30 Ağustos 2026 20:07

Silahlar susunca asıl sınav başlar

Çerçeve yasa oylaması geçti ama benim aklımda PKK’nin silah bırakmasına bile tahammül edemeyen zihniyet, Kürtlerin siyaset yapmasına tahammül edebilir mi sorusu takılı kaldı. Hayırcılar ne istiyor?

Yasanın eksikleri tabii ki var. Kürt meselesini çözmüyor. Eşit yurttaşlığı, anadili, kayyım rejimini, yerel yönetimleri düzenlemiyor. Demokrasi ile hiç alakası yok.

Çerçeve yasa bunları yapma iddiasında değildi zaten.

Yasa silahlı bir çatışmanın sona ermesine hukuki bir zemin hazırlıyor.

Bu yasa bir nevi af yasası ama silahların susmasını sağlayacak bir af yasası.

Böyle bir yasaya “hayır” demek, hele bunu “İçinde demokrasi yok” diye açıklamak hiç inandırıcı değil. Oylanan şeyin bir demokrasi paketi olmadığını herkes biliyordu.

Silahların bırakılmasının önünü açacak bir çerçeveye “hayır” demek için Kürt meselesini çözecek çok daha güçlü başka bir çözüm önerisi ile gelinmesi gerekirdi ama muhalefetin böyle bir derdi yok.

Yeni Parti’nin parti programındaki Kürt meselesine dair birkaç olumlu cümlesi her gün televizyonlarda parti temsilcileri tarafından “biz öyle demek istemedik” şeklinde adeta yalanlanıyor!

Yeni Parti’de hayır diyenlerin “Yasada demokratikleşme yoktu, onun için hayır dedik” açıklaması bana çok iki yüzlü geliyor. Gerçek itiraz nedenlerinin bu olduğuna inanmıyorum. Bu kişiler Kürt meselesi gündeme geldiğinde eski devlet refleksine sarılan kişiler. Tek bir siyasetleri var: Bir şey değişmesin. Anayasanın Kürtleri inkâr eden dili tartışılmasın. Anadile dokunulmasın. Merkeziyetçilik sorgulanmasın.

Yurttaşlık tanımı açılmasın. Kısacası silahlar bırakılsın ama düzen eskisi gibi yerinde kalsın.

Ulusalcı muhalefetin asıl huzursuzluğu Kürt meselesinin devletin klasik güvenlik paradigmasının dışına çıkma ihtimali. Bundan çok korkuyorlar. Yeni Parti içindeki 54 “hayır” oyu buradan kaynaklanıyor. Özgür Özel’in kendi “evet” eğilimini açıklayıp grubu serbest bırakması bu damara boyun eğmek ve yeni bir siyaset geliştirememek aslında.

Bir de Türk solunun hayırcıları var. Bu kesime göre “sosyalistler Kürtlerin karar verme hakkını ilkesel olarak tanır ama verilen kararı tanımak zorunda değil” diyorlar.

Tabii ki sosyalistler Kürt hareketinin her kararını desteklemek zorunda değil. Ama buradan “Kürtler bu süreci istiyor olsa da ben iktidara vurmak için bu süreci reddederim” sonucuna geldiklerinde başka bir sorun yaratıyorlar.  Kürtlerin siyasal özne oluşu tekrar tali hale geliyor ve Türkiye sosyalistlerinin kendi “büyük” stratejisi merkeze yerleşiyor. Gerçi haklarını da yemeyelim. Bu hayırcı sosyalistler, AKP iktidara geldiğinden bu yana fabrikalarda, sendikalarda, üniversitelerde, öğrenci hareketlerinde, mahalle örgütlenmelerinde, köylerde, mülteci ve göçmen mahallelerinde olağanüstü çalışmalar yürüttüler. İşçi sınıfını örgütlediler, memleketin dört bir yanında güçlü mevziler kurdular, milyonlarca insanın hayatına dokundular. Yirmi beş yıldır büyüyen, toplumda kök salan muazzam bir sosyalist hareket yarattılar. Dolayısıyla elbette onların “büyük” mücadelesi her şeyin merkezinde olmak zorunda!

