23 Ağustos 2026 00:15

Sermayenin tahammül sınırı: The Economist Acemoğlu’na karşı

İktisat dünyası, geçtiğimiz hafta The Economist dergisinin Daron Acemoğlu hakkında yayımladığı yazıyla çalkalandı. İsveç Merkez Bankasının Alfred Nobel anısına verdiği ve kamuoyunda yaygın biçimde “Nobel Ekonomi Ödülü” olarak adlandırılan ödüle 2024’te Simon Johnson ve James A. Robinson ile birlikte layık görülen Acemoğlu, yazıda dünyanın en etkili iktisatçısı olarak nitelendirilirken onun çalışmalarının ve fikirlerinin tuhaf biçimde hiç de ikna edici olmadığı öne sürülüyordu. Bir yandan Acemoğlu’na ödülü getiren çalışmalara yönelik ampirik eleştirilerin bir kısmı aktarılıyor bir yandan da son dönemde yapay zeka ve teknoloji politikalarına dair yaptığı öneriler eleştiriliyordu. Hatta Acemoğlu, kurduğu modelleri “Daha önce denenmiş ve başarısız olmuş popülist politikaları” meşrulaştırmak için kullanmakla itham ediliyordu. Acemoğlu ise X platformunda yaptığı açıklamada yazıyı bir “hit piece”, yani tetikçi işi bir yazı olarak nitelendirirken meselenin arkasında “daha rahatsız edici bir hikaye” bulunduğunu ve yakında bunun açıklamasını yapacağını söyledi. Dergiden yanıt hakkı isteyen Acemoğlu’nun cevabı 21 Ağustos’ta The Economist’te yayımlandı.

Acemoğlu ve arkadaşlarına ödülü getiren çalışmaların ana fikri, ülkeler arasındaki uzun dönemli gelir ve gelişmişlik farklarını tarihsel olarak ortaya çıkan siyasal ve ekonomik kurumların belirlediğidir. Buna göre siyasal gücü ve ekonomik fırsatları geniş kesimlere açan “kapsayıcı” kurumlar büyümeyi desteklerken, kaynakların dar bir kesimde yoğunlaşmasına imkan tanıyan “sömürücü” kurumlar kalkınmayı sınırlar. Bu çalışmalara iktisat literatüründe gerek ampirik gerekse teorik eleştiriler zaten yöneltilmişti. Ampirik eleştiriler ağırlıklı olarak çalışmalarda kullanılan tarihsel verilerin eksik ve tartışmalı olmasına dikkat çekiyordu. Önemli teorik eleştirilerden biri ise bu çalışmalarda kurumları biçimlendiren üretim ilişkilerinin, sermaye birikim süreçlerinin, sınıf mücadelelerinin ve ülkelerin emperyalist dünya sistemi içindeki konumlarının değerlendirmeye katılmaması üzerineydi. Ayrıca, “kapsayıcı-sömürücü” kurumlar ayrımının kapitalist sömürü ilişkilerinin her iki biçimde de sürebileceğini ve merkez ülkelerdeki refahın sömürgecilik ile eşitsiz ekonomik ilişkiler dışında düşünülemeyeceğini göz ardı etmesi de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyordu.

Yayımlanan yazı, ampirik eleştirilere geniş biçimde yer verirken bu tür teorik eleştirilere elbette hiç girmiyordu. Fakat asıl mesele, derginin neden şimdi bu eleştirileri yeniden gündeme getirdiği ve bununla da kalmayıp Acemoğlu’nun bütün entelektüel çizgisini itibarsızlaştırıcı bir çerçeveye yerleştirdiğiydi. Bu noktada tartışmanın odağı kaçınılmaz olarak yazının zamanlamasına kaydı. Acemoğlu’nun yeni kitabının piyasaya çıktığı ve geniş biçimde tartışılmaya başlandığı sırada yayımlanan bu topyekûn eleştiri, akademik itirazların ötesinde siyasal bir anlam taşıyor mu? Acemoğlu da yanıtında yazının zamanlamasının tesadüfi olmadığı görüşünde. Eleştiri yazısının yeni kitabıyla aynı anda yayımlanmasını “merak uyandırıcı” buluyor ve bunu, kitabın mesajını bulandırarak tartışmayı The Economist’in yapay zekayı savunan çizgisine çekmeye yönelik stratejik bir çerçeveleme olarak yorumluyor. Zaten yazının kapsamı, dili ve zamanlaması, gördüğü siyasal işlev üzerine düşünmeyi gerekli kılıyor.

