Jeopolitik veda!
Ayetullah Ali Hamaney’in dün başlayan cenaze töreni bir veda ve yastan çok fazlasını barındırıyor. Hamaney, Ayetullah Humeyni’nin izinde, 1979 devriminin ‘Ne Doğu Ne Batı’ düsturuyla, İran’ın teopolitik, jeopolitik ve jeostratejik omurgasını oturtan bir mirasla gitti. Güç yapılanması, füze ve SİHA sistemleri, nükleer program, Direniş Ekseni ve asimetrik kapasite gibi pek çok unsur bu omurganın parçalarını oluşturuyor.
ABD ile hesaplaşmanın tam ortasında öldürüldü. İran halkına sunulamayan sığınağa girmeyi reddederek aile fertleriyle birlikte ölmesi, savaş karşısında askeri ve toplumsal seferberliğin yakıtına dönüştü. Kayıplar, Kerbela’dan beri Şii anlatısının gücüyle varoluşsal savaşta birliği ve kenetlenmeyi sağladı.
Törenlerin düzenlenme biçimi saldırgan taraflara karşı meydan okumanın tüm kodlarını taşıyor. Ülke, ABD ile müzakerelerin tam ortasında olmasına karşın törenlerde taşınan kırmızı bayraklar ‘intikam’ mesajı veriyor. Bu da Kerbela ile metaforik bir ilişkiyi temsil ediyor. Cenazenin resmi sloganı “Allah için kıyam”, resmi simgesi ise Hamaney’in yüzüğünü taşıyan ‘sıkılı yumruk’. ‘Kahrolsun Amerika’ ve ‘Kahrolsun İsrail’ sloganları 47 yıldır tek bir gün bile değişmedi.
Matem havasında siyahlar giyinmiş mahşeri kalabalıklar kritik dönemde pek çok nedenle önemseniyor.
Bu sadece dışarıya İran’ın ayakta olduğunu söylemiyor çok sayıda kırık camlar barındıran içeriye de sesleniyor. Savaştan hemen önce ülke çok sarsıcı ve kanlı olaylara sahne oldu. Ekonomik nedenlerle patlak veren gösteriler, Mossad’ın da işin içinde olduğu bir hibrid savaşa dönüştürüldü. Fakat ekonomik sıkıntılar, özgürlük sorunları, baskılar ve kötü yönetim derken sistemin yüzleştiği meşruiyet krizi bir iki yılda bir tekrarlanan gösterilerle ya da seçimlere katılımdaki dramatik düşüşlerle kendini ortaya koyuyordu. Savaş kaçınılmaz olarak ulusal kenetlenmeyi sağladı. Fakat törenlere katılanlar dahil halkın itirazı, öfkesi ya da reddiyesi oralarda bir yerde duruyor. Mahşeri kalabalıklar meşruiyet tartışmalarını geriletse ya da ötelese de yapısal sorunlar çözüm bekliyor. Savaş da ilaveten tonlarca sorun getirdi.
Hem savaş sırasında halkın sokaklardan evlerine dönmemesi hem de milyonluk cenaze törenleri İran’ın toplumsal seferberlik kapasitesini sergiliyor. ABD ve İsrail’in bütün stratejik hedeflerinde başarısızlığa uğratılması sistem içi ve toplumsal konsolidasyonun yanı sıra yönetimdeki kurumsallığa ve devamlılığa bağlıydı.
Hamaney’i hedef alan saldırıda yaralanmış olan oğlu Ayetullah Mücteba Hamaney’in Uzmanlar Meclisi tarafından liderliğe seçilmesi sistem içi devamlılığı sağladı. Fakat olağanüstü koşulların kazandırdığı meşruiyetin pekişmesi ve hakkının verilmesi gerekiyor. Bu törenler bunun için de bir gösterge sayılıyor. İsrail’in suikast listesinde olması nedeniyle güvenlik birimleri ve rehberlik ofisi Hamaney’in görüntü vermesini ve halkın huzuruna çıkmasını onaylamadı. Hamaney’in savaş koşullarında askerlerin ağırlık kazandığı güç denklemini nasıl güncelleyeceği ve sokaklardan duvarların arkasına çekilmiş itirazları nasıl yanıtlayacağı en çok merak edilen konu. Çoklu hesaplarla yetkililer bunun “yüzyılın cenaze töreni” olacağını söylüyor. 900’ün üzerinde yabancı gazeteci takip ediyor.