Kürtlerin ne istediği, ne düşündüğü, hangi siyasal yolu tercih ettiği bunun yanında ayrıntı sayılır.

İroni bir yana, Türkiye sosyalist hareketlerinin bir bölümü Kürt meselesinde derinde bir özne problemi yaşarlar. Kürtler ancak sosyalistlerin önceden çizdiği tarihsel güzergahta ilerledikleri sürece özne kabul edilirler. Kararları “doğru”ysa desteklenir; sosyalist stratejinin dışına çıktıklarında ise birden kandırılmış, teslim olmuş, iktidarın oyununa gelmiş bir topluluk olarak görülürler.

Oysa yıllardır ne deniyor? “Silah bıraksınlar, siyaset yapsınlar.” Şimdi silahların bırakılması ihtimali ortaya çıkınca bu kez Kürtlerin siyaset yaparken ne isteyeceklerinden korkuluyor.

Geçen gün berberde yan koltukta sohbet ettiğim emekli bir İngilizce öğretmeni bunu bütün açıklığıyla ifade etti. Yeni Partili olduğunu söyledi. Çerçeve yasanın onaylanmasını konuşurken silahların susmasının o kadar da önemli olmadığını, asıl büyük tehlikenin silahlar değil “anadilde eğitim” talebi olduğunu söyledi.

Silahı bırakmasalar da olur ama anadilde eğitim istemek olmaz… O zaman yıllardır itiraz edilen şey gerçekten silah mıydı sorusu insanın aklına geliyor…

Bu daha barış değil

Silahların susmasını son derece önemli buluyorum.

İnsanların ölmemesi, çatışmanın sona ermesi, siyasetin önündeki silah engelinin kalkması başlı başına çok değerli.

Ama adını doğru koyalım. Bugün elimizde olan şey henüz barış değil. Bir ateşkes, bir silahsızlanma süreci, barışa açılabilecek bir imkan.

Barış becerebilirsek bundan sonra kurulacak. Hem de belli ki kendiliğinden olmayacak. Toplum talep ederse, iktidar ve muhalefet zorlanırsa, Kürtler kendi sözleriyle bu sürecin öznesi olursa, Türkler kendi korkularıyla yüzleşirse, haklar iktidarın lütfu olmaktan çıkarılıp güvence altına alınırsa kurulacak.

Kürtlerin ne istediğini başkalarının tarif etmediği, kendi taleplerini doğrudan dile getirebildiği bir siyasal zemin kurulması bir başlangıç olacaktır. Barış, Kürtler hakkında konuşulan bir süreç değil, Kürtlerin de kendi sözleriyle katıldığı bir siyasal süreç olacak. Silahsızlanmanın gerçek sınavı da burada başlayacak.

Kürtleri Erdoğan’ın kendilerine verdiği bir tavizin pasif alıcısı gibi görmek büyük haksızlık olur. Erdoğan tarafından kandırılan ve ne yaptığını bilmeyen bir topluluk gibi görmek hem yanlış hem de çok üstenci bir bakış. Katılmak zorunda değiliz ama Kürt siyasetinin kendi iradesi olduğunu herkesin anlaması lazım.

Konuşan, örgütlenen, seçim kazanan, yöneten, itiraz eden ve anayasal değişiklik isteyen Kürde ne kadar tahammül edebilecek?

Barış başka, demokrasi başka

Bu süreç doğrudan bir demokratikleşme süreci değil. Demokrasi ile tabii ki ilişkili ama biri diğerini otomatik olarak doğurmaz.

Devletin yapısı değişmeden, temel haklar güvenceye alınmadan, siyasal temsil özgürleşmeden, yerel yönetimler gerçekten seçilmişlere bırakılmadan, yurttaşlık eşitlik temelinde yeniden düşünülmeden demokratikleşmeden söz edemeyiz.

Silahların susması demokrasi mücadelesinin alanını genişletecektir.

