37 günde 38 metre tünel

25 Mart 1988’de Metris Cezaevi’nden yaşanan firar olayı, 1980 askeri darbesinden sonra gerçekleşen en büyük kaçış eylemlerinden biri. Toplam 29 kişi, 37 günde kazdıkları 38 metrelik tünelden özgürlüğe koştular.


25 Mart 1988’de Metris Cezaevi’nden yaşanan firar olayı, 1980 askeri darbesinden sonra gerçekleşen en büyük kaçış eylemlerinden biri. Toplam 29 kişi, 37 günde kazdıkları 38 metrelik tünelden özgürlüğe koştular. Bu büyük firar eyleminin kilit isimlerinden haftalık Halkın Kurtuluşu gazetesinin yazı işleri eski Müdürü Mustafa Yıldırımtürk, 19 yıl aradan sonra kaçışın öyküsünü anlattı. 1981’de yaralı olarak gözaltına alınan Yıldırımtürk, yargılandığı davadan 36 yıl hapse mahkum edilmişti. 1988’de firar eden Yıldırımtürk, bir süre Türkiye’de illegal yaşadıktan sonra Suriye üzerinden Federal Almanya’ya gitti.

Metris’ten kaçış planını ne zaman ve nasıl yaptınız?
Kaçışımız tam 24 Mart 1988’de, hiç unutmuyorum, perşembe günü akşam saat 20.00’de başladı. Bu saatte bütün cezaevi yönetimi, yemekten sonra istirahata çekiliyordu. Biz de o zamanı uygun gördük. Kaçış planı aslında cumartesi gecesiydi. Ama erkene almak zorunda kaldık.

Tüneli kazma fikri ne zaman ortaya çıktı?
İnsan cezaevine düşünce, sürekli kaçışı planlıyor, hayal ediyor. Bütün mahkumların en çok düşündüğü konu bir an evvel dışarıya çıkmaktır. Bizim kafamız da sürekli kaçış planlarıyla meşguldü. Kaçış önerisi geldikten sonra oturup plan yapmaya başladık.
Tünelin başlayacağı kanalizasyon çıkışı, biz en alt katta olduğumuz için, en uygun yer bizim kaldığımız bloktu. Kimsenin pek uğramadığı bu bloğa Sibirya da deniliyordu.
Koğuşlardan havalandırmaya çıkıldığında kanalizasyon kapağı, kapının tam arkasına geliyordu. Kapı, kanalizasyona inen mazgalı kapattığı için çok uygundu. Biz de, havalandırma saatlerinde kimseye çaktırmadan mazgalı kaldırıp, tüneli kazacak arkadaşları aşağıya indiriyorduk. Bu arada diğer arkadaşlar da havalandırmada top oynayıp gürültü yapıyordu. Tünel kazma işi böyle başladı. Kanalizasyonun içinde 3-4 metre ilerledikten sonra kazı işlemi başlıyordu.

Tünel kazma işlemi kaç gün sürdü?
Tam 37 gün sürdü. Bu süre içinde 38 metre tünel kazdık. Tüneli ranzanın ayaklarındaki demirlerle kazıyorduk. Asıl malzeme demir çubuklardı. Tünelden çıkan toprak iki hafta kanalizasyonu suyuna bırakıldı. Ancak bir süre sonra bloktaki bütün tuvaletler tıkandı. Biz korkmaya başladık. Kimse tuvalete gidemiyordu. En kötü zaman buydu. Tünel kazma işini durdurduk. Yan bloklardaki tuvaletleri kullanmaya başladık. Bir süre sonra kanalizasyon kendiliğinden açıldı. Bu sefer toprağı cezaevini çatısına taşıma kararı aldık. Bize verilen askeriye yastıkların içine toprağı koyarak koğuşlara çıkarıyorduk, orada da leğenler içinde kartopu haline getirerek, üçüncü kattan, tavandaki lambanın takıldığı deliği 5-10 cm genişleterek, tavana atıyorduk. Bu sırada da genellikle Belkıs Akkale’nin kasetlerini teybe koyuyorduk.
Çok titiz ve disiplinli bir çalışma gerektiriyordu. Ben bütün bu işleri koordine etmekle görevliydim. Çok dakik çalışıyorduk. Tünel kazma işini daha çok inşaat işinden anlayan arkadaşlar yapıyordu. Tünel kazma işinde zor günlerimiz de oldu. Ocak ayında kazıya başladık. Hava çok soğuktu. Bir seferinde iki arkadaşı zorla çıkardık. Gece vardiyasına kalmışlardı. Donma tehlikesi geçirdiler. Korkunç bir durumdu. Tünel kazma işi genellikle sabah başlıyor, öğleden sonra bitiyordu. Bir ara işlerin yavaş gittiği anlaşılınca gece vardiyasına da kalınmaya başlandı.
Bir ara yanlış yöne doğru kazı yapıldı, kaya çıktı. Kazı sonucunda hem koğuşların etrafında olan duvarı hem de nöbetçi duvarını aştık.

