Türkiye-İsrail İlişkileri: Birlik ve ayrılıklar…
İsrail’in Türkiye sınırına yakın İdlib civarındaki Ebu Zuhur Hava Üssünü bombalaması Türkiye ile İsrail arasındaki bölgesel rekabet ve gerginliğin bir göstergesi olduğu kadar ilişkilerdeki gerilmeyi tırmandırıcı bir rol de oynadı.
İsrail Ebu Zuhur’u “mıntıka temizliği” kapsamında önceden de bombalamıştı, işlevsel değildi ve kullanılmıyordu.
Ancak Türkiye, bu hava üssünü elden geçirerek Suriye’de dayanağı haline getirme niyetindeydi. Bir Türk askeri heyeti gidip incelemelerde bulunmuştu.
İsrail beklemedi ve vurdu.
Bu ilk değildi. Türkiye’nin iktidar değişikliğine vermekte olduğu desteğin dayanağı olarak faal hale getirmeyi öngördüğü Palmira bölgesindeki T-4 Hava Üssü de yine İsrail tarafından bombalanmıştı.
İsrail’den “Eğer bir Türk hava üssü kurulursa, bu İsrail’in Suriye’deki hareket özgürlüğüne zarar verir. Bu kabul edemeyeceğimiz potansiyel bir tehdit” açıklaması gelmişti.
Ebu Zuhur’un bombalanmasının ardından bu kez Netanyahu konuştu. “Türkiye’nin güneye doğru ilerleyen bir askeri tahkimatına tahammül etmeyeceğiz. Bunu açıkça ifade ettik” diyen Netanyahu, Türkiye’nin buraya konuşlanma niyetini gördüklerini belirtip açıkça tehdit etti: “Bir mesaj ilettik, ancak görünüşe göre bunu duymadılar. Bu yüzden onu daha iyi anlamalarını sağladık!”
Türkiye itidalli davranıyor görünür ve üssü faal hale getirmekle ilgilenmediğini ileri sürerken, İsrail ve saldırganlığıyla ünlü başbakanı pervasız.
Neden?
Yüzeysel değerlendirmeyle yapılan kolaycı açıklama, Netanyahu’nun ekim sonunda yapılacak seçimler dolayısıyla “ulusal birlik” ve “dış düşman” motiflerini kullanarak başbakanlığını sürdürme çabasında olduğu şeklinde.
Rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma davalarıyla yıllardır başı dertte olan Netanyahu, ciddi bir muhalefetle de karşı karşıya. Hamas karşısındaki “güvenlik” zafiyeti nedeniyle eleştirilen Netanyahu, rehinelerin yaşamını hiçe saymakla da suçlanıyor. Rehineler sorununun hem ülkede hem de Gazze saldırısı sürerken kitlesel gösterilere neden olduğu biliniyor. İran’ın misilleme balistik füze saldırılarının da küçümsenmeyecek hasarlara ve can kayıplarına yol açması yine Netanyahu’nun suçlandığı bir konu. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot bunları kullanıyor ve seçimlerde Netanyahu’nun rakibi olacağı düşünülüyor.
Özetle, Netanyahu zorda ve bu nedenle bölgeyi ateşe vermekten bile çekinmeyeceğine inanılıyor. Gerçi ABD ile birlikte bunu zaten yaptı, ama İran karşısında henüz bir zafer kazanılamamış oluşunun Netanyahu’yu kurtarmayacağı ve daha fazlasına ihtiyacı olduğu varsayılıyor. Öngörülen, bölgede İsrail’in yeterince güçlü bir rakibi olduğu bilinen Türkiye ile karşıtlığın kaşınması ve “dış düşman” olarak İran’ın yanına Türkiye’nin eklenmesi.
Doğruluk payı olmakla birlikte yeterli bir açıklama değil. Bu noktada iki ülkenin bir savaşa tutuşup tutuşmama olasılığı önemsizleşiyor ve Netanyahu’nun iç politika ihtiyaçları ve bir seçim başarısı açısından Türkiye ile ilişkilerini germekte oluşu öne çıkarılıyor.
Ayrılıklar…
Türkiye-İsrail rekabetinin nesnel bir temeli var şüphesiz. İki ülkenin çıkarları belirli ölçülerde ortaklaşsa bile bölgenin paylaşımında farklılaşıyor.
Ortadoğu’nun başlıca Amerikan emperyalizminin rakipleriyle paylaşımının konusu olduğu malum. Ortadoğu’yu rakipsiz hegemonya amacıyla yeniden dizayn etmeye çalışan ne İsrail ne de Türkiye, ama ABD. Trump ABD’nin birkaç on yılı bulan gerilemesini durdurmak üzere çok yönlü bir saldırganlığın düğmesine bastı ve Amerikan karşıtı güçlerden temizleyerek Ortadoğu’yu Rusya’yla Çin’e kapatmaya çalışıyor. Türkiye ve İsrail, farklı pozisyon ve tutumlarıyla Amerikan emperyalizminin bu yönelimine bağlanan iki ülke. Amerikan patronajı ve onun savaş arabasına binmede ortaklaşıyor, ancak bölgenin yeniden yapılanmasında paylarına düşecek olanı artırma çabasında rakipler ve bu nedenle dalaşıyorlar.
Aslında ABD bölgenin güneyini İsrail’in, kuzeyini Türkiye’nin vesayetine bırakma eğiliminde, ama bu peşinden yürüyenlerin dalaşmasını sonlandırmaya yetmiyor. Kim “özel çıkarlarını” en ileri noktada gerçekleştirecek - bu noktada rekabet ve çekişme sürüyor.
Örneğin Hürmüz’le Süveyş’e alternatif olarak Hindistan’dan başlayıp Suudiler ve BAE limanlarından geçerek Avrupa ve hatta Afrika’ya varacak yol nereden geçecek? Türkiye “Kalkınma Yolu”nu gündemleştirme peşinde. Tedarik zinciri ve enerji vb. nakil yolu, Avrupa’ya, Irak ve Suriye ile Türkiye üzerinden ulaşsın çabasında. Suriye ve Irak’ta gelişmekte olan etkinliğiyle Suudilerle son Mekke paktını bu yolun taşlarının döşenmesi olarak değerlendirmeye çalışıyor. İsrail ise Suudi Arabistan’dan Hayfa Limanı üzerinden Avrupa’ya ulaşım peşinde. Ve bu açıdan her iki Amerikan muhibbi ülke önünü keserek birbirini dışlama uğraşında. Karşılıklı olarak diğerinin kendi aleyhine olacak bir ileri adım atmasını istemiyor.
Ama öte yandan Amerikan patronajı ikisini bir arada tutan yeterince güçlü bir tutkal işlevi görüyor. Örneğin Suriye’de iktidar değişikliği öncesi ve sırasında Türkiye kuzeyden, İsrail güneyden örtülü bir ittifak içinde davranmıştı.
İç cephe tahkimatı
İsrail’de ekim seçimleri, Ebu Zuhur’un bombalanmasının bir etkeni olur da Erdoğan-Bahçeli ikilisinin iç cepheyi tahkim hesap ve uygulamaları, İsrail “karşıtlığı”nın etkeni olmaz mı?
İç cephenin güçlendirilmesi yoluyla “milli birlik”in pekiştirilmesi, Saray rejiminin temel bir yönelimi ve bu amaçla gerek muhayyel “emperyalizm karşıtlığı” gerekse “İsrail düşmanlığı” “yerli-millilik” doktrini uyarınca bolca kullanılıyor. Gazze ve İran saldırılarında enerji başta olmak üzere lojistiğinin sağlanmasına aldırılmadan korkuluk olarak sallanan İsrail’in karşısında birleşilecek “dış düşman” olarak gösterilmesi, en başta, İmamoğlu-Özel muhalefetinin açığa düşürülmesi kadar, bunun da bir kaldıracı olarak kullanılmaya çalışılan Kürt hareketi beklenti içine sokularak muhalefetin bölünmesi ve halkın Saray egemenliğinin devamına ikna edilmesinin bir ihtiyacı olarak beliriyor. Yoksa paylaşamadıkları şeyler olmasına ve bu nedenle çekişmelerine rağmen iki güçlü Amerikan müttefikinin birbirleriyle kapışacakları düşünülemez. Nitekim gerek Barrack gerekse Trump sık sık bunu vurguluyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et