Mutlak otoriteye karşı çıkmak mı gerekiyor? Evet.

Erdoğan’ın giderek otoriterleşen tek adam iktidarına karşı demokrasi mücadelesi mi gerekiyor? Kesinlikle.

Ama bunların çerçeve yasaya “hayır” demekle ilgisi yok.

Hem silahların susmasına “evet” demek hem Erdoğan’ın otoriterliğine “hayır” demek mümkün.

Erdoğan’ın barışı ile barış aynı şey değil

Üstelik Erdoğan’ın bu süreçteki temel derdinin demokratik bir Türkiye kurmak olduğunu düşünmek için elimizde hiçbir neden yok. Onun önceliği kendi siyasal iktidarının devamı.

Dolayısıyla sürecin kaderini Erdoğan’ın niyetlerine bırakmamak gerek. Bugün tahliyeler olabilir. Birkaç yasa değişebilir. Cezaevlerinden sevindirici haberler gelebilir. Bir miktar normalleşme yaşanabilir. Bunların her biri kıymetlidir. Bir insanın özgürlüğüne kavuşmasını kim küçümseyebilir?

Ama bunların toplamı barış değildir. Barışın Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkacak kararlara bağlı olduğu bir ülkede barış kurumsallaşmış değildir. Bugün açılan kapı yarın aynı kişi tarafından kapatılabiliyorsa ortada hak değil, izin vardır.

İşte tam burada anayasa meselesi önem kazanıyor ve büyük bir sorunu da beraberinde getiriyor.

“Yeni anayasa” denildiğinde iktidarın aklındaki anayasa ile demokratların talebi olan anayasa aynı şey değil. Erdoğan açısından yeni anayasa, kendi iktidarının önündeki sınırları kaldırmanın ve siyasal ömrünü uzatmanın aracı haline gelebilir.

Bizim konuşmamız gereken anayasa ise tam tersine iktidarı sınırlayan bir anayasa olmalıdır. Kişiyi değil yurttaşı güvence altına alan, iktidarın değil toplumun anayasası…

Belli ki bundan sonra asıl kavga anayasa üzerinde olacak. Silahlar sustuktan sonra önümüze çok daha zor sorular gelecek.

Kürtlerin eşit yurttaşlığı ne demek? Anadil yalnızca evde konuşulabilecek bir dil mi olacak, yoksa kamusal hayatta ve eğitimde de bir hak olarak kabul edilecek mi? Devlet yurttaşını herhangi bir etnik kimliğin içine yerleştirmeden tanımlayabilecek mi?

Belirsizlik

Yeni sürecin en büyük zaaflarından biri, toplumun bundan sonrasını bilmemesi.

Silahların bırakılması konuşuluyor ama ardından hangi meselelerin konuşulacağı açıkça anlatılmıyor.

Siyasetin boş bıraktığı yeri de korkular dolduruyor. Birinin korkusu anadil. Diğerinin yerinden yönetim. Bir başkasının “ülke bölünecek” endişesi. Bir başkası Kürtlerin her siyasal talebini ayrılıkçılık olarak görüyor.

Berberdeki emekli öğretmenin sorusu aslında Türkiye’nin önemli bir bölümünün zihnindeki soruydu: “Silah bırakıldıktan sonra Kürtler ne isteyecek?”

Oysa, artık başka bir soru sormamız gerekiyor: Kürtlerin silah bırakmasını kırk yıldır isteyen Türkiye, Kürtlerin silahsız olarak isteyeceklerini dinlemeye hazır mı?

Barışın gerçek sınavı budur.

Erdoğan’ın iktidarını tahkim edecek bir anayasaya hayır.

Mutlak otoriteye hayır.

Hakların iktidarın keyfine bırakılmasına hayır.

Demokratik, eşitlikçi, çoğulcu yeni bir anayasaya evet.

Asıl sınav şimdi başlıyor.


Evrensel Gazetesi ‘Forum’ sayfalarında yayımlanan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir. Kurumumuzun resmi görüşünü yansıtmaz.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et