istanbul’da hayvan barınakları...

Eyüp Belediyesi’ne bağlı bu barınak, Göktürk’e giderken E6 yolu üzerinde eski Hasdal çöplüğü bitişiğinde, bir tepeciğin ardında.


Alibeyköy Barınağı...
Eyüp Belediyesi’ne bağlı bu barınak, Göktürk’e giderken E6 yolu üzerinde eski Hasdal çöplüğü bitişiğinde, bir tepeciğin ardında. Orada yaşamaya çalışan hayvanların ne şartlar altında olduğu görünmesin diye sanki o tepenin ardına gizlenmiş.
Tellerle çevrili bir toprak yol, barınağa kadar eşlik ediyor. E6 yolu üzerinden barınak görünmediği için içinizi bir umut kaplıyor; etraf yeşil ve boş alan çok, hayvanlar rahattır, diye. Barınağın ana giriş kapısında iki yeşil çöp konteynerine rastlıyorsunuz. İki yeşilin arasında bir çift göz ilişiyor gözünüze. “Umudunuzu kesin, burada kimse mutlu değil” dercesine yavaş yavaş indiriyor bakışlarını yere. İki tane arkadaşı da onun ardında duruyor. Hiçbiri gelen kişiye tepki vermiyor. Hepsi halsiz, yatıyor.
Güvenlik hemen soruyor: “Neden geldiniz?..” Soru imalı... Köpeklere bakmaya geldiğimizi söylüyor, kimliğimizi güvenliğe verip ziyaretçi kartı aldıktan sonra içeri alınıyoruz.
Güvenlik bir daha soruyor: “Sadece onun için geldiniz, değil mi?” O da emin olmak istiyor, başka bir niyetimizin olmaması gerektiğini bir daha hatırlatıyor. Unutmuş gibi aklına gelen şu son cümleyi de ekiyor: “Sakın kafeslere yaklaşmayın, onları sevmeye kalkışmayın!”
Güvenlik engelini aştıktan sonra, içeri girdiğinizde sağda, görevlilerin çalıştığı bir bina yer alıyor.

Ya başınızı sola çevirdiğinizde?..
Anesteziden yeni çıktığı söylenen can çekişir durumda, yattığı yerde vücudu zıplayan köpekten mi, kusanlardan; yoksa küçük bir kafese atılmış beş köpekten, belden aşağısı tutmadığı için dışkılara sürünerek korku dolu gözlerle kafesin iç bölmesine kaçandan mı söze başlamalı?

