Deniz Göktaş’ın babası
Deniz Göktaş beklendiği gibi gözaltına alınarak tutuklandı. Ama hukuki olarak isnat edilen suçlar tutuklanmayı gerektirecek suçlar değil. Hakkında soruşturma açılması, gözaltına alınması ve tutuklanmasının nedeni siyasi.
Deniz Göktaş’ın geniş bir kitlenin sempatisini toplaması, videosunun 10 milyona yakın kimse tarafından izlenmesi iktidarı rahatsız etti. Deniz’in cesurca çıkışı karşısında sessiz kalmak istemediler, Deniz’in söylediklerine söyleyecek çok fazla söz bulamayınca istihbarat yardıma geldi. Yandaş basına bilgi geçmeye başladı. İstihbari bilgilendirmeye göre Deniz’in çok övdüğü ve onun gibi olmak istediği babası aslında bir terörist imiş.
İstihbari bilgi şöyle: “Ölü Deniz adlı bir buçuk saatlik şovunda tam 26 kez bahsettiği ve ‘Giderek benziyorum’ dediği babasının, 57 kişinin hayatını kaybettiği ‘Çorum Olayları’nda sahada olduğu ve terör örgütüne yardım ve yataklıktan yıllarca hapiste yattığı öğrenildi. Deniz Göktaş’ın, ‘İşçi memur eylemlerinde hak arayan bir devrimci’ olarak lanse ettiği babası Kemal Göktaş’ın, 1980’li yıllarda, Marksist-Leninist çizgide olan, Che Guevara tarzı silahlı mücadele ve gerilla savaşını benimseyen marjinal sol terör örgütü THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) içerisinde faaliyet gösterdiği belirtildi.”
İmran Deniz isminden Deniz’in babasının siyasi düşüncelerini tahmin etmek zor değil. Yalnız Deniz olsa belki biraz zordur ama bir diğer isim de İmran ise babanın bir dönem “Halkın Kurtuluşu” olarak da bilinen işçi sınıfının devrimci partisinin taraftarı olduğu anlaşılır. Bir de Çorumlu ise bu tahmin olmaktan çıkar, kesindir.
Gelelim “Çorum Olayları”na. Söze konu olan, olay değil bir katliamdı. Sivas, Maraş katliamları gibi. Maraş katliamını gerçekleştirenler bir benzerini yapmak için 1980 ocak ayından itibaren hazırlıklara giriştiler. Faşistler tarafından aylarca Alevilere ve devrimcilere karşı bildiriler dağıtıldı. Askeri istihbaratçılar sık sık Çorum’a gelmeye başladı. ABD Konsolosluğu 2. Katibi CIA ajanı Robert Alexander Peck de Çorum’u ziyaret edenlerden biriydi.
Katliam yaklaşırken emniyet müdürü görevden alınıp MHP’li olduğu bilinen Tunceli valisi ile atandı. Milli Eğitim Müdürlüğüne yine MHP’li biri getirildi. MHP’lilere yaygın olarak silah ruhsatı verilmeye başlandı. Demokrat bilinen 40 civarında polis başka illere atandı. SSK hastanesine bile MHP’liler doldurulurdu. Hastaneye gelecek ölü ve yaralılar nedeniyle.
19 Mayıs törenlerinde kızların kıyafetlerinden ötürü bildirilerle halk kışkırtılmaya çalışıldı. Nihayet, MHP Milletvekili Gün Sazak’ın 27 Mayıs günü Ankara’ da öldürülmesi sonrası saldırı başlatıldı. 29 Mayıs’ta faşistler Çorