Almanya 2015-2016:  Dayanışma, korku ve cesaret

Almanya 2015-2016: Dayanışma, korku ve cesaret

Yücel ÖZDEMİR

Alman Dil Topluluğu (GfdS) 2015’te “Yılın Sözcüğü” olarak “Sığınmacılar/Flüchtlinge”ı seçti. “Yılın Sözcüğü”nü seçen kurul, sadece geride bıraktığımız yılın en çok tartışılan konusu olduğu için değil, aynı zamanda dil bilimi açısında da “sığınmacıları” ilginç bir sözcük olarak tespit etmiş. Bu ilginçlik, “sığınmak/flüchten” fiilinin aldığı takının (-ling) tanımladığı kişinin özeliklerine küçümsemeyi kattığından geliyor.
Hakikaten de “sığınmacılar” ve onlara ilişkin gelişmeler, 2015’in Almanyası’na, Avrupası’na, hatta dünyasına damgasını vurdu. Angela Merkel’in ABD’liler tarafından “Yılın kişisi” ilan edilmesine dahi vesile oldular...
Ancak, fokusu sığınmacılar üzerinden, geldikleri ülkeler, bölgelere ve sığınmak zorunda kaldıkları Avrupa’da yarattığı etkilere doğru yönelttiğimizde, hem geride bıraktığımız yılın hem de önümüzdeki yılda olası gelişmelerin, gerçekten derin sarsıntılar yaratabilecek özellikler içerdiği görülecektir.
2015’te ortaya çıkan belli başlı gelişmeler ve 2016’ya yansımasını şöyle sıralamak mümkün...
1-ÇARESİZLİK: “Sığınma” aynı zamanda bir çaresizliktir. Nitekim sığınmacılar, yaşadıkları ülkelerde savaşlar, çatışmalar veya politik baskılardan ötürü can güvenliği olmadığı için düştükleri çaresizlik haline bir çare aramak için, tehlikeli olduğunu bildikleri yollardan nasıl biteceği belli olmayan bir “umuda yolculuğa” çıkmak zorunda kalıyorlar. 2015 “umuda yolculuğun” en fazla ölümle sonuçlandığı yıl oldu. Akdeniz ve Ege’nin sularında can verenlerin trajedisi kıyıya vuran Aylan Kurdi’nin fotoğrafında cisimleşti. Emperyalist devletler ve onların bölgedeki işbirlikçileri tarafından Suriye ve çevresinde kaynatılan “savaş kazanı”ndan canını kurtarabilenler, yürüyerek Avrupa’nın ortasına kadar gelmeyi başardı. Çaresizlik, aynı zamanda yüksek teknolojilerle, tel örgülerle koruma alınan sınırların ulus devletler için çare olmadığını da gösterdi. Bu nedenle, geride bıraktığımız dönemde olduğu gibi gelecekte de bütün engellemelere rağmen, sığınmacılar varlığını sürdürmeye devam edecek.
2 -DAYANIŞMA: Aslında Almanya için yılın sözü “Willkommenkultur” (Hoşgeldin kültürü) de olabilirdi. Ne var ki bu söz ilk 10’un arasına dahi alınmadı. Halbuki gelen sığınmacılara Alman halkının, gençliğinin gösterdiği dayanışma ülke sınırlarını aştı. Bu nedenle “Wilkommenkultur”, Almanca’dan uluslararası literatüre dahil oldu. Gerçekten de Almanya’da son yılların en büyük yardım hareketi, savaş ve çatışmadan kaçarak gelenleri karşılamak için ortaya çıktı. Avusturya’dan kalkan trenleri karşılamak için gece yarısı yollara düşenler, evlerinden getirdikleri giysilerle, yiyeceklerle karşıladılar sığınmacıları. Bu büyük dayanışma hareketi haklı olarak Almanya’nın “aydınlık yüzü” oldu. Ve halen de olmaya devam ediyor.
3 -KORKU: 2015 aynı zamanda Almanya’nın “karanlık yüzünü” de gösterdi. Terör saldırılarını gerekçe göstererek “İslam düşmanlığı” üzerinden bir araya gelen ırkçı-faşist akımlar bu kez hedeflerine sığınmacıları koydular. Başta Heidenau olmak üzere pek çok kente sığınmacılara ait yurtlar kundaklandı. “Sığınmacılar”ın yılın sözü seçildiği Almanya’da aynı zamanda sığınmacı yurtlarına yapılan saldırılar rekor düzeye ulaştı. Bunun bir de siyasi boyutu var. Sığınmacıları ve göçmenleri kendi amaçları için suistimal eden ırkçı parti ve akımlar giderek kalıcı olmaya başladılar.