Barınak değil hapishane
Görevlilerin hepsi kumaş pantolonlu ve temiz ayakkabılı, sonuçta orası bir barınak ve hayvanlarla ilgilenirken (yemek, su verirken, kafesler temizlenirken) kıyafetleri pislenecek; ama bu görevliler bir bankada çalışan memur kadar temiz giyimli. Orada bulunan görevliye hayvanların durumunu soruyoruz. Gayet iyi oldukları cevabı hemen veriliyor.
Barınaktaki bütün köpekler kafes içerisinde adeta hapishanedeler. Kafeslerin zeminleri fayans. Yağmurlu ya da karlı havalarda köpeklerin zemin yüzünden bir yerlerini kırmaları olası. Bütün sene köpekler soğuk taşta yatmak zorunda. Görevlilere bu durumu sorunca verdikleri cevap gayet pişkin: “Onlar soğukta yatmayı seviyorlar.” Her kafesin bir de iç bölmesi var. Bu küçük kafeslerde ortalama beş köpek yaşıyor. Doğum yapmış bir anne ve yavrularıyla, hasta bir köpek yan yana konabiliyor. Yeni ameliyat edilmiş köpekler için -hiç değilse- başka bir “hapishane hücresi” bile yok!
Temmuz ayı, hava sıcak. Köpeklerin önünde su yok, gözleriniz mamayı aramıyor bile. Yemek ve su kapları kaldırılmış; ya kafesin önüne ya da üzerine konulmuş -boş bir şekilde-...
Bir görevli gülerek tel örgülerden atlarken “bakabileceğinizi bilsem, aşağıdaki kafeste olan beyaz köpeğimi size verirdim, ama...” diyor. Cümlenin sonu getirilmiyor. Orada bulunan köpeklere o kadar “iyi” bakılıyor ki(!) başka insanların köpeklere onlar kadar iyi bakamayacağını düşünüyor.
Bir anne yeni doğurmuş. Birkaç anne daha var. Karınları şiş doğumu bekliyorlar, belli... Belediyelerin yeni kampanyası “kısırlaştır ait olduğu yere bırak”tan haberlerinin olmadığı ortada. Solda ön kafeste bir köpek yavrusu... Gözünden iltahap akıyor. Kımıldamıyor bile. Bizi görünce kafasını öne eğiyor.
Bütün köpekler oldukları yerden mutsuz. Hepsi yardım istercesine yalvaran gözlerle bakıyor. Çok az köpek insan görünce sevinip kuyruk sallıyor. Diğerlerinin ise yattıkları yerden kalkacak halleri yok.
Barınaktaki köpeklere gezebilecekleri bir alan ayrılmamış. Hepsi küçük kafeslerde kısa ömürlerini sürdürüyor. Çok az ağaç barınağa gölgelik yapıyor. Girişte en önde bulunan kafeslerin önüne birkaç fidan dikilmiş. Etrafta dolaşan köpek olmadığı için yerlerde dışkıya rastlayamıyorsunuz. Kafeslerde ise yeterince bu görüntüye doyuyorsunuz.
Barınağın çehresi düzgün. Her şey aşırı bir düzen içerisinde. Bir kışla havasında, köpekler de asker... Ama bu mutlu etmiyor köpekleri.
Alibeyköy hapishanesindeki bütün hayvanlar sevgi bekliyor. Gönüllü anne-babalarını, belki sıcak bir yuvayı, mamayı...

Yedikule farkı
Türkiye’de onlarca hayvan barınağı ya da rehabilitasyon merkezi var. Mutlaka hepsinde yer alan hayvanlar Alibeyköy Barınağı’ndakiler gibi değil. Alibeyköy Barınağı’nı gördükten sonra bir de Fatih Belediyesi’ne bağlı Yedikule Sokak Hayvanları Barındırma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne gidiyoruz.
Surların çevirdiği Yedikule Barınağı’nda 2 bin ve üzeri köpek yaşamakta. Bu durum başta ürkütüyor bizi; Alibeyköy’deki 100 köpeğin halini gördükten sonra kim bilir Yedikule Barınağı’ndaki köpekler nasıldır diye düşünmeden edemiyoruz. Barınağa girerken 6-7 tane köpek karşılıyor bizi. Hepsi “önce kim kendini sevdirecek yarışı” içerisinde. Tek tek sevip barınağa giriyoruz. Size bir görevli barınağın içine kadar eşlik ediyor. Onlarca köpek peşinize takılıyor, hepsi mutlu, kuyruk sallayarak içeride geziniyorlar. Tek bekledikleri şey başlarının okşanması. Barınağın gönüllü yöneticiliğini yapan Meral Olcay’la tanışıyoruz. Yanında köpek sahiplenmeye gelmiş bir anne ve iki çocuğu duruyor. Çocuklar köpeklerle oynarken anne ve Meral Hanım’ın sohbetleri bitiyor ve gidiyorlar.
“Maviş” yeni birinin geldiğini anlıyor. Yanımıza geliyor gidene kadar da hiç ayrılmıyor zaten. Maviş’in belden aşağısı felç olduğu için arka iki ayağına tekerlek bağlanmış, bu sayede rahatça geziniyor.
2 bin tane köpek var, yazımın girişinde de belirttim. Meral Hanım’a terddütle soruyorum. “Sevsem bunları ısırırlar mı?” diye. “Asla” diyor “hepsini sev, hiçbiri bir şey yapmaz.”
Her bir köpeğin neredeyse kulübesi var. Hepsi çok mutlu. Başlıyorlar havlamaya. “Beni de sev” diye yanlarına çağırıyorlar sanki.
Hasta olan köpekler ayrı tutuluyor. Yavrular ayrı yerde. Kafeste olanlar da var tabii. Ama kafesler hepsinin rahat hareket edebilecekleri şekilde yapılmış.
10 tane görevli, bir veteriner -kısırlaştırma işlemi ayrı yerde yapılıyor, gereken durumlarda başka veterinerler de hayvanlara yardım ediyor- bir gönüllü yönetici ve gönüllülerin olduğu barınak, barınak gibi değil de köpeklerin buluştuğu bir kulüp niteliğinde.
Her cinsten ve sokaktan köpekler yer alıyor bu Yedikule Hayvan Barınağı’nda. Köpeklerin buraya geliş nedenleri değişiyor: Pet shop’lardan alınıp yaşlandığı için sahipleri tarafından terk edilenler, çiş kaka yapıyor diye evde istenmeyip sokağa atılanlar, sokak hayvanları, işkence görmüş olanlar, dövüştürülenler... Bütün köpekler evde bakılmış kadar sağlıklı, hasta olanlar ise kontrol altında. Her köpekle tek tek ilgileniliyor.
Barınağın üzeri, içinde yaşayan sakinler kardan, yağmurdan, güneşten zarar görmesin diye kapatılmış. Bütün köpeklerin önünde su var, yemek saatleri belli. Hiçbiri aç ve susuz kalmıyor.

