Ayşe bu geleceğe nasıl hazır olsun?

Ayşe bu geleceğe nasıl hazır olsun?

Ayşe’nin şiddet sarmalında sıkışan hayatını düşünürken Adana’dan Çilem’in fotoğrafı düşüyor ajanslara. Üzerinde sanki mesaj vermek için giydiği tişörtü ve öyle değilse bile birçoğumuzun aldığı mesaj: “Sevgili geçmişim, bütün dersler için teşekkür ederim. Sevgili gelecek, ben hazırım.”

Fatma KESKİNTİMUR
Ayşe’nin şiddet sarmalında sıkışan hayatını düşünürken Adana’dan Çilem’in fotoğrafı düşüyor ajanslara. Üzerinde sanki mesaj vermek için giydiği tişörtü ve öyle değilse bile birçoğumuzun aldığı mesaj: “Sevgili geçmişim, bütün dersler için teşekkür ederim. Sevgili gelecek, ben hazırım.” Çilem, şiddet gördüğü eski kocasını öldürdüğü için iki polis eşliğinde, elleri kelepçeli götürülürken girdi gündemimize, Ayşe ise kocasının ölümünden sorumlu tutulmanın ağırlığıyla apar topar götürüldü köyüne…  Ayşe’nin gösteremediğimiz fotoğrafı Antep’ten…
Ayşe, 35 yaşlarında üç çocuğu olan evli bir kadın. Kocası karakolda ölü bulunana kadar… Adamın ölümü şüpheli, en iyi ihtimalle polislerin ihmali söz konusu ama avukatı ve yakın çevresi bundan fazlası olduğunu düşünüyor. Adli tıp verecek son raporu, ama ifadeler çelişkili, muhtemelen polis şiddeti…
Önce sadece bu yönüyle yaptığım bir haber takibinde tanıştım Ayşe ile… Daha doğrusu Ayşe, dava dosyasında olayın gelişimini anlatan bir detaydı… Kocası Mehmet’in karakola alınma sebebiydi… Onun şikâyeti, polisi harekete geçirmişti ya arkadaşları bile “Ayşe bacımız bir cahillik etmiş, şikâyet etmiş ama böyle olması gerekmezdi” diye aktarıyorlar bildiklerini… “Neden şikâyet etmiş?” sorusuyla hikâyenin öbür yüzü çıkıyor ortaya, “Aile içi şiddet!” Böyle geçmiş kayıtlara.
“Ayşe nerede?” oluyor ilk sorum. Çünkü tahmin ediyorum, ona yönelen suçlamaları… “Ne vardı sanki şikâyet etmeseydi… Hiç mi dayak yememişti ki… Bak işte öldü adam… Kadının cahilliği işte… Kaç yıllık kocasıydı, çocuklarının babasıydı…” Sahi çocukları da sormaya kalkar mıydı günün birinde babalarının hesabını? İki oğlu, bir kızı varmış. Kızı 10, oğulları da 12 ve 13 yaşlarında… Oğulları da aynı kadın düşmanı fikirlerle mi büyüyecek şimdi?
Çoktan köye götürmüşler Ayşe’yi. Öyle ya, ne yapar ki şehirde kocası olmadan bir başına. Böyle uygun görmüş, egemen olan. Düzeni temin edilmiş, bir eve yerleştirilmiş çocuklarıyla. Çilem gibi o da hazır mı acaba kendisine hazırlanan geleceğe?

BOĞAZDAKİ DÜĞÜM, ACABALARLA GELEN ÖLÜM
Şaşkın bakışlarla karşıladı bizi. Kocasının en yakın arkadaşlarıyla gittik köye, tanıttılar beni. Hemen anlatmaya başladı, her sözünde belli ki suçsuzluğunu ispatlamaya çalışıyor. Ne kadar suçlandıysa!
“Bırak şimdi kocana olanları” dedim, “Sen kendini anlat, çok mu dövdü seni?” “Gel şöyle” diye yanında yer gösterdi, gidip oturdum dizinin dibine… Anlatmaya başladı:
“İçkiliydi. Önce kızımı dövdü, hiç yapmazdı. Sonra oğlanlara başladı dayak atmaya. Sıra bana geldiğinde ‘öldüreceğim seni’ diyordu. Sanki gözü dönmüştü. Ben on dört yıldır kocamı ilk kez bu kadar kötü gördüm. Aslında çok iyi insandır, komşular falan hep çok severler.”
Daha önce de dövmüş müydü seni?
“Döverdi ama hep barışırdık. Olur öyle, karı koca arasında. Bak gerçekten çok iyi biriydi, komşular hep çok severdi.”
Ne yaptın peki? Nasıl kurtuldun elinden?
“Önce komşular indi bağrışmamıza, ‘yapma, etme, bu kadın sana ne yapmış ki’ dediler. Elinden almaya çalıştılar. Kafamı demir kapıya dayadı, koparacaktı. Sonra eline bir bıçak aldı ‘öldüreceğim seni’ diyordu hep. Kargaşada kaçıverdim üst kattaki komşumun evine. Polisi aradım, hemen geldiler. Beni karakola götürdüler.”
Sonra?
“Benle konuşan polis, aile polisiymiş. Dinledi beni, kocamı aradı sonra. Karakola çağırdı kendisini, bizi barıştıracakmış. Kocam itiraz edince de bana döndü ‘Haydi sen şimdi git evine, biz onu alır getiririz nasılsa’ dedi.”
Nasıl yani, kocan evde seni bekliyorsa, ya yine döverse, hatta daha da kızgındır şimdi. Öylece gönderdi mi yani?
Eve döndüğünde, adam parktaymış, polisler söyledikleri gibi gelip almışlar. Götürülürken oğulları yanındaymış. Gözleri yaşlı anlatıyor, gidişini… Vedalaşmış çocuklarıyla, ben gelemem bir daha demiş… Ayşe’nin boğazındaki düğüm daha o an hissettirmiş kendini belli. “Keşke şikâyet etmese miydi acaba? Şimdi ne olacak? O aslında iyi de bir adam… Namusuna dürüst, kimseye zararı olmaz… Komşuları hep çok seviyorlar!” Bu hesaplaşmalarla geçiriyor geceyi, gözüne uyku girmeden… Tabi geri geldiğinde ne yapacağını da kestiremiyor. Sonuçta o bir erkek ve kendinde gördüğü hakları, herkes tarafından da kabul görüyor.
Ayşe, gece bir ara gidip şikâyetini geri almayı bile düşünmüş. Sabah olsun diye beklemiş sonra. Hatta kesin karar vermiş, sabah olunca gidecek, çıkaracak kocasını nezaretten. Bunu yaparken de başına gelecekler konusunda ne kadar güvensiz olduğu, çocuklarına vasiyet bildirmesinden belli. Yani aslında o bir kadın ve bunca “haddini aşmışlık”tan sonra hayatı da tehlikede. Bugüne kadar yaşadıkları, etrafında yaşananlar, duydukları, gördükleri hep bu sonuca götürmüyor mu kadınları? Ama olsun, Ayşe yaşamı pahasına “yanlışından” dönecek, “haddini” bilecek… Ölürse de babasının yanına gömülecek! Öyle söylemiş çocuklarına…

GELECEK BİR SONLA BAŞLARSA
UCU VARIR MI AYDINLIĞA?

Sabah kapıyı çalan iki polis… Ayşe’ye ilk soruları “Rahat uyudun mu? Kocan geldi mi yanına?” oluyor. Ayşe, polisin alaylı imasını anlamadan bakıyor öylece, “Kocamı siz aldınız, karakoldaydı.” “Öldü” diyorlar hemencecik, “Kocan öldü! Şimdi bizimle gel, ifade vereceksin…”
Nedenler, nasıllar davanın konusu artık.
Ayşe için “gelecek” bu sonla başlıyor. Yine kendi karar veremediği bir hayatta, kocasından sonra himayeyi devralan ebeveynleriyle… Sessiz ve suçlu suçlu ağlıyor, fotoğraf almamıza izin vermeyen kocasının ailesinin yanında…
Belki de onu bu yönüyle dinleyen ilk kişi olmam nedeniyle duyduğu güvenden olacak, sarılıyor sıkıca ayrılırken. Yine görüşme sözü verip, bir şey olursa araması için numaralar bırakıp ayrılıyorum yanından. Yolda düşünüyorum; karakolda şiddet, evde şiddet, sokakta şiddet…

www.evrensel.net