldu. Erdoğan Uludağ Üniversitesi’nde şöyle konuştu:
“...Geçen hafta Suriyeli bir yavrunun gözlerimi yaşartan vasiyetini hepiniz okumuşsunuzdur. Ey ölüm meleği acele et ki cennette yemek yiyeyim diyen bir feryada hangi vicdan susar’’  
Cumhurbaşkanı böyle diyor ama onun başdanışmanlarından Burhan Kuzu, AB ile varılan 3 milyar Euro’luk anlaşma için bakın neler söylüyor;
‘AB, nihayet Türkiye’nin restini anladı ve kesenin ağzını açtı. Ne demiştik? “Sınırı açar tüm Suriyeli mültecileri üzerinize salarız.” “E.....”  
“E...”si şu; altın varaklı koltuklarda sıkılan ellerin mültecileri nasıl pazarladığı, bu sözlerde gayet net anlatılmış. “Dolar kürü” ile “vicdan kürü” arasına sıkışmış pazarlık muhabbetlerinin açlıktan can cekişen Suriyeli çocukların vasiyetiyle yan yana konulmasına ise doğrusu yürek dayanmıyor.

İSTİHDAM
Geçtiğimiz 4,5 yıllık süreçte, mülteci işçileri kayıt dışı çalıştıran işyerleri kârlarını katladı. Bu amansız ve yasa dışı sömürü 2015 yılında da sürdü. Ve bu durum nihayet Türkiye burjuvazisinin has örgütlerini harekete geçirdi.
TİSK, 18 kenti baz alarak hazırlattığı raporda 300-400 bin Suriyelinin kayıt dışı istihdam edildiğini saptadı. TİSK, Hükümeti Suriyelileri kayıt dahilinde istihdam etmek üzere derhal göreve çağırdı. Peki ama yasal olarak ne vatandaş, ne sığınmacı ne de mülteci olan bu insanlar kayıt dahilinde nasıl çalışacaklardı? Tam da burada AB ile varılan anlaşmalar imdada yetişti.
Nitekim 29 Kasım Brüksel Zirvesi’yle birlikte Türkiye artık bir “transit ülke” olmaktan çıkacak; nitelikli iş ve beyin göçünü Avrupa’ya taşıyan bir “filtre ülke” olacaktı. Karşılığında Türkiye’ye “para yardımları” sürecek ve “geçici koruma” altında bulunan Suriyelilerin iş piyasasına erişimlerine göz yumulacaktı. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan bu uygulamanın hayata gerçirilmesi ise Bakanlar Kurulu kararına bağlanacaktı.
Bu gelişme; hem “istihdam”, hem sömürü hem de sınıfı mücadelesi bakımından 2016’nın mülteciler için çok farklı bir yıl olacağına işaret ediyor.

ZİRVE
AB zirveleri, BM zirveleri, G7 ve G20 zirveleri vs... Açık ki mülteciler, 2015’te yapılan bütün bu emperyalist zirvelerin ana gündemlerinden biriydi. Çünkü 2. Büyük Paylaşım Savaşından bu yana mülteci sayısı ilk kez 65 milyona dayanmıştı. Üstelik bu rakamı ortaya çıkaran çatışmalar yerkürenin sadece 15 noktasıyla sınırlıydı.
Dünyanın efendileri, bu zirvelerde hep bir sorunun cevabını aradılar; “Acaba savaşlar, çatışmalar ve buna bağlı olarak yaşanan trajik göçler ne kadar sür-dü-rü-le-bi-lir-dir?”

Umalım ki; 2016 yılı, 2015 gibi emperyalist zirvelerin ve onlara ruhunu satmış işbirlikçi sendikacıların yılı olmaz. Çünkü insanlığın ve dolayısıyla mültecilerin ihtiyaç duyduğu şey; bu köhnemiş düzeni sürdürebilir kılmak değil; temellerinden söküp tarihin çöplüğüne atmaktır.
Aylan bebeklerin insanlığa bıraktığı miras tam da budur...

www.evrensel.net
ETİKETLER Ercüment Akdeniz