12 Temmuz 2026 00:15

Kurmay subaylar, savaşı bir “sanat” olarak tanımlamaktan hoşlanırlar. Çünkü onlara göre savaş yönetimi bilgi, incelik ve yaratıcılık gerektiren bir hünerdir. Bu “sanat”ın başlıca araçları kalem ya da fırça değil, ateş, demir, zamanımızda özel programlar yüklenmiş bilgisayarlar ve insan canıdır. Elbette bu “sanat”ın ana teması, ölümdür. Başlıca kahramanları, öldüren ve ölen insanlar, yıkan, yok eden makinelerdir.

XX. yüzyılın ilk yarısına kadar, bütün savaşların başlıca kahramanları arasında insanların yanı sıra, süvarileri “yıldırım hızıyla” düşman üstüne götüren atlar, top arabalarını çeken katırlar, canlı bomba olarak kullanılan köpekler ve bazen eşekler vardı. Şimdi yoklar... Savaş sanatının klasik dönemine ait bazı imgeler ve renkler modern çağda sahneyi terk ettiler!

Sadece onlar silinmedi; strateji ve taktiklerini topçu ateşi, süvari birlikleri ve süngülü piyadeler üzerinden kuran “sanatçı paşaların” yerine de yazılımcılar ve teknisyenler geldi. Hedef analizi yapan politika ve toplum bilim uzmanları, füzelerin uçuş dinamiğini bilen fizikçiler ve vurucu doğruluk çalışmalarını yapan aerodinamikçiler, balistik analistleri, füze güdüm-kontrol mühendisleri, savunma sistemlerini çözümleyen farklı uzmanlar iş başında ve bunların çoğu asker değil! Elbette işin en eğlenceli bölümünü teşkil eden kum masaları da müzeye kaldırıldı; yerlerini dev dijital ekranlara bıraktılar. “Sanatçı kurmay subaylar” şimdi madalyalarına ve püsküllü apoletlerine göz diken yapay zeka programlarını endişeyle izliyorlar.

Gelelim, savaşı sanatının konusu yapan ressamlara... Sanatçıların savaşa bakışı üç biçimde görülebilir.

Tarihsel olarak öncelik, olayı tasvir edenlerdedir. Genellikle sipariş üzerine resim yaptıkları için kendi düşüncelerini anlamak mümkün değildir. Resmi duvarına asacak olan asillerin, saray mensuplarının, kendi kahramanlıklarının ölümsüzleştirilmesini bekleyen komutanların beklentileri resme biçim ve içerik verir.

İkinci sırada savaş şakşakçıları gelir. Kendi ordularını, komutanlarını, krallarını göklere çıkarmak, düşmanı korkak ve aciz göstermek için fırça sallayanlardır bunlar.

Üçüncü grupta savaş karşıtı sanatçılar yer alıyor. Genel olarak savaşın acımasız vahşetini, sivillerin, kadın ve çocukların ayrımsız hatta kasıtlı öldürülmesini, kentlerin, köylerin yakılıp yağmalanmasını anlatan teşhir ve uyarı tablolarıdır. Kafataslarından kurulmuş piramitler, çürümüş cesetler, parçalanmış kollar, bacaklar, siperlerde korku ve endişeyle bekleşen askerler, bize savaşın ne kadar kötü ve insanlık dışı olduğunu çırılçıplak anlatan tablolardır...

Bugün herkes biliyor ki savaşların özü ve kaynağı tekelci kapitalizmdir, emperyalizmdir. Son NATO toplantısında, “NATO'nun ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini ve iş birliğini en üst düzeye çıkarmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz” kararı çıktı. Bunun yanında 50 milyar dolarlık bir bütçe kullanılacağı da açıklandı. Savaş araç gereçleri ve mühimmat üreten her şirket için bu bir müjdedir ve gerçek bir savaş ortamı olsun olmasın bu para kapitalistlerin kasasına akacaktır. Öyleyse savaş bütün dehşet ve acımasızlığının yanı sıra, olağanüstü bir kâr kapısıdır. Tarihsel serüvenine kabataslak baktığımız resim sanatı içinde bunu açıkça söyleyen bir kişi vardır.

500 yıl önce Bruegel’in savaşın kaynağı ve özü nedir sorusuna verdiği cevap hâlâ yerli yerinde duruyor. “Para Kasalarıyla, Şişko Kumbaraların Savaşı” adını verdiği gravürünün altına, el yazısıyla, Latince şunları yazmıştır:

Haydi bakalım, sandıklar, çömlekler ve şişko kumbaralar! Hepsi altın için ve saflarında savaştığınız mallar için. Aksini söyleyen doğru söylemiyor. Bu yüzden direniyoruz… Şimdi hepimizi altına çekmek istiyorlar; ama yağmalanacak hiçbir şey olmasaydı savaşlar olmazdı!”  

Aydın Çubukçu

Savaş ve sanat
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et