Savaşta misillemelerde en az sekiz ülkedeki Amerikan üs ve çıkarlarını hedef almış bir ülke olarak İran bir ‘parya’ devleti olmadığını göstermek için olabildiğince yabancı heyetlerin katılmasını bekledi. ISNA’ya göre farklı düzeylerde yaklaşık 40 yabancı siyasi ve diplomatik heyetin yanı sıra 100’e yakın uluslararası kültürel ve dini grup törenlere iştirak etti.
ABD de nüfuzu altındaki ülkelerin katılımını sınırlamak için uğraştı. Tesnim’e göre Washington’ın diplomatik baskıları sonucunda üçü Avrupa, altısı Afrika, dördü Orta Doğu’dan 13 devlet törenlere katılma kararından vazgeçti.
Bu cenaze hesaplaşmanın bir parçası.
Tahran ve Kum’daki törenlerinin ardından Hamaney’in naaşı Şiiliğin iki önemli kenti Necef ve Kerbelâ’ya götürülecek.
Siyasi lider olmanın yanı sıra bir dini mercii olarak Hamaney’in takipçileri İran dışında Irak, Pakistan, Hindistan, Afganistan ve Bahreyn gibi ülkelerde Şii topluluklar arasında yayılıyor.
Törenlerin özellikle Kerbela ve Necef’te düzenlenmesi sadece Şii havzaların birliğine vurgu yapmıyor, aynı zamanda Irak’ı İran’dan uzaklaştırma ve Tahran’ın müttefiki silahlı yapıların tasfiye edilmesine dönük Amerikan baskılarına yanıt niteliği taşıyor.
Farklı ülkelere dağılmış Şii imamlar ve aile fertlerine ait türbeler siyasi-dini zincirin halkaları olarak canlılığını koruyor. İran bu etkileşimi jeopolitik bir dile transfer ediyor.
Amerikan baskılarına rağmen Irak makamları, “Törenlere ev sahipliği yapmak tarihi bir onurdur” diyen bir duruş sergiledi. Irak törenlerde cumhurbaşkanı ve meclis başkanı düzeyinde temsil ediliyor. Misillemelerden çok etkilenen Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi de üst düzeyde katılım gösterdi.
Lider kadrolarının yanı sıra müzakere heyetinde yer alan isimlere suikast düzenleme politikası güden İsrail’in tehditleri törenler sırasında da ciddiye alınıyor. Hemen öncesinde New York Times ve Washington Post gazeteleri ABD ile müzakerelerin sürdüğü süreçte İsrail’in suikast peşinde koştuğuna dair önemli bilgiler geçti. İsrail diyalog kanallarında yer alan Ali Laricani ve Kemal Harrazi’yi öldürdükten sonra Baş Müzakereci Muhammed Bakır Galibaf’ı da birincil hedef haline getirdi. ABD’nin İran’a verdiği güvencelere rağmen İran heyetini taşıyan uçak Pakistan’dan dönüşte acil bir rota değişikliği ile Meşhed’e inmişti. Bunun nedeni, İsrail savaş uçaklarının İran hava sahasına girmesiydi. ABD ara buluculardan da İsrail’in suikast planları konusunda İran’ı uyarmak durumunda kaldı. Amerikan istihbarat topluluğunun raporlarına göre İsrail, Trump yönetimini müzakereleri terk edip savaşa dönmeye ikna etmeye çalışıyordu. Galibaf’a suikast düzenleyip petrol tesislerini bombalayarak savaşı tetiklemeyi ve rejim değişikliğini sağlayacak şekilde yıkım ve istikrarsızlık yaratmayı öneriyordu.
Evrensel'i Takip Et