14 Haziran 2015 08:30

Girê Spî’yi özgürleştirme operasyonu, AKP’nin hayalleri ve gerçekler

Til Ebyad’ın güneyinde kalan IŞİD’in Suriye’deki ana karargahı olan Rakka kentine giden bir nefes borusu. Kafkaslardan ve Avrupa’dan gelip IŞİD’e katılanların kullandığı yol olan Til Ebyad sınır kapısı aynı zamanda lojistik desteğini sağladığı bir kapı. YPG Til Ebyad’ın denetimini ele geçirdiğinde hem Cizir ve Kobani kantonları birleşmiş olacak hem de IŞİD’in nefes borularından biri kesilmiş olacak.

Paylaş

Mela EHMED

Suriye savaşı şüphesiz ki Ortadoğu’nun yeniden şekillen(diril)mesinde en önemli cephelerden biridir. Hatta en önemli cephedir diyebiliriz. Sadece Suriye savaşına taraf olan güçlere baktığımızda bile (ABD, Rusya, İran, Suud, Katar, Ürdün, Türkiye, Hizbullah vs…)  bu savaşın Ortadoğu’nun şekillenmesinde ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. AKP de hem Ortadoğu’ya yön verecek olan parti olma hülyası hem de Kürtlerin olası bir statü elde etmesini engellemek için Esad sonrası oluşacak Suriye’de etkin olmak adına artık insanlık dramı haline gelmiş Suriye savaşına tabiri caizse balıklama daldı.
Birkaç ay içinde Şam Emevi Camii’nde fetih namazı kılmayı düşleyen AKP, aynı şekilde Kürtlerin de statü elde etmesini engelleyeceğini düşünüyordu. O süreçte AKP’nin Kürtleri terörize etme, uluslararası alanda yalnız bırakma, sınır kapılarını kapatma, KDP aracılığıyla Rojava’nın etrafına hendekler kazma, neredeyse her gün sınırdan geçmeye çalışan Kürt sivilleri 3’er 5’er öldürme, IŞİD, Nusra, Ahrar gibi cihadçı terör örgütlerini destekleyip YPG’nin üzerine gönderme ve daha birçok şeyi denemesine rağmen Rojava’nın günbegün çetelerden temizlenmesinin ve sosyal, siyasal, askeri, kültürel, diplomatik alanda kendisini daha da güçlü kılmasının önüne geçemedi.

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta Lübnan’ın sekiz katı kadar bir alanı ele geçirmesi ve Batının bölgedeki karakolları olan Suud, Ürdün ve diğer Körfez ülkelerini tehdit etmesinden sonra Batı dünyası için IŞİD öncelikli tehdit haline geldi.

BATI DESTEĞİNİN NEDENİ

Gerek Irak gerekse de Suriye’de Batının desteklediği güçlerin IŞİD karşısında istenilen düzeyde ilerleme sağlayamaması ve hatta Batının verdiği silahları IŞİD’e kaptırması karşısında daha az desteğe rağmen YPG/J güçlerinin IŞİD karşısında çok hızlı zaferler kazanması ve özellikle de YPG/J’nin seküler bir güç olması Batı için YPG/J’yi kaçınılmaz bir partner yaptı.

Burada birkaç noktaya değinmek gerekiyor. Batı dünyası YPG/J’yi haklı mücadelesi ya da sadece seküler bir güç olduğu için desteklemiyor. Öncesinde hatırlayacak olursak Batının güdümünde olmayı reddettiği ve “3. yol” teorisiyle ne cihadçılardan ne de Suriye ordusundan yana tavır koymayıp “Özsavunma ve Suriye halklarının eşit ve demokratik birliği” çerçevesinde bir çözüm sunduğu için Rojava Kürtleri Batı tarafından uzun süre ambargoya maruz bırakıldı. Batı dünyası bu baskıyı Türkiye ve KDP üzerinden yapıyordu. Cenevre 2 görüşmelerine sahada savaşan en güçlü ordulardan biri olduğu ve Suriye Kürtlerini halk bağlamında da temsil ettiği halde PYD liderliğindeki siyasi partiler ve YPG/J ABD’nin baskısıyla çağrılmamıştı. Bunun yerine KDP’ye yakın partilerden oluşan ve sadece tabela partisi olan ENKS partileri Cenevre 2 görüşmelerine çağrılmıştı. Suriye’nin gerçek bileşenlerinin temsil edilmediği Cenevre 2 görüşmeleri de hatırlanacağı üzere sonuçsuz bir şekilde bitmişti. Peki ne oldu da Batı YPG/J ile ilgili fikir değiştirdi?

1-    Batının Suriye’de desteklediği tüm “ılımlı” gruplar ya Nusra ya da IŞİD tarafından diskalifiye edildi ve Batının verdiği silahlar da bu terörist grupların eline geçti.
2-    IŞİD ve Nusra gibi çetelerin savaşçıları çok yüksek bir savaş motivasyonu (cennet) ve savaş tecrübesine sahipler. Bunların karşısında dini olmasa bile ideolojik olarak güçlü bir savaş motivasyonuna sahip olan güç de YPG/J’dir (Aynı motivasyona sahip Lübnan Hizbullah’ıyla Batının kısa vadede ilişki kurması beklenemez)
3-    Batı dünyası rejimin devrilmesi bir yana gün geçtikçe cihadçıların alana hakim olması karşısında önceliğini cihadçılara verdi. Afrin’den Haseke’ye kadar uzanan Kuzey Suriye’de cihadçılarla savaşabilecek ve sonuç alabilecek tek güç YPG/J’dir.

