Cumhuriyetin ilk öğrenci eylemi: Wagon Lits protestosu

Cumhuriyetin ilk öğrenci eylemi: Wagon Lits protestosu

Cumhuriyetin ilk on yılı içinde İstanbul’da meydana gelen iki öğrenci eylemi kentin sosyal tarihinde derin izler bırakarak tarihe geçti.

İskender ÖZSOY

Cumhuriyetin ilk on yılı içinde İstanbul’da meydana gelen iki öğrenci eylemi kentin sosyal tarihinde derin izler bırakarak tarihe geçti.

İlk eylemin tarihi 16 Kasım 1924.

O gün, üniversite öğrencilerinden tramvaylarda yarım ücret yerine tam ücret alınmasını protesto için başlatılan eylem gittikçe büyümüş, iki öğrenci silahla yaralanmıştı. Belçikalıların yönetimindeki tramvay şirketinin Tünel’deki merkezini de basan öğrencilerin siyasi yönü olmayan eylemi olumlu sonuç vermiş, öğrenciler indirimli biletle yolculuk hakkını yeniden kazanmıştı. (*)

Türkiye’nin sosyal tarihine “Wagon Lits olayları” diye geçen eylemin de kahramanı öğrenciler.
25 Şubat 1933 Cumartesi günü cumhuriyetin onuncu yılının eşiğindeki İstanbul’da düzenlenen gençlik hareketini ateşleyen olayın nedeni Wagon Lits (Yataklı Vagonlar) Şirketi’nin Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde Tokatlıyan Oteli’ndeki acentesinin İtalya uyruklu müdürü Jannoni’nin Türk memur Naci Bey’e hakaret edip onu cezalandırması.  

Jannoni’nin Naci Bey’i cezalandırmasının nedeni, iş yerinde Türkçe konuşmayı yasaklamasına karşın onun bir müşterisinin bilet işini halletmek için şirketin Karaköy’deki  merkeziyle telefonda Türkçe konuşması.

23 Şubat 1933 Perşembe günü yapılan bu konuşmayı müdürlüğe yeni atanan Jannoni duyunca Naci Bey’i yanına çağırarak sert bir üslupla uyarır.

Haberin ertesi gün gazetelerde yer almasından sonra üniversite öğrencileriyle bazı liselerin öğrencileri Wagon Lits’in Beyoğlu acentası ve Karaköy merkez binasının önünde protesto gösterileri düzenler.

Öğrencilerin 25 Şubat 1933 Cumartesi günü öğleden sonra İstiklal Caddesi’nde şirketin önünde toplanması üzerine Jannoni ve çalışanlar şirketi terk eder, kepenkler indirilir.

Yüzlerce öğrenci şirket önünde  “Memlekette Türk ve Türkçe hakimdir” diye slogan atar, taş ve sopalarla kepenkleri, cam ve levhaları kırarak içeri girip Mustafa Kemal’in fotoğrafını  “Bu müessese bu resme layık değildir” diyerek dışarı çıkarırlar.

Gençler dışarı çıktıklarında karşılarında polisi ve itfaiyenin arazözlerini bulurlar. Ancak bu engeller onları eylemlerinden caydıramaz ve öğrenciler Mustafa Kemal’in fotoğrafıyla şirketin Karaköy’deki merkezine yürürler.

PEYAMİ SAFA’NIN SÖZLERİ

Acentanın camlarını kıran protestocu öğrenciler Babıâli’yle giderek gazeteleleri dolaşırlar.

Cumhuriyet’in önünde gazetenin yazarlarından Peyami Safa öğrecilere seslenenek “Türk diline dil uzatanların dilleri kurusun” diye bağırır.

Öğrenciler daha sonra Gazi’nin fotoğrafını Eminönü Halkevi’ne teslim ederek dağılırlar.

Protesto eylemi ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde şu başlıklarla yer bulur:

“Gençliğin galeyanı. Fakülte ve yüksek mekteplere mensup yüzlerce genç dün Vagon-Li şirketi önünde büyük tezahürat yaptılar, kafile halinde şehri ve gazeteleri dolaştılar. Direktörün hakaretine cevap. Gençler şirketin camlarını kırdılar ve oraya yaraştıramadıkları Gazi’nin resmini alarak halkevine götürdüler. Talebe ‘Türkiye’de Türk dili hâkimdir!’ sesleriyle sokakları dolaştılar.” 
Cumhuriyetin onuncu yılını kutlamaya hazırlanan İstanbul’u sarsan bu öğrenci hareketine Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi de ilgisiz kalamaz ve 26 Şubat 1933 tarihli gazetede “Yataklı Vagonlar İdaresindeki Hadise” başlıklı yazısında özetle şu görüşlere yer verir:
“Türkiye’de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. Bu, kapitülasyonları ilga eden (ortadan kaldıran) Türkiye’ye mahsus bir hal değildir. Bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir haldir. Medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. O kadar. Yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette, değil böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartımanında dahi, kendisine mahsus bir hâkimiyet iddia edilmesine asla ve kat’a müsamaha olunamaz. Yataklı Vagonlar Şirketi’nde Fransızca da konuşulabilir. Fakat orada Türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını) farz etmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır...” 
Cumhuriyet tarihinin en büyük ilk öğrenci hareketiyle ilgili bir ilginç yön de Mustafa Kemal’in Beyoğlu’nda gezmesi.

Bu konudaki haber 26 Şubat 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında  “Reisicumhur Hz. dün Beyoğlu’nda bir gezinti yaptılar” başlığıyla yayınlanmış.

Haber “Reisicumhur Hazretleri bugün öğleden sonra otomobille Beyoğlu’nda bir gezinti yapmışlar ve geç vakit saraya avdet etmişlerdir” şeklinde verilir.

Bu arada eyleme karıştıkları iddiasıyla gözaltına alınan 20 öğrenci sorgulanmalarından sanra serbest bırakıldı.

Öğrencilerin Wagon Lits protestosu ve yankıları özetle böyle.

BİR TANIK ANLATIYOR

Şimdi gelelim emekli TCDD müfettişi 101 yaşındaki Lütfü Karadağ’ın kendisinin de yer aldığı protesto eylemine tanıklığına:

“Günlerden bir gün arkadaşlar lisenin bahçesinde toplanmış, hararetle konuşup duruyordu. Bu konuşmaların sebebi, o zamanlar demiryollarında İstanbul –Ankara arasında yataklı ve yemekli vagon işletmesi vardı. Vagon Li adında bir yabancı şirket tarafından işletiliyordu. Bu şirkette, kardeşi bizim lisede okuyan Naci adında bir çocuk çalışıyordu. Şirketin direktörü Türkçe konuştuğu için bu çocuğu işten çıkarmış. Lisenin bahçesinde toplanan talebeler bu işten çıkarmayı protesto etme ve toplu halde Haydarpaşa Garı’na gidip orayı tahrip etmek kararı aldı. Ve okulu terk edip aralarında benim de olduğum bine yakın talebe marşlar söyleyerek Haydarpaşa’ya gittik. Camları kırdık, memurları tartakladık. Bununla  yetinmeyerek, vapurla şirketin Karaköy’deki merkez bürosuna gittik. Burayı da marşlar söyleyerek tahrip ettik. O zamana kadar böyle bir hareket görülmemişti. Bu kadar kalabalığı önleyecek polis kuvveti de mevcut değildi. Ahali bu ayaklanmayı şaşkın bir halde seyredip ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Protesto hareketi bitince yine vapurla, bilet almadan, Haydarpaşa’ya döndük. O zamanlar Kadıköy’ü demiryolu üzerinden Üsküdar’a bağlayan büyük köprü yoktu. Herkes yürüyerek veya araba ile demir yolunun üzerinden gidip geliyordu. Biz de demiryolunun arasından yürümeye başladık, yukarıdaki düzlüğe çıkınca İngiliz Mezarlığı’nı geçip okula arkadan kapıdan girmeye teşebbüs ettik. Ve girdik de.  Bu arada bir iki kendini bilmez arkadaşımız mezarları tahrip ettiydi.”

(*) Ertan Ünal. Hayat 
Tarih Mecmuası. Nisan 1969.  

www.evrensel.net