Kaçacak olanları nasıl belirlediniz?
İlk önce konumu gereğince kaçması gereken herkesin kaçabileceğine karar verdik. Bazı arkadaşları kaçmaya ikna edemedik. Onlar içeride kaldı. Ama bizim olduğumuz blokta isteyen herkes kaçtı. Yani 29 kişi. Kaçış günü de her koğuşta cezası az olanlar kaldı. Ve 25 Mart gecesi saat 20.00’de ikişer ikişer tünele inip kaçmaya başladık.
Tünelin içine, sigaraların içindeki parlak yaldızlı kağıtla elektrik çekmiştik. Kaçış anında şişman arkadaşlar bu “kabloya” sürtününce elektrik kesildi. Mumları yaktık. Bir süre sonra mumlar da bitti. Tünelin içi zifiri karanlıktı. Her tarafta bir uğultu. Sanki tünel üzerimize çökecek gibiydi...
Dışarıya çıktığımızda acayip bir duygu vardı içimde. Çimlerin üzerine yatıyorduk ve toprak kokusu vardı. Korkunç bir duyguydu. Yıllarca toprak ve çimene basmamıştım. O çim ve toprak kokusunu hayatım boyunca unutmadım. O an aklıma bir de içeride olan arkadaşım geldi ve “Keşke o da burada olsaydı” dedim.
Tünel kazmada en büyük avantajımız, aramızda daha önce Metris’te askerlik yapan birisinin olmasıydı. Cezaevini biliyordu. Kaçışta onun büyük bir rolü oldu.
En büyük şansızlığımız ise tüneli açarken nizamiyenin tam karşısına çıktık. Dışarıya çıkınca duvarın dibinden arka tarafa sürünerek geçmek zorunda kaldık. Askerlerin, kulelerin olduğu yerden sürüne sürüne arka tarafa geçtik, o çocuğun sayesinde. Süründüğümüzde dikenler batıyordu. Tünelden çıkarken yanımızda naylon torbalar içinde temiz elbiselerimiz vardı.
Dışarı çıktığımda hepimiz yüzüstü, tek sıra halinde durduk. Sayım yaptık. Sonra yüz üstü tek sıra halinde ilerlemeye devam ettik. Askerlerle aramızda 6-8 metre vardı. Biz onları görüyor, onlar bizi görmüyordu. Sonra sürünerek bir çukura gittik, elbiselerimizi değiştirdik. Birbirimizin yüzünü ilk kez burada gördük. Yine tek sıra halinde sürünerek mahalleye gittik. Oradan bizi karşılamaya gelenlerle birlikte eve gittik. Tünele inişi-mizle taksiye binişimiz tam 4.5 saat sürdü.

Kaçtıktan sonra cezaevinde neler yaşandı?
Biz kaçtıktan sonra, diğer günün sabahı askerin birisi her sabah olduğu gibi gelip mazgalı indirip mahkemeye gideceklerin ismini sayıyor. İçeride bulunan tutuklu “onlar kaçtı” deyince asker inanmıyor, “Saçmalama” diyor. Birkaç dakika sonra yine çağırıyor, yine gelen olmuyor. Asker sonra gidip çavuşa, “Çağırıyorum, gelmiyorlar” diye şikayette bulunuyor. Çavuş da bir grup askeri yanına alıp koğuşa geliyor. O an gerçekten kaçtığımıza inanıyorlar. Birinci derece alarm veriliyor.
Bizim kaçış olayımız tam 24 saat sonra kamuoyuna duyuruldu. Yani bir gün gizli tutuldu.