Acemoğlu’nun bu son kitabındaki temel iddiası, liberal demokrasinin ortak refah, demokratik katılım ve düşünce özgürlüğü vaatlerinden uzaklaştığı, sanayi sonrası dönüşümün ve dijital teknolojilerin eşitsizliği artırdığı ve seçkinlerin giderek geniş toplum kesimlerinden koptuğu yönünde. Önerilen çözüm ise teknolojiyi çalışanları güçlendirecek şekilde düzenleyen, ekonomik kazanımları geniş kesimlere yayan ve farklı değerleri barındırabilen, daha ziyade sosyal demokrasiye yaklaşan bir “işçi sınıfı liberalizmi.”

Acemoğlu sosyalist değil. Özel mülkiyeti ya da sermaye birikiminin temel mantığını tartışmaya açmıyor. Bu önerileri radikal kılan şey, önerilerin kendisinden çok bunların Acemoğlu gibi etkili bir isim tarafından dile getiriliyor olması. Klasik liberal düzeni kurtarabilmek için çalışanların payının bir miktar artırılması, teknolojik gelişmelerin demokratik denetim ve düzenlemelere tabi tutulması önerileri bir anlamda kapitalizmi kendi yarattığı dinamiklerden korumayı hedefleyen bir reform programı olarak değerlendirilebilir. Keynes’in önerilerinde, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan sosyal devlet politikalarında veya Alman ordoliberalizminde de farklı biçimlerde görüldüğü gibi, piyasanın sınırlandırılması kapitalizmin istikrarlı büyümesini sağlamanın araçlarından biri olabilir.

Oysa bu kadarı bile sistemin en etkili liberal yayın organlarından biri için fazla gelmiş görünüyor. The Economist 19. yüzyıldan beri serbest ticaretin, piyasa özgürlüğünün ve sermayenin hareket alanını genişleten politikaların en güçlü savunucularından biri. Marx 1852’de dergiyi “Finans aristokrasisinin Avrupa’daki yayın organı” olarak tanımlamıştı. Bugün dergiyi finans ve teknoloji oligarşisinin dünya çapındaki önde gelen seslerinden biri olarak tarif edebiliriz.

Akademik meşruiyeti oldukça yüksek ve tanınmış bir isim çıkıp teknolojinin yönünün yalnızca piyasa tarafından belirlenmemesini, platformların hesap vermesini ve çalışanların teknoloji üzerindeki söz hakkının artırılmasını savunduğunda, bu yayın organının bu tartışmaya sert biçimde müdahil olması belki de şaşırtıcı değil. Yazıda ismi verilmeyen bir iktisatçıdan aktarılması tercih edilen “popülist” sözcüğü de bu açıdan tesadüfi değil. İktisat dünyasında bu, rastgele seçilmiş bir hakaretin ötesinde piyasacılığı sınırlandırmaya dair önerileri meşru tartışma alanının dışına itmek için kullanılan oldukça işlevsel bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Kalecki, meşhur 1943 makalesinde sermaye sahiplerinin tam istihdam politikalarına, bunlar kendileri açısından ekonomik olarak yararlı olsa bile karşı çıkabileceklerini ileri sürüyordu. Çünkü tam istihdamın kalıcılaşması işçinin işini kaybetme korkusunu azaltacak, gerek iş yerinde gerekse siyasette işçi sınıfının pazarlık gücünü artıracak ve sermayenin işçi sınıfı üzerindeki disiplinini zayıflatacaktı. Sermaye açısından mesele yalnızca daha fazla kâr elde etmek değil, üretim süreci ve toplum üzerindeki hakimiyetini ve karar verme ayrıcalığını korumaktır.

Buradaki işleyiş de buna benziyor. Acemoğlu’nun önerileri mevcut kapitalist sistemi daha kapsayıcı ve istikrarlı hale getirmeyi amaçlıyor. Fakat teknolojik ilerlemenin yönünün demokratik kararların konusu haline gelmesi ve çalışanların teknolojik süreçlerde söz hakkının artması, sermayenin yalnızca gelirinin ufak bir kısmından vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Neyin, nasıl ve kimin yararına üretileceği üzerindeki karar verme ayrıcalığını da sınırlıyor. Bu da dünyanın en etkili iktisatçısı olarak gösterilen bir ismin bile birdenbire “popülist” olarak etiketlenmesine yol açıyor.

Kanımca tartışmanın daha ilginç bir yanı daha var. Acemoğlu ve çalışma arkadaşlarının kısa süre önce yayımladıkları başka bir makale, otomasyonun emeğin payını azaltarak toplumsal başkaldırı ihtimalini artırabileceğini, kapitalist devletin ise bu tehdide otomasyonu düzenleyerek, yeniden bölüşümü artırarak ya da baskıya başvurarak yanıt verebileceğini öne sürüyor. Acemoğlu’nun “popülist” ilan edilmesinin anlamı belki de bu makalede kurulan modelde daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Buna da başka bir yazıda değinelim.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Özgür Orhangazi

Sermayenin tahammül sınırı: The Economist Acemoğlu’na karşı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et