4-    Savaşçı kadınları ve seküler yapısıyla YPG/J güçlerini desteklemek, Batının kendi iç kamuoyuna hesap vermesini daha da kolaylaştırıyor.

Bu maddeleri daha da uzatmak mümkündür. Ancak şu anki YPG/J – Batı ortaklığının tamamen çıkarlara dayandığını ve YPG’J’nin Batının istediği noktaya gelmesi bir yana Batının YPG/J’nin durduğu “Cihadçılarla mücadele ve siyasal çözüm” noktasına geldiğini belirtmek gerekiyor.

TİL EBYAD’IN ÖNEMİ

Batının havadan destek verdiği Girê Spî(Til Ebyad) operasyonu ise YPG için çok büyük bir öneme sahip. Til Ebyad, Cizir ve Kobani kantonlarının arasında kalan Akçakale’nin karşısındaki bir şehir. IŞİD 2014’te buranın denetimini Ahrar ve diğer cihatçı grupların elinden aldıktan sonra burdaki sınır kapısının da denetimini ele geçirmiş oldu.

Til Ebyad’ın güneyinde kalan IŞİD’in Suriye’deki ana karargahı olan Rakka kentine giden bir nefes borusu. Kafkaslardan ve Avrupa’dan gelip IŞİD’e katılanların kullandığı yol olan Til Ebyad sınır kapısı aynı zamanda lojistik desteğini sağladığı bir kapı. YPG Til Ebyad’ın denetimini ele geçirdiğinde hem Cizir ve Kobani kantonları birleşmiş olacak hem de IŞİD’in nefes borularından biri kesilmiş olacak. Kobani kantonunun içinde bulunduğu izolasyon kalktığı gibi Kobani ve Afrin arasında kalan bölgedeki Cerablus, Minbej, el Bab gibi Halep’in Kuzey bölgesine yapılacak IŞİD operasyonları için de lojistik bir hat oluşturulmuş olacak.

IŞİD’in 2 hafta önce Kilis sınırındaki “muhaliflerin” elindeki Bab el Semele kapısına yönelmesi ve Afrin’i de tehdit etmesi bu hamleyi daha da ivedi hale getiriyor.

Şimdi buradan tekrar Til Ebyad operasyonuna gelecek olursak, Til Ebyad’ın doğusundan YPG/J’nin de içinde yer aldığı Burkan el Fırat güçlerinin ve Til Ebyad’ın batısından da YPG/J, ÖSO’nun Cizir Kantonundaki kolu olan Livai Tahrir, Süryani askeri meclisi ve Arap Şamer aşiretinden olan güçlerin Til Ebyad’ı özgürleştirme operasyonuna başlaması bölgedeki Arap devletler ve Nusra gibi IŞİD muhalifi güçlerden çok AKP’yi rahatsız etmiş görünüyor.

ERDOĞAN’IN DEMAGOJİSİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Til Ebyad Operasyonu için “BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, dünyadaki adaletsizlikleri önlemek konusunda öncülük yapması gereken kurumların, önce kendilerini ıslah etmeleri gerekiyor. Tel Abyad’da Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu Batı’ya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz?” diyerek IŞİD’in elindeki toprakların ve IŞİD zulmü altında inleyen halkların kurtarılmasına tepki gösterdi. Bunu da biraz da seçim sonrası hezimetini yine Kürt düşmanlığı üzerinden örtmek için yine Kürtleri hedef göstererek yaptı.

Oysa 2014 yılında IŞİD’in eline geçen Til Ebyad merkezde bulunan binlerce Kürt aile göç ettirilmiş, merkezdeki Kürt kurumu MALA-GEL havaya uçurulmuş, Til Ebyad doğuda kalan Kürt köyleri boşaltılmış, onlarca sivil kaçırılmış ve onlarcası da Til Ebyad şehir merkezinde halka açık bir şekilde çarmıha gerilmişti. IŞİD bu görüntüleri de gururla yayınlamıştı.
Til Ebyad’ın doğusunda kalan köylerin neredeyse tamamı Kürt köyleridir. BAAS rejiminin Arap kemeri politikasına rağmen şehir merkezinin %30’u da Kürtlerden oluşuyordu. Buna rağmen RTE tarafından bir Türkmen ve Arap şehri diye sunuluyor.
Diğer taraftan, Til Ebyad operasyonuna sadece YPG/J değil Burkan El Fırat, Livai Tahrir, Arap Şamer aşiretinden oluşan Ceyşul Senadid, Süryani askeri meclisi Sutoro ve daha önce bölgede aktif olup IŞİD tarafından kovulan Arap tugaylar katılıyor. Cizir Kantonunun Eşbaşkanlığına Arap bir lideri getiren Rojava yönetiminin “Arapları ve Türkmenleri katlettiği” iddiası RTE dışında herkese sadece komik gelir.

Twitter: @mela_ehmed

ÖNCEKİ HABER

Zincirin kopan halkasını Paramaz’ın şahsında birleştirelim!

SONRAKİ HABER

ODTÜ öğrencileri: Teknik gezi masraflarını üniversite karşılamalı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa