Bir Fransız atasözü der ki...

Şehir Tiyatroları, sezonu Alman yönetmen Roberto Ciulli yönettiği "Danton'un Ölümü" ile kapattı. Fransız Devrimi'nin önderlerinden Danton'un giyotinde biten yaşam öyküsünü anlatan oyun, "devrim ve ölüm" temasına yoğunlaşıyor.

"Devrim kendi çocuklarını yer". Cafcaflı bir laf! İhtilale ömrünü bile vermiş olsan; o ihtilalin, bir gün seni ölüme götüreceği tehdidini iliklerine kadar hissetmen istenir. Tarih onu adres gösteriyor, ama bu sözü ilk Danton mu söylemiş acaba? Ya da Danton'dan bugüne kaç kere yinelenmiş bu söz? İstanbul Şehir Tiyatroları'nın Alman yönetmen Roberto Ciulli yönetiminde sezonun son oyunu olarak bir hafta sahnelediği ve gelecek sezona devrettiği "Danton'un Ölümü" hakkındaki yorumlar da çoğunlukla "devrim ve şiddet" arasındaki dolaysız bağ üzerine yoğunlaşıyor. Fransız Devrimi'nin bu önder isminin giyotinde biten yaşam öyküsü ve onu öldürenlerin de kısa süre sonra giyotinde can verdiği düşünüldüğünde, yorumlar da "şiddete ve kana öfke" minvalinde biçimleniyor. Oyunun yazarı 24 yıllık kısa ömründen geriye üç önemli oyun bırakmış bir isim: Alman yazar George Büchner. 1813 yılında doğan Büchner'in oyunları "Danton'un Ölümü", "Leonce ile Lena" ve "Woyzeck". Çağdaşı herkes gibi, Fransız Devrimi'nin etkilerini bütün düşüncelerinde taşıyan Büchner, devrimin ardından yaşanan süreç karşısında umutsuzluğa kapılan ve insanlığın büyük bir kısırdöngü içinde debelenip durduğunu düşünüyordu. Onu "Danton'un Ölümü"nü yazmaya iten bu "karamsar" düşünceler olmuş.

Danton ve Robespierre Büchner'in 1933 yılında nişanlısına yazdığı mektupta sarf ettiği; "Kan ggörmeye alıştım, ama giyotin bıçağı değilim ben. İnsanoğlunun kutsandığğı lanetli sözlerden biri de zorunluluk sözü. 'Vurmak zorunlu olduğğunda vuranın vay haline' deyişi dehşet verici" sözleri "Danton'un Ölümü"nün ana fikri olarak da düşünülebilir. Fransız Devrimi sürecinde aristokrasiye karşı daha ılımlı olan taşralı burjuvaların oluşturduğu Jirodenler'e karşı zaferi kazanıp, iktidara yerleşen Jakobenler'in iki öncü ismidir Danton ve Robespierre. Jakobenler, bütün kalıntılarıyla ortadan kaldırmak istedikleri aristokrasiye karşı şiddet uygulama ve toplumsal eşitlik sağlama amacındadır. Danton bir süre sonra, giyotinlerin artık durması gerektiği görüşüne yaklaşırken; Robespierre "Dehşet, çünkü onsuz erdem güçsüzdür" aristokratların daha temizlenmesi gerektiğini savunur. Danton karakterinin bezgin ve umutsuz tutumuna da dikkat çekmek gerekir. Robespierre'nin "ahlaksızlık" olarak tanımladığı "haz, keyif" düşkünlüğü ile birleşen bir bezginliktir bu. Sonunda, önce Danton karşıdevrimci olarak giyotini boylar, ardından da Robespierre... Karl Marx'ın "...birinci Fransız Devrimi'nin partileri ve yığınları kadar kahramanları da, Romalı kılığında ve Roma'ya özgü cafcaflı sözler kullanarak, kendi çağlarının ödevini, yani modern burjuva toplumunun meydana çıkması ve kurulması işini yerine getirdiler" dediği isimler sırasıyla birbirlerini giyotine göndermiştir. Yoksullara ve herkese; eşitlik, özgürlük ve adalet vaat eden devrim, sonunda burjuva diktatörlüğe evrilmiştir.

Şiddet aynılaştırılıyor Büchner, "Danton'un Ölümü"nde, yeni bir çağı açan büyük Fransız Devrimi'nin ekmek ve su isteyen yoksullara kesik başlar ve kan verdiğini söylüyor; Danton'un ağzından. Bu devrimin önemini yadsıyan bir tutum değil elbette. "Danton'un Ölümü" ile bütün bir Fransız Devrimi'ni anlatma iddiasında değil Büchner; sadece "devrim ve ölüm" temasına odaklanıyor. Oyunun Roberto Ciulli yorumunda da bu unsurun fazlasıyla öne çıktığını söylemek mümkün. Ancak, oyunun "sınırlı" olduğu gerçeğini göz ardı etmenin ciddi riskler yaratacağı da muhakkak. Oyunun yönetmeni Roberto Ciulli'nin, Zaman gazetesinde yayınlanan röportajında sarf ettiği şu sözler gibi örneğin: "O dönemdeki barbarlıkları aktüalize ediyoruz ki, insanlar oyunu seyrettiklerinde düşünsünler: Irak Savaşı'nın gerçekten bir anlamı var mı? Orada yaşananlar da Fransız Devrimi'nin uygulama şeklinden başka bir şey değil. O kadar kan dökülüyor." Bu yaklaşımı, oyunda yoksul halkı simgeleyen karakterlerin kaba saba ve şiddet meraklısı halleri ile birleştirdiğimizde, ortaya her türlü şiddeti aynılaştıran bir tutum çıkıveriyor. Bu gazete haberlerinde, yorumlarda, röportajlarda bilinçli bilinçsiz kullanılan "bir amaç için insan öldürmenin anlamsızlığı" gibi, devrim gerçeğinden çok uzak yorumlara kadar götürüyor insanı. ABD'nin kaba kuvvetini anladık da; bağımsızlık için kan döken direnişçileri nereye koyacağız bu yaklaşımla? Üstelik, "şiddet" ile sınırlı tartışma, Fransız Devrimi'nin tarihsel önemini olduğu kadar; nasıl giderek "eşitlik, özgürlük ve adalet" taleplerini yok sayan bir burjuva diktatörlüğüne dönüştüğü gerçeğinin de üzerini örtmez mi? Yeni sezonda... "Danton'un Ölümü"nü Teather an der Ruhr'un Genel Sanat Yönetmeni Roberto Ciulli'nin yönettiği oyun, canlı sahne ve müzikleri, başarılı oyunculukları ile öne çıkıyor. Özellikle Danton rolünde Engin Alkan'ın önemli bir performans gösterdiğini belirtmek lazım. Oyunun diğer rollerini Arif Akkaya (Robespierre), Levent Üzümcü (Camille), Hakan Arlı (Lacroix), Ayşen Sezerel, Yeliz Gerçek, Nergis Çorakçı, Işıl Zeynep Karaalp, Bahtiyar Engin, Cengiz Tangör, İbrahim Can paylaşıyorlar. Aziz Çalışlar'ın Türkçe'ye çevirdiği, dekor tasarımı Gralf Habben, kostüm tasarımı Heinke Stork - Leo Kulasch; ışık tasarımı Mahmut Özdemir; efekt tasarımı Ersin Aşar imzası taşıyor. "Danton'un Ölümü", İstanbullu izleyicilerle bir haftalık buluşmasının ardından sezonu kapattı. Yeni sezonda yeniden izleyiciyle bulaşacak olan oyunun, Teather an der Ruhr yorumu da kısa süreliğine İstanbul'a konuk olacak.

'Kahrol Danton' Danton ve Robespierre'den söz edip; de Nâzım Hikmet'in "İhtilali Kebir" şiirini anmamak olmaz: "Kahrol Danton./ Ölmelisin Robespierre'im.../ Yaşasın Marat! / Ben Babeuf'le beraberim". Babeuf mu? Fransız Devrimi'nin sol kanadı sayılan Eşitler Hareketi'nin önderi Babeuf, Komünist Manifesto'da şöyle anlatır: "Feodal toplumun devrildiği ve herkesin galeyan içinde bulunduğu bir zamanda işçi sınıfının kendi sınıf çıkarlarını üstün kılmak için doğrudan doğruya giriştiği ilk teşebbüs, gerekli maddi şartlar oluşmadığı için başarısızlıkla sonuç vermişti." Tarihe düz bakınca Babeuf, "Danton'un Ölümü"nde şiddetle eleştirilen Robespierre'den daha da radikal görünebilir; ama devrim bu... Bir kez başladı mı; ilerlemeli. Öyle de olur hep. Danton'un oyunda söylediği "Biz devrimi yaratmadık, devrim bizi yarattı" sözünü anımsamakta fayda var. Bu sözü, "devrimin asıl gücünün 'kahramanlar' değil, geniş halk yığınları olduğu" biçiminde okumak mümkün. Hal böyle olunca, aslolan da onların talepleri olmalı; hani Fransız Devrimi'nin eksik bıraktığı... Kesik başlar ve su gibi akan kanların nedeni de buralarda olsa gerek... Hem, ne diyordu bir Fransız atasözü; üç şey kansız olmaz; ilki devrim...

www.evrensel.net