Bütün bunlar insanlığın en eski güdülerinden biri olan “korku” üzerinden gerçekleşti. Burjuva medyasının da yoğun katkısıyla ülkedeki “aydınlık hava” bulanıklaştırılarak “karanlık” hale getirilmeye çalışıldı. Öyle görünüyor ki; ülkede farklı inançlar ve uluslardan emekçiler arasındaki bölünmeyi derinleştirmek isteyen kesimler önümüzdeki yıl da bu yöndeki politikalarına devam edecekler. Diğer taraftan şu da bir gerçek ki, 2015’in başında ortaya çıkan PEGIDA karşıtı kitlesel antifaşist eylemler çözümün nerede olduğunu net olarak göstermişti.
4 -TERÖR: Korku sadece bir milyona varan sığınmacı üzerinden “gemi doldu”, “hepsine bakamayız” propagandaları eşliğinde değil, aynı zamanda İslamcı terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen katliamlarla körüklendi. Yılın başında Fransa’da Charlie Hebdo dergisiyle başlayan süreç, 13 Kasım’da Paris’te yapılan katliam korkuyu körükleyen olaylar olarak tarihe geçti. Katliamın Almanya- Fransa milli takımlarının oynandığı sırada işlenmesi, stada giden izleyicilerin hedeflenmesi Almanya için özel önem taşıyordu. Emperyalist savaş politikasında ısrarcı olan güçler, bu politikalarını meşrulaştırmak için gökte aradıklarını adeta yerde, yanı başlarında bulmuş olmanın sevincini yaşarken, halkın payına ise korku ve tedirginlik düştü. Resmi makamlar, halka güven ve huzurdan çok, korkuyu büyüten gerginliği arttıran ve güvenlik politikalarıyla özgürlükleri sınırlayan kararlara yöneldiler.
5 -SAVAŞ: Ve süreç burjuvazi tarafından sonunda savaşla “taçlandırıldı”. Olaylar zincirine bakıldığında, çaresizlikten Almanya yollarına düşenler ve onlara gösterilen dayanışma yıl sonunda Alman burjuvazisinin “Ortadoğu’da bir yer kapma” ya da “pastadan pay alma” hamlesiyle sonuçlandı. Geçen yıl Güney Kurdistan’a silah verme, Peşmergeleri eğitme adına bölgeye adım atan Almanya, 5 Aralık’ta Suriye’de görev yapmak üzere, 1200 asker, 6 Tornado keşif uçağı, bir havada yakıt ikmal uçağı ve bir fırkatyn gönderme kararı aldı. Gelişmeler, Ortadoğu’daki savaş bataklığına koşar adım gidildiğini gösteriyor. Bu nedenle, 2016, barış mücadelesi yükselmediği takdirde bu politikanın devam edeceği bir yıl olacak gibi görünüyor.
6 -ÇARE: Yıla damgasını vuran sığınmacılar ve onların etrafında meydana gelen gelişmeler, 2015’in pek çok açıdan “özel bir yıl” olduğunu gösteriyor. Bu “özel”liğin başında, çare ve çaresizliklerin bir arada olması geliyor. Nitekim, sığınmacılara karşı estirilen korkunun panzehiri dayanışma oldu. 2016’da daha da derinleşme eğilimi gösteren savaş politikalarına karşı ise barış mücadelesinin kalkan olması gerekiyor. Aksi takdirde içeride baskıları, dışarıda militarizmi öne çıkaran sermaye karşı ortak güçlü bir cephe kurmak zor olacaktır. Bu nedenle çare, din, dil, ulus, ırk ayrımı yapılmadan bütün emekçilerin bir araya gelerek savaşsız, sömürüsüz ve ırkçılığın olmadığı bir dünya kurma mücadelesini büyütmekten geçiyor. Bu, pek sorunun aşılmasını sağlayabilecek olan tek çare olarak görünüyor.

www.evrensel.net
ETİKETLER Yücel Özdemir