Reformcu hüsran

Reformcu hüsran

İranlı bir uzman, parlamento seçimlerinde reformcuların hezimete uğramasını ABD'den bekledikleri 'sıcaklığı' bulamamalarına bağlıyor.

İran'da geçen ay yapılan parlamento seçimlerinin ardından, Tahran'daki analistler "reformist hareketin" gerileme ve düşüşünün sebeplerini incelemekle meşgul. Bazı İranlı analistler, hezimete neden olan başlıca etkenin, ABD Başkanı George W. Bush ve yönetiminin, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve diğer reformist liderlerle buluşmaktaki isteksizliği olduğunu söylüyor. Daha önce hem İran parlamentosuna hem de Dışişleri Bakanlığı'na danışmanlık yapmış olan İranlı bir uluslararası ilişkiler uzmanının iddiasına göre; 20 Şubat seçimlerinde parlamentonun kontrolünü alan 'muhafazakârların' bu üstünlükleri, Bush yönetiminin izlediği sert politikalarla bağlantılı.

Çöküşün sebepleri Adı gizli tutulan uzman, Bush'un İran'ı "Şeytan Ekseni"ne koyma kararının, İranlı muhafazakârları ateşlediğini ve onların gücü yeniden ele alma çabalarına ivedilik kazandırdığını söylüyor. Muhafazakârlar, parlamento çoğunluğunu kazanmalarını garanti altına almak için seçim sürecini kendilerine göre düzenlediler. Bununla birlikte, Tahran'daki uzmanların çoğu, reformistlerin içe dönük reformlar yapma fırsatlarını boşa harcadıkları ve bu nedenle kamuoyunda oluşan ilgisizliğin muhafazakârların seçim sürecini yönlendirmesine yardımcı olduğu görüşünde birleşiyor. Ama bazıları; eğer ABD reformistleri desteklemek için daha çok şey yapmış olsa, onların güçlerini koruyabileceklerine ve böylece Irak dahil pek çok önemli konuda ABD ile işbirliği yapabileceklerini ispatlayabileceklerine inanıyor.

Hatemi'nin 'fırsat penceresi' Dış politika uzmanı, bunu şöyle açıklıyor: "11 Eylül'den, Bush'un 'Şeytan Ekseni' konuşmasını yaptığı 2002 Ocak ayına kadarki dönemin, ABD-İran ilişkilerinin kurulması için bir fırsat penceresi olduğu söylenebilirdi. Bunda başarılı olunsaydı, reformistlerin eli güçlenirdi. Amerikalılar hiçbir zaman onları ciddi olarak desteklemedi." ABD'deki politika belirleyen çevrelerde son derece yaygın olan görüş, İranlı reformist ve muhafazakârlar arasında, esaslı dış politika farklılıkları olmadığı yönünde. Ford, Carter ve Reagan yönetimleri dönemleri boyunca, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde danışmanlık yapan İran uzmanı Gary Sick, İran'ın "Şeytan Ekseni" içine sokulmasını "zararlı" görüyor. Bununla birlikte, İranlı reformist ve muhafazakârların bazı kilit dış politika alanlarında uzlaşmaya vardıklarını düşünüyor: "İki kesim, petrol ve güvenlik konularında yabancılara karşı tek vücut olma eğiliminde."

Ayrım noktaları İranlı uzman ise, dış politikada iki kamp arasında çok az fark olduğu görüşüne şiddetle karşı çıkıyor. ABD'nin, Hatemi yönetimi tarafından gönderilen bir dizi mesajı kaçırdığını ve bu mesajların, aslında arada bir fark olduğunu doğrulayacağını iddia ediyor. Uzmanın anlattığına göre; 11 Eylül'ün ardından Hatemi büyük bir ısrarla, ABD karşısında açık bir politika izlenmesini, Bush yönetiminin düşman yapılmasının "intihar" anlamına geleceğini savundu. Uzman sözlerini şöyle sürdürüyor: "Hatemi, gönül alma ve sınırlı ortak hareket etme politikası önerdi. Anlaşılan, dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve başka bazı muhafazakâr liderler de, en başta ona yol vermeye, 'izle gör' tavrı takınmaya razıydılar." Bu 'izle gör' döneminde İran bazı iyi niyet gösterilerinde bulundu. Örneğin, Afganistan'daki Taliban iktidarının devrilmesi girişimiyle sınırlı bir işbirliği ve Afgan savaş ağası Gülbeddin Hikmetyar'ın İran'dan sınırdışı edilmesi... Bazı kaynakların verdiği bilgiye göre, buna ek olarak, Hatemi'nin yardımcıları ve reformcu elçiler yabancı diplomatlara gönderdikleri mesajlarda, "eğer Washington, İran karşıtı söylemini yumuşatmak veya ambargoyu gözden geçirmek gibi jestler yaparsa Tahran'ın esaslı konularda, mesela Ortadoğu barış sürecinde işbirliği yolları arayacağını" bildirdiler. Hatemi'nin çağrıları, uzmana göre, "aslında İran'ın daha önceki dış politika davranış ve doktrininden büyük bir kopuş" oldu. Yine uzmanın ifadeleriyle, Amerikalılar, bu girişimlere karşılık vermek yerine, baskıyı tercih ettiler.

