17 Aralık 2011 11:21

Entu, Entu’ya da karşı!

Gülmek de bir karşı çıkış olamaz mı? Olabilir. Eğlenmenin hep başka baharları beklediği bu Dünya’da Entu, tüm kalıplara, haksızlıklara, savaşlara... ‘karşı’ müziğiyle eğlendiriyor, güldürüyor, hiçbir şeye aldırmadan dans ettirebiliyor. Geleneksel ve yerel bir noktadan başlayan Entu, müziğini regea&rsqu

Entu, Entu’ya da karşı!

Paylaş
Ayşen Güven

       
Grubunuza verdiğiniz Hemşince isim ‘Entu’ karşı anlamına geliyor. Peki nelere karşısınız? Yahut karşılığınız nerelerden geliyor?

Harun Topaloğlu (H.T) (vokal): Ben tulumcuya karşıyım.
Basit aslında;  dünyada standart şeyler var. Doğmak, büyümek, ölmek... Bugünlerde bir karikatür okudum hatta, o ironisini güzel veriyor. Uzaylılar kendi aralarında konuşuyor; bilgili, kafası çalışan canlılar var dünyada. Yalnız diyorlar; birbirleriyle savaşıyor, ölüyorlar,  gidip yardım etsek mi acaba? Diyorlar. Aslında hikaye de bu kadar basit. Ulan aklımız var, kafamız çalışıyor, düşünebiliyoruz ve hâlâ neden savaşıyoruz?  Neden iyi, güzel olan şeyleri bu kadar geri plana atıyoruz? Bu dünyada sabah kahvaltısını yapan, işine giden, akşam gelip ayağını uzatıp da televizyonunu açan herhangi bir birey haberlerde ne izliyor? Ne algılıyor ise biz onlara karşıyız. Ki artık haberleri izlemeye tahammül edemiyorum. Müdahale edemiyorsun. Olan biten karşısında çaresiz hissediyorsun. Entu için insanları sadece ama sadece iki saat mutlu edebilmek için bir araya gelmiş bir grup da diyebilirsiniz. Nasıl insan olmalıyıza kafa yoruyoruz, dertlerimiz var tüm halklar gibi. Ama biz sözümüzü sloganvari söylemiyoruz. Eğlenerek söylüyoruz, gülerek, dans ederek, küfrederek, müzik yaparak söylüyoruz...

ENTU'NUN MÜZİĞİ KALIPLARA KARŞI!

Yaptığınız müziği nasıl tarif ediyorsunuz?

H.T: Akıl kârı değil.
Raşit Pekmezci (R.P) (elektro gitar):
İçimizde rock müzik dinleyen de var, hardrock müzik dinleyen de.. funk, ska, reggae, pop dinleyen de...Aslında Entu müziğin bir tarza sıkıştırılmasına da karşı. İçinizden ne geliyorsa onu yaparsınız, çalarsınız. Biz stüdyoya giriyoruz. bir şarkı var ortada, onu düzenliyoruz. İçimizden ne geliyorsa onu yapıyoruz. Atıyorum birimizin içinden bir popüler bir melodi geliyorsa onu koyuyoruz, başka bir şey gelirse onu...Bunların hepsiyle oluşan senteze bir isim vereceksek; Entu. Zaten Entu böyle bir tarife de karşı.

Harun Topaloğlu: Ara ara söylediğim bir şey var: Entuya’da Entu...Kendimize de karşıyız velhasıl.

Müzikte ve hayatta kalıplara karşısınız galiba?

R.P.: Evet biz kalıplara karşıyız. Örneğin biz kendimize Karadeniz-Rock yapıyoruz deyip sadece Rock yapmıyoruz. Başka tarzlar da deniyoruz. Yeniliklere açığız...