Tıklım tıklım dolu
Orada olduğumuz süre boyunca görevliler sürekli çalışıyor, yerleri temizliyor, köpeklere yemek dağıtıyorlar...
Her barınak gibi buranın da eksikleri var: Gönüllüler, kuru mama, ilaç, gazete, bayat ekmek, süt gibi... Ayrıca köpek sahiplendirme her iki barınakta da var.
Yedikule Barınağı artık ağzına kadar dolu olduğu için yeni bir köpek kabul edecek durumda değil. Barınağa gelecek olan gönüllüler ve köpeklerin ihtiyaç listeleri tek beklenen misafirler...
Ayrıca Yedikule Sokak Hayvanları Barındırma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin web sitesi; www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com’dan da yardımlarınızı iletebilirsiniz.
Bu iki örnek çok şaşırtıcı; birinde 100 kadar köpek var -hareket etmeye halleri yok; susuz, belki de aç, tellerin ardındaki hücrelerde yaşıyorlar-, diğerinde ise 2 bin köpek var -mutlular, aç değil sadece sevgi bekliyorlarlar-...
Her iki barınak da belediyeye ait. Her ikisi de belediye ve insanların yardımıyla ayakta duruyor.
Şaşırtıcı olan hayvanlara yapılan muamele... Yedikule Barınağı’nda hayvanlar insanlar gibi doğanın bir parçası olarak görülüyor. Alibeyköy Barınağı’nda ise doğanın en üst seviyesinde insanın yer aldığı düşüncesiyle olsa gerek, hayvanlar küçük hücrelere hapsediliyor. Özgürce birkaç adım atabilecekleri bir alan bile onlara lüks olarak görülüyor. Ve bu şans -oradaki köpekler için gezmek şans- onlara verilmiyor. Alibeyköy Barınağı’nın yıkık bir binaya sahip olmaması, her şeyin düzenli bir şekilde yerleştirilmiş olması köpeklerin durumunu iyileştirmiyor.
Oradaki köpekler de dolaşabilmeli, su içip rahatça yatabilmeli... Bu konuda yapılan çağrılar genelde hayvanseverlere yöneliktir. Hayır!
Tüm insanlığı ilgilendiren bu konu üç beş insana yüklenmemeli...
Eğer tüm halk bu durumun karşısına belli bir tepkiyle çıkarsa, mutlaka değişme ve gelişmeleri hep beraber göreceğiz...
Dilek Cingöz
www.evrensel.net