Pencere kapandı! Hatemi'nin 'penceresi', Bush'un "Şeytan Ekseni" konuşmasıyla birlikte yüzüne kapandı. İranlı muhafazakârlar büyük bir hızla, Hatemi'nin yakınlaşma çabalarının ABD'de 'zayıflık işareti' olarak algılandığı kanısına vardılar. Uluslararası ilişkiler uzmanı bunu anlatırken, "Bazı Devrim Muhafızları komutanları açıkça Hatemi'yi aşağılıyorlardı" diyor.

Irak politikası Bu noktadan sonra Hatemi dahil olmak üzere reformistler, büyük oranda dış politika belirleme süreçlerinden dışlandı. İranlı uzmana göre, "ulusal güvenlikle ilgili bütün kararlar mollalar tarafından alınmaya başlandı." "ABD'nin asla barışılamayacak bir düşman olduğu" kavrayışı, İranlı muhafazakârları, İran ve Irak'taki Şiiler arasındaki bağlantıları geliştirmeye itiyor. Uzman, İran'ın Irak ile ilgili tüm politikalarının, Devrim Muhafızları'nın örtülü operasyonlar yürüten "Kudüs Tugayı" tarafından yürütüldüğünü iddia ediyor. Iraklı Şiiler giderek daha çok kendilerine güveniyor ve böylece belirgin biçimde ABD'nin Irak'taki çıkmazlarını artırıyorlar.

Muhafazakârlar ipleri ellerine aldı İranlı muhafazakârların düşüncesine göre, ABD'nin Irak'ta bataklığa batması İran'ın güvenliğini artıracak; çünkü böylece Washington'un başka yerlerde de rejim değiştirme yönündeki cesaretleri kırılacak. Bugünlerde sıkça dile getirdikleri şey, Bush yönetiminin son aylarda Tahran'a yönelik eleştirilerini azalttığı ve "rejim değişikliği" söylemini büyük oranda terk ettiği. Bunu, "doğru dış politika rotası" izlediklerinin kanıtı sayıyorlar. İranlı uzmanın iddiasına göre; muhafazakârların dış politikayı tekellerine almasından sonra, önceleri reformistlere yakın gözüken Dışişleri Bakanlığı, şimdi muhafazakârların elinde.


(*): İranlı gazeteci (Eurasianet)


Afganistan bozgunu Mollalar özellikle, İran'ın Afganistan politikasını allak bullak etmesini eleştiriyorlardı. ABD'nin Taliban'ı devirmesinin ardından İran, bu ülkedeki etkisinin yok olduğunu gördü. Muhafazakârlar, Sovyet işgali sırasında mücahitleri destekleyen ve 2 milyon mülteciye kucak açan İran'ın, ABD gelince nüfuzunu koruyamamasına ateş püskürüyordu. Bugün Tahran'ın Kâbil üzerindeki etkisi yok denecek kadar az. İran'ın bu ülkedeki sadık adamı olarak bilinen Herat Valisi İsmail Han bile, eski hamilerine kafa tutuyor. Bu durum ve 'Şeytan Ekseni' konuşması, reformistlerin dış politikadaki kısa süreli üstünlüklerinin sonu oldu.


'SEÇİMİN GALİBİ RAFSANCANİ OLDU' İran'daki parlamento seçimlerinin esas galibinin "muhafazakârlar" değil; eski Cumhurbaşkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani olduğu konuşuluyor. Reformcu Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve muhafazakâr dini lider Ayetullah Ali Hamaney ise seçim krizinden güç kaybederek çıktı. Asia Times gazetesinde yer alan değerlendirmede, başkent Tahran'dan seçilen 30 milletvekilinin de Rafsancani'ye yakın kişiler olduğu belirtildi. Gazetenin yorumunda, "Seçim dönemindeki dalavereler nedeniyle zarar görmüş bir dini lider ile, neredeyse tüm popülerliğini ve karizmasını kaybetmiş bir cumhurbaşkanının arasında oturan Rafsancani, seçim krizinin gerçek galibi olarak görülüyor" denildi. Rafsancani, muhafazakâr olmasına karşın, yüzlerce reformcu aday adayının seçime katılmasının engellenmesini eleştirmişti. Bu arada, reformcuların başarısızlığı konusunda çeşitli yorumlar yapılıyor. Bazı reformcular, halkın kendilerinden umudunu kestiğini, çünkü sistemde radikal değişiklikler olmadıkça reformcuların elinin kolunun bağlı olduğunu gördüklerini belirtiyor. Reformcuların başarısızlığını halkın ekonomik sorunlarını çözememelerine bağlayanlar ise, muhafazakârların benzer bir duruma düşebileceklerine işaret ediyor. Kendi içlerindeki mücadeleleri iyice kızışacak olan muhafazakârların, ekonomik sorunların çözümü için ne gibi politikalar izleyecekleri belirsiz.

www.evrensel.net