Fotoğraf: AA

İzmir’in radyo dergisi: Batı Söz

Durup durup “1995 İzmir Köy Sel Felaketi”nden söz etmeme kızmayın lütfen. Yeteneksiz/beceriksiz/bilgisiz politikacılar ya da politikacı taslakları yüzünden 1995’te evimi “çamur” bastıydı


Durup durup “1995 İzmir Köy Sel Felaketi”nden söz etmeme kızmayın lütfen. Yeteneksiz/beceriksiz/bilgisiz politikacılar ya da politikacı taslakları yüzünden 1995’te evimi “çamur” bastıydı. Arşivimi, kitaplarımı, filmlerimi (C.Chaplin’in özel koleksiyonunu unutamam, hâlâ saklıyorum ama kurumuş çamurlu), dergilerimi yitirmemi unutamıyorum.
Hele dergiler… Çoğunu kimse bulamazdı. Bazı müzayede dergilerinde görüyorum çok az bir bölümünün adlarını, içim cızzz ediyor. İşte bu dergilerden bir bölümü de ‘45’lerin, ‘47’lerin radyo dergileriydi.
Ve o dergilerin havasında olmasa da, yine bir radyo dergisi gözlerini açtı dünyaya. Hem de İzmir’de… İstanbul’daki gazeteler radyo, ama özellikle televizyon programlarıyla ilgili ekler falan çıkarıyorlar. Daha çok kendi televizyonlarının, radyolarının tanıtımını yapan ekler. Herkese, her yayın kuruluşuna açık değil kapıları.
İzmir’de yayınlanmaya başlayan “Batı Söz”, eskilerin Radyo Alemi gibi dergilerine ya da yenilerin Radyo/Televizyon eklerine benzeyen bir dergi değil. Ne olduğunu “Batı Söz” başlığının yanında veriyor: “Kent ve Yayın Kültürü Dergisi...”
Batı Söz’ü Celal Gürbüz yayınlıyor, Batı Radyo adına… İzmir’in üç önemli radyosundan biri Batı Radyo. Ve orada söyleşi yapanlar demokrasiyi yaşıyorlar.
Yıllarca Batı Radyo’da, isim babalığını Muzaffer İzgü’nün yaptığı “Palmiyealtı Programı”nı düzenledim. Belki kimse inanmaz ama tek bir gün bile Celal Gürbüz bana, “Yahu Habora arkadaş, acaba biraz şunları şöyle şöyle yapmasan olmaz mı?” demedi. Yalnız bir gün, Emniyet’ten gelen bir yazıyı, programımdan önce yayın masamın üstünde gördüm. Che Guevera’yla ilgili parçaların biraz fazla çalınması üzerine bir yazıydı, anımsadığım kadarıyla. Ama Allah’ı var, Celal Gürbüz bana tek bir sözcük söylemedi. Belki kendisinin haberi bile yoktu da Batı Radyo’nun demirbaşlarından Levent Eryılmaz koymuştu o yazıyı. Kendisinden beklenir…
Levent Eryılmaz’a gelince… Benim dönemimde Levent sürekli ön plandaydı. Kış-mış demeden dağa çıkar, vericiyi düzenlerdi. Tabii İzmir içinde olduğu zamanlarda da radyonun her şeyiyle ilgilenirdi. Radyoculuğa Eskişehir’de başlayan ve İzmir’de sürdüren bu kardeşimizin elinden uçan da kaçan da kurtulmuyordu. Ama sanırım en büyük “yorgunluğu” benim programımda yaşıyordu.
Şimdilerde Levent biraz rahat bir durumda. Birçok şeyi ağabeyi Ahmet’in üzerine yıkmış. Ehhh kıdemli olmanın avantajı…
Batı Söz’e gelirsek… Değişik bir radyo dergisi. Batı Radyo’nun ek yayın organı ama bırakın İzmir radyolarını, Batı Radyo’nun bile sürekli olan programlarının tanıtımı yok. Eğer bu dergi Batı Radyo’nun bir yayın organıysa, her şeyden önce radyonun sürekli/düzenli yayınlanan programlarını duyurması gerekli, tabii bence. Örneğin Ahmet kardeşim, haftanın belli günlerinde, belli saatlerinde bir program hazırlıyorsa, bu derginin okurları onu bilmeli. Yoksa bu dergi, bir “edebiyat/sanat” dergisi olarak literatürdeki yerini alır, “radyo dergisi” olmaz.
Şu anda elimde iki sayısı var, “Batı Söz”ün. Genel Yayın Yönetmeni Bekir Yurdakul. Belki Bekir arkadaşım kızacak ama iki sayıda da hep aynı isimler var. Oysa İzmir’de birçok yazar, şair, bilim adamı var. Onlardan da yazı istenebilirdi. “İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci” demiş atalarımız. Sen iste yazıyı, vermezlerse o başka. Yoksa dergi “sen/ben/bizim oğlan” çizgisini aşamaz.
Bazı “takımdaş” yazarların üç, beş ya da daha fazla yazıları yayınlanıyor, üstelik kendi adlarıyla. 1960’lara döneceğim… Türkiye’nin en çok satan sinema dergisi “Ses”te yazıyorum. Semiral Bilbaşar (Ünlü romancımız Kemal Bilbaşar’n yeğeni) genel yayın müdürüydü. Her sayı, en az iki-üç sayfalık 5-6 röportaj hazırlıyordum. Semiral ağabey, “En çok beğendiğin röportajın üzerine adını koy, diğerleri isimsiz yayınlansın” demişti. Yıllarca çalıştım Ses’te. Ve her sayı röportajlarım, yazılarım yayınlanıyordu ama sadece birinde benim adım vardı. Semiral ağabeye sormuştum, “Niçin?” diye. “Okur der ki” demişti, “Bu dergide Bülent’ten başka adlar yok mu?” Ne acıdır ki, ünlü edebiyat/düşünce dergilerimiz de aynı yanlışı yapıyorlar, yazar reklamının dışına çıkamıyorlar. “Sen/ben/bizim oğlan” dergisi gibi görünüyorlar.
Batı Söz’de birbirinden güzel birçok yazı ve şiir var. Yazımı bunlardan biriyle, Tuncay Karaçorlu’nun bence nefis olan şiiriyle bitirmek istiyorum:
“Suyun ve toprağın avuçlarından
Bin yıldan bin yıllara uyanmıştı
Bir ışıklı zamanın ucuna değin
O alın terinin beyaz kenti
Suyu onaran yurdu
Gönlü tarihe düşen, bilim evlatlarının
Ellerinde büyüyen yedi renk...”
Batı Söz, okunması ve saklanması gerekli bir dergi, ileriki yıllar için…
Bülent Habora
www.evrensel.net