Nereye gittiniz, nasıl saklandınız?
Bizi almaya gelen araba, şansızlık bu ya kaza geçirdi. Gidemez oldu. 6 kişi bir taksiye bindik, Topkapı’ya gittik. Taksici çok korktu. Biraz fazla para verdik. Oradan dolmuşa bindik ve bir eve gittik. Yıkandık, dinlendik. Saat 4-5 oldu yattık. Sabah benimle birlikte kaçan iki kişiyi götürdüler. Evde hiç kimse yoktu. Televizyonlardan haberleri izliyorum. Hiçbir ses yok.
Diğer gün sabah kalkıp televizyonu açtığımda, durmadan bizim haberi veriyorlardı. İki kişi gelip beni götüreceğini söyledi. Dolmuşa bindik. Kısa bir süre sonra polis kontrol noktasına yanaştık. Arabalar durdurulup aranıyordu. Beni götürenlerden birisi hayıflanarak şoföre kapıyı açmasını istedi. Şoför kapıyı açtı ve biz kontrol noktasına varmadan indik. Arkadan diğer arkadaş da geldi. Arka sokaklardan gitmeye başladık. Beni başka bir eve götürdüler. Çocukları olamayan evli bir çiftin yanına yerleştirdiler. Üç hafta orada kaldım. Gazeteler sürekli benim Yunanistan’a kaçtığıma dair haberler veriyordu. Ev sahibi de Hürriyet gazetesini getirip benim resmimi göstererek “Adam hemen Yunanistan’a kaçmış” dedi. Resim cezaevine ilk girdiğim zaman çekildiği için pek benzemiyordu. Ben de içimden, “Yerimizi biliyorlar, bilerek Yunanistan’ı gösteriyorlar” diyordum.
Bu evde kalırken zor günlerim oldu. Bir gün evin olduğu sokağa baskın yapıldı. 8-10 polis arabası geldi. Ben kesin evi basacaklarını düşündüm. Neyse ki sonra karşı taraftaki esrarcı evi bastılar. Ev sahipleri beni düşünerek hayatlarını tehlikeye attılar. Onları hiç unutmayacağım. Bir süre sonra oradan ayrılarak, Suriye üzerinden Almanya’ya gelerek iltica başvurusunda bulundum.

firar hikayeleri
Her biri müthiş bir sabır ve irade isteyen firar girişimleri, bazen gizlilikten, bazen de hesap hatalarından kaynaklanan kimi komik durumlara da sahne oldu. İşte değişik tarihlerde yaşanan firar öykülerindeki o eğlenceli unsurlardan bazıları.
Lo çekip duruyorlar!
Yıl 1993. Anadolu’da bir cezaevi. İçerde tünel kazmaya başlayan tutuklular, ziyaretçilerine asit, matkap gibi aletler sipariş ederler. Her ziyarete gidişte aynı yerden asit alan bir tutuklu yakını, yine bir ziyaret öncesi uğradığı dükkanda bu kez daha çok asit ister. Müşteriyi artık tanıyan dükkan sahibi, “Bu asitleri ne yapıyorsunuz” diye sorar.
Dükkan sahibinin sorusuna hazırlıksız yakalanan ziyaretçi, “Tuvalet tıkanıyor. Açmak için döküyoruz” deyince, dükkan sahibi cevabı yapıştırır. “Senin bu aldığınla değil tuvalet, apartman yıkılır.”
Ziyaretçimiz gide gele ahbap olduğu cezaevi gardiyanlarından biriyle, bir tesadüf sonucu aynı güzergahta yolculuk yapar. Yol boyu yapılan sohbetlerin önemli bir bölümünü cezaevi ve tutuklular oluşturur. O sıralar, cezaevinde tünel kazılmaktadır.
Ziyaretçinin, “Tutuklular nasıl, ne yapıyorlar” sorusuna, gardiyan şu yanıtı verir. “Valla, keyifleri yerinde. Akşama kadar lo çekip duruyorlar.”
Devrimci kaçış!
Yıl 1978. Anadolu’daki başka bir cezaevi. O yıllarda tutuklular açısından rahat sayılabilecek koşullara sahip cezaevinde, siyasi tutuklu sayısı arttıkça fiarar sayısı da artar. Sayım verilmediği için firarlar da ancak günler sonra ortaya çıkmaktadır. Cezaevine, İzmir’den sevk edilen üç tutuklu, geldikten iki gün sonra dış kapıdan ellerini kollarını sallayarak kaçarlar. Ancak kaçışın bu kadar kolay olmasını içlerine sindiremez olacaklar ki, hiç gerekmediği halde, kaçarken gardiyanları bağlarlar. Daha sonra bu hareketlerini “Devrimci kaçış yapmak için” diye açıklayacaklardır.
Elektriğe kapılan hayaller
Yer Adana Cezaevi. Gece gündüz firarın yollarını arayan Fikret adındaki siyasi tutuklu ve onun bu “hobisinden” yararlanmak isteyen, cezaevinin diğer siyasi tutuklularının tünel çabaları uzun uğraşlardan sonra nihayet tamamlanır. Ancak kaçacakları gün Fikret tünelin içinde elektriğe kapılır. Tekrar içeri çekilerek idareye götürülen Fikret’in çamurlu olan üstü başı dikkat çeker. Tünel yakalanır. Tünele Fikret’ten önce girenler kaçmayı başarmış, ancak 24 saat kaçma planları yapan Fikret kaçamamıştır.
‘Hırsız değiliz!’
Yıl 1982. Yer Elazığ Sivil Cezaevi. Değişik görüşlerden 80 tutuklu, idareye karşı isyan yaptıkları gerekçesiyle yargılandıkları sıkıyönetim mahkemesinin verdiği 2 yıl 8’er aylık cezalarının infazı için, askeri cezaevinden, sivil cezaevine gönderilirler. İlk kez siyasi tutuklu barındıracak olan sivil cezaevindeki hücreler koğuş olarak kullanılır. Darbenin ardından Türkiye’deki ilk tünel girişimine işte bu hücrelerde başlanır ve tuvaletlerden birinin altı kazılır.
Bu arada, siyasi tutuklularla diyalog geliştirmeye çalışan demokrat görüşlü cezaevi müdürü de, sık sık ziyaretlerine gelmektedir. Bir ziyaretinde, başka bir ilin cezaevi müdürlüğü yapan arkadaşının yaşadıklarını anlatan müdürün, “Altını oymuşlar, adamın haberi olmamış. Akşama kadar da içlerindeydi” demesi muzip gülüşmelere neden olur.
19 metre 15 gün içinde kazılarak, haziran ayında tünel tamamlanır. Ancak, ‘küçük’ bir yanlışlık yapılmıştır. Zira, çıktıkları yerin cezaevi ile jandarma karakolu arasındaki alan olduğu anlaşılır. Kapatıp, yeniden ilerlerler. Bu kez hedef tutturulmuştur. Herkes televizyon başına geçeceğinden, kaçış için dünya güzellik yarışmasının olduğu akşamı seçerler. Cezaevi mahalle içinde yer aldığından, bir evin kömür deposuna çıkarlar. Ancak güzellik yarışmasını izlemeyen bir mahalle sakini, 12 kişinin odunluktan çıktığını görünce “Hırsız var” diye bağırmaya başlar. Mahalleliler, her biri bir yöne kaçmaya başlayan tutuklulardan üçünü kuşatır ve polise teslim eder. Karakol yolunda kendilerine hırsız muamelesi yapan polislere, hırsız değil, siyasi olduklarını ve cezaevinden firar ettiklerini söyleyen üç tutuklu, cezaevinde tünelden çıkmayı bekleyen diğer 9 kişinin de özgürlüğe ulaşmalarını engellerler.
Yücel Özdemir
www.evrensel.net