Sendikal örgütlenme; hak ve handikap!
Sabah gazetesinde, sendika ve oda başkanlığının onlarca yıl sürdürülmesi gerekçeli iki yazı aynı günde yayımlandı. Yazıları kaleme alanlar, üye aidatlarıyla yüksek maaş alarak sendikaların ve ‘meslek odaları’nın yönetiminde 20 ila 40 yıl arası değişen sürelerle oturanları ismen de belirterek bu “avantalı yöneticiliği” teşhir ediyorlardı. ‘Hayra alamet’ değildi, ama doğru bir yanı da vardı.
‘Hayra alamet’ değildi; çünkü, Sabah gibi iktidar matbuatında bu tür yazılar çıkıyorsa, işçilerden ve üyelerinin taleplerinden yana tutum alan birkaç sendikacıyla ve muhalif konumda olan teknik meslek odaları yöneticilerine yönelik operasyon hazırlığından şüphelenmek gerekirdi. Diğer yandan sendikal handikapların önemli bir göstergesine işaret etmesi nedeniyle yazılarda isabet söz konusuydu. Her iki yazıda da iktidar iş birlikçiliği gözetilmekteydi ama yine de kimilerinin 30-40 yıllık saltanatına dikkat çekilerek bunun değişmesi gerektiği belirtilmekteydi. ‘Niyet’i geçersek, bu alanda sürüp gitmekte olan ve giderilmesi -aşılması sendikal örgütlenme ve mücadele açısından koşul oluşturan handikaplardan birine işaret edilmişti.
Resmi açıklamalara göre 16 milyonu aşan ücretli emekçinin yüzde 13-14’ü (2 milyon iki yüz bin kadarı) sendikal örgütlenme içinde yer alıyor. Tek engelin bürokratik barikatlar, iş yeri -iş kolu barajları, baskı-yasak zinciri olduğunu varsaymak yanıltıcı olacaktır. Bunlar ciddi engellerdir ve Saray yönetimi dönemi veri alınarak söylenirse “İki sendikaya da üye olunabilir” söylemine rağmen, işçilerin sendikal taleplerine, sendikal örgütlenme girişimlerine karşı polis-yargı kuşatmasının çelik mengene gibi işlediğinin onlarca örneği sıralanabilir. Sendikal örgütlenme önündeki tüm engellerin kaldırılması bu bakımdan hak ve şarttır!
Diğer yandan ama tam da bu alanda ve bunu da aşan sorunlar girdabından söz edilmelidir: Örneğin örgütlü olduğu kadarıyla sendikal örgütler-özellikle de büyük konfederasyonlar, işçilerin ve büyük kesimi işçileşmiş olan ‘kamu emekçileri’nin örgütlenmesi için ne yapmaktadır? Yanıt ‘hiçbir şey’dir! Türk-İş, Hak-İş, Türk-Metal gibi konfederasyon ve sendikaların başına taht kurmuş, üye aidatlarıyla saltanat süren ve fakat işçi sınıfının sorunlarıyla-talepleriyle ilişkisi iktidar payandası politika tarafından belirlenen sendika bürokratları, üye emekçileri mücadeleden geri tutma çizgisinde durmakta, örgütlenme girişiminde bulunan işçileri görmezden gelmekte; devlet-hükümet iş birlikçiliği nedeniyle de sendikalara güvenin dibe vurmasına neden olmaktadırlar. Bu durum değişmeli; işçiler, sendika patronlarının üye aidatlarıyla ve yüksek meblağlı maaşlarla saltanat sürmesine izin vermemeli, kendileriyle birlikte mücadele etmeyen, örgütlerinin mücadele çizgisinde büyümesi için çalışmayan yöneticileri sendikaların başında tutmamalı, üyelerin iradesiyle göreve gelmeyi-görevden alınmayı işlevli kılacak bir iç demokratik işleyişi hayata geçirme gücü göstermelidir.
Ancak işçi sınıfının örgütlenme-mücadele sorunu /sorunlarının bunlarla sınırlı olmadığı da apaçıktır. Osmanlı’nın son çeyreğinden bu yana süren bir mücadele geçmişine ve tarihine sahip olan; 15-16 Haziran gibi büyük direnişe, Kale Kilit, Paşabahçe Cam, Cevizli TEKEL gibi geçmiş, Ünaldı benzeri daha yakın süreçlerde başarılmış güçlü mücadele örneklerine sahip bir sınıfın günümüzdeki düşük sendikal örgütlenme düzeyi, sadece önüne konan engellere bağlı değildir. 16 milyonun tümünün sendikal örgütlenme içinde yer alması bir mücadele kültürünü de gereksinir ve tüm emekçiler tarafından hem hak hem de görev ve sorumluluk olarak görülmesi gerekir. Büyük çoğunluğun örgütsüzlüğünün örgütlü olanı da sınırlayıcı işlev görmesi kaçınılmazdır. Sendika bürokratlarının işçi seli korkusundan azade olarak saltanatlarını sürdürmesinde de pay sahibidir bu durum.
Bir diğer sorun, sendikal örgütlenme ve mücadelenin toplu iş sözleşmeleri-ücret sorunları sınırlarına çekilmesidir. Bu işçi sınıfı mücadelesini daraltır, sermaye ve burjuva iktidarı yararına sonuçlara alan açar. Oysa ülkede yaşam bütün alanlarında cendereye alınmıştır. Kimi zaman küçücük tavizlerle emekçiler iyileşme beklentisine çekilmeye çalışılsa da, hakim olan yoksulluk, işsizlik, açlık, pahalılık cenderesinde tutulanların örgütlenme-söz-eylem yoksunluğunu kabullenmeye zorlanmalarıdır.
İşçi sınıfı, toplumsal konumuyla bu cenderenin parçalanmasının temel ve başlıca gücüdür. Mutlak çoğunluğu yönünden temel öneme sahip eksiklik bunun bilinciyle hareket etmemesidir. Bu durumun değişmesinin başlıca koşullarından biri de politik ve sendikal örgütlenme gücü ve düzeyinin yükselmesidir. Sermaye partileri-kurumlarının politik-ideolojik etki ve barikatlarından kurtularak devrimci sınıf politikasında birleşilmedikçe iktisadi mücadele alanında da eksik ve yetersiz kalınacaktır. Siyasal sınıf bilincine sahip işçilerin inisiyatifine en çok da bu bakımdan ihtiyaç duyulur. Milyonlarca işçi ve kent-kır emekçisi, mücadele örgütleri olan sendikalarda birleşmeli, sermaye ve iktidar payandası ve iş birlikçisi sendikacılık anlayışlarını püskürterek sendika ağalığına son verme gücü göstermelidir. Bu bir anda gerçekleştirilebilir olmasa da, tarihimize kazınmış mücadele-örgütlenme örnekleri dayanak alınarak ve uluslararası devrimci örneklerden öğrenilerek yol alınabilir. Karşı karşıya olunan handikapların aşılması için bunlar dayanak olacaktır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et