H.T.: Ben bir gün Karadeniz müziğiyle ilgilenen bir arkadaşıma öneri olarak dedim ki;  şöyle şöyle yapsan olmaz mı? Diye. Hemen itiraz etti; o Karadeniz müziğinde yok ki! Asıl öyle bir şey yok. Karadeniz müziğinde de, müzikte de böyle bir şey yok. Zaman değişiyor artık, siz bu değişime kayıtsız kalırsanız çoğunluğun dilinden konuşmuyor olursunuz, insanlara ulaşamazsınız, öteki olursunuz, marjinal olursunuz... Bu insanlar İstanbul’la Anadolu’yu aynı sanıyor. Anadolu başka bir dünya.  Orada başka bir dil var.
Kadıköy’de HES’lere karşı yapılan bir konsere çıktık. Baktım konser öncesi birisi bir televizyon kanalına röportaj veriyor. Şöyle diyor: Burada yaptığımız şey yanlış anlaşılmasın, biz devlete karşı bir şey yapmıyoruz. Biz sadece HES’lere karşıyız. Sonra sahneye çıktık biz.  Birkaç şarkı söyledik. Sonra ben az önce röportaj yapan adamı anımsadım. Dayanamadım dinleyicilere dedim ki; “Size bir şey soracağım. İçinizde şirketi olan var mı?” “Yok” dediler. Dedim; “Zengin olan var mı?, HES projesi yapan var mı?”  Yine yok dediler. “Peki” dedim “HES projelerini kim yapıyor” önlerden biri dedi “devlet yapıyor”. Peki biz kime karşıyız arkadaş o zaman? Deminki arkadaşı kınıyorum dedim.

Bu ironik hikayenin temelinde yatan ne öyleyse?

H.T.: Bu ülke vahim durumlarla karşı karşıya. Neden? Memlekette adam gibi bir muhalefet olmadığı için, iktidar bu kadar güçlü, bu kadar rahat. Muhalefet halkın dilinden anlamadığı, halka ulaşacak yolları gerektiği gibi kullanamadığı için işler bu kadar kötüye gidiyor. Burada da bir kalıp sorunu var aslında. Belli bir muhalefet biçimi öğrenmişiz, yeni olan her şeyi göz ardı ediyoruz. O dil dışında yeni bir şey kullanmak zor geliyor.

R.P.: Ya benim de aklıma ne geldi şimdi. Müjdat Gezen’in bir hikayesi vardır.  İsviçre ya da İsveç’e gidiyor. Orada bakıyor, bir Denizcilik Bakanı var. Yahu sizin deniziniz yok ama bakanınız var nasıl iş bu? Diyor. Onlar da; eee.. sizde de Adalet Bakanı var diyorlar.

ANADOLU'YU HİSSETİĞİMİZ NOKTADA DURUYORUZ

Anadolu’yu çok önemsediğiniz aşikar. Peki siz yaptığınız müzikle Anadolu’yu hissedebildiğinizi, oralara ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz? Nasıl bir etkileşim var aranızda?

R. P.: Bizim yaptığımız müzik zaten Anadolu müziği. Anadolu’da çalınan, söylenen; şarkılar, türküler. Bazen şarkıların üstünde düzenlemeler yaparken  oynuyoruz o şarkıyla, oynuyoruz ama bir yerde bu kadarı da fazla bu kadar da oynamamak lazım şarkının türkünün özüyle diyoruz. İşte bizim Anadolu’yu hissettiğimiz nokta orası. O nokta sentezimizin sınırı Anadolu’yu hissettiğimiz yer.

H.T.: Aslında bazen hiçbir şey almıyorlar, bazen çok şey alıyorlar. Genellikle insanlar bizden klasik Karadeniz müziği bekliyorlar. Ama bakıyorlar ki, biz farklıyız, yaptığımız müziğe bazen sadece gülümsüyorlar. Mutlu ayrılıyorlar konserden, dans etmiş, horon tepmiş oluyorlar. Bu bile yetebiliyor. Bizim ülkemizde insanlar farklı olandan korkarak büyüyor. Renkli bile giyinmiyorlar baksanıza. Siyah giyiyorlar alabildiğine düz, renksizler çünkü farklı olmaktan korkuyorlar. Biz üniversiteye giderken ailelerimiz bize diyor sakın bir şeylere karışma, akıllı uslu ol başkaları gibi olma.

R. P.: Öte yandan, renkli giyinen insan farklıdır. Farkı da her zaman söyleyecek alternatif bir lafı olmasından gelir. Biz de toplumun söyleyecek çok sözü var aslında. Ama insanlar korktuğu, çekindiği için renksiz, sözsüz.

KARADENİZLİ'NİN DE BİZİM DE TEK DERDİMİZ HES'LER DEĞİL

Şu ana kadar bir çok HES karşıtı etkinlikte sahne aldınız. Entu’nun ve Karadeniz’in HES’lerden başka ne dertleri var?

H.T.: Entu’nun tek derdi tabii ki HES’ler değil. Dünyanın her tarafında savaşlar var, kıyımlar var. Bütün Karadenizli gruplar HES karşıtı eylemlere çağrılıyor da Karadenizli’nin de tek derdi HES’ler mi? Hayır Van’da deprem vardı, o da benim derdim. Herkes kanser vakalarının en çok olduğu yerin Karadeniz şehirleri olduğunu sanıyor.  Halbuki kanser vakalarına en çok rastlanan bölge Trakya. Bu da benim derdim yani. Dilovası’ndaki kirlilikten tutunda, dünya üzerinde yaşanan her türlü haksızlık, acı, katliam vs. derdimizdir, olmalıdır. Ama işte bizim derdimiz olması yeterli midir? Mesele biraz da orada. Derdini halka anlatamıyorsan, verdiğin mesaja karşılık vermiyorsa ne işe yarar? Peki derdimizi nasıl anlatırız? Sen müziğini iyi yaparsan, mesajını iletmene de bir vesile olur. Zaten yaptığın işi beğenirse dinleyici, seni takip etmeye başlar ne dediğinle ilgilenir, ne dediğin değerli olur onun için.

Raşit Pekmezci: Zaten biz tulum, kemençe kullanıyoruz diye sadece Karadenizlilere hitap etmiyoruz. Bizi memleketin her tarafından insanlar dinliyor.

Aykırı gelmiyor mudur acaba yaptığınız müzik? Nasıl dokunuşlar yapıyorsunuz şarkılara?

H.T.: Mesela köyde bir adam bir türkü yakmış. Güzel de söylüyor. Ama adam bilmediğinden yanlış yapmış. Kemençenin akordu yanlış, bozuk yani. Şimdi onun orijinali o diye öylece alacak mıyız? Bilmediğinden öyle çalıyor ve kötü çalıyor. Karadenizliler biraz da inatçı olduğundan iş daha da zorlaşıyor, karışıyor. Artık biz de şöyle bir karar aldık grup olarak, bunlarla çok ilgilenmiyoruz. Kimsenin ne dediğine bakmıyoruz. Biz cüret ediyoruz ve sahneye çıktığımızda yaptığımız iş için kimseye hesap vermiyoruz. Dünyada bir tek Karadeniz’liler yok ki... Ben Artvin Hopa’lıyım anam, babam, dedem hep oralı. Ama oraya gittiğimde hep aynı ben olursam, onlara seslenirken yeni bir şey denemezsem silinirim, yok olurum. Bizim köydeki Lütfü Amca çok şanslı. Yeni olan hiçbir şeyi almıyor, o kalmış orada, kafası karışmıyor, bilgisi o kadar. Ama bizim o kadar değil. Değişen, dönüşen dünyayı anlamaya çalışıyoruz, bir şekilde o değişimden haberdarız, içindeyiz ve bu durum bize bir sorumluluk yüklüyor.

Bu ekip nasıl buluştunuz? Yola nasıl koyuldunuz?

R.P.:  Harun’u yani Entu’yu çeşitli mekanlarda dinledim, öyle keşfettim.
Benim kafamda hep şu vardı; Harun iyi müzik yapıyor da daha da geliştirilebilir bu iş. Eminim Harun’un da kafasında bu vardı. O dönem Emre’yle de tanışıyordum. Emre’de aynı şeyleri düşünüyor filan... Sonra bizim bir şekilde yolumuz kesişti. Hep beraber stüdyoya girdik. Ve o anda şunu fark ettik; Karadeniz müziği, Anadolu müziği özünden kopmadığınız sürece her şeyi kaldırıyor. Hepimizin katacağı bir şeyler var, yenilikler var. Hepimizin şarkıyı düzenlerken durmayı düşündüğümüz yerlerde aynı. Aynı yerde tamam oldu diyoruz. Yedi kişi aynı şeyi hissediyoruz. Kalabalık bir grubuz ama uyumluyuz, kafalarımız benziyor, Entu’yu Entu yapan en önemli şeylerden biri bu galiba.Birçok konuda hemfikiriz. Hemfikir olmadığımız konularda herkesin kafası açık olduğundan sorun yaşamıyoruz. Gerçekten iyi arkadaş herkes o da var tabi. Kalabalık bir grup için olmazsa olmazdır bu bizce.

Gelelim grubun Karadenizli olmayan tek elemanına. Emre (Özegemen) senin yolun nasıl kesişti Entu ile?
Benim için önemli olan iyi müzik yapılıyor olması. Aslında Karadeniz müziğine bir hevesim yoktu. Kazım Koyuncu’nun albümlerini biliyordum. Ama Karadeniz müziği yapmazdan önceki halini. İgzas albümlerini mesela çok beğeniyordum. Ama tanışamadım maalesef kendisiyle. En yakın arkadaşıyla Harun’la (Topaloğlu) tanıştık. Öyle hemen müzik yapmaya başlamadık. Önce güzel bir arkadaşlığımız oldu. ama en önemlisi güzel müzik yapıyor olmamız.


İYİ MÜZİK YAPMAK HEDEFİMİZ

Yakında albümünüz de çıkacak. Ne hedefliyorsunuz bu albümde? Ne yenilikler olacak ya da yenilikler olacak mı?
Emre Özegemen: Şöyle düşünün; biz lastiğin gerilmiş hali gibiyiz. O lastiği ne kadar gerip bırakırsan o kadar acıtıyorsun. Yani biz ne kadar veriyorsak, karşı taraf o kadar alıyor. Biz insanların güzel etkilendiğini, güzel bir etki yarattığımızı düşünüyoruz.

H.T.: Yaptığınız iş kendi hedefini buluyor zaten. Önce iyi bir iş yapalım. Daha sonra bunun karşılığı nasıl olur göreceğiz. Hedefimiz iyi müzik yapmak. Popüler anlamda bir karşılığı olsun, çok satsın gibi bir beklentimiz yok.

Peki ne aşamada albüm çalışmalarınız?
H.T.:
Hemen her gün albümle ilgili prova alıyoruz. 15-20 gün sonra başlayacağız kayıtlara. Mart gibi de çıkmasını bekliyoruz.

Albümde size ait söz-beste olacak mı? Bir de hangi dillerde şarkılar yer alacak?
Albümde bize ait 4 tane beste var. Diğer parçalar anonim ama müzikleri ağırlıklı beste olarak yer alacak... Şarkılarımızın çoğu Türkçe. Sanırım 1 adet Hemşince ya da 2 de olabilir parçaya yer vereceğiz. Lazca, Rumca parçalar için bir takım araştırmalar yapıyoruz. Ama bizi alıp götüren bir parça daha çıkmadı.

Entu bütün işlerine ‘aşk ile’ diyerek girişiyor...        
Her şeye başlarken bir umut işte. Aşkla yapmak her şeyi, en ufak şeyi hem de en ufak şeyi bile aşkla yapmalı. Öyle yaparsanız etrafınızdaki her şey de aşka dönüşür...Umut ediyoruz her birimiz..aşk ile...

Kazım...
Kazım Koyuncu bizlere söyleyeceklerini söyledi ve yıldızlardan bizleri izliyor ve mutlaka dinliyor. Şimdi bizler ondan neler öğrendik onu görmeye çalışıyoruz, çalışmalıyız. Her şey için Kazım’a binlerce kez teşekkür ederek.
 

ÖNCEKİ HABER

Zorunlu göçün kapısı tekstil atölyesine açılıyor

SONRAKİ HABER

Avustralya Açık tek kadınlarda finalin adı: Osaka-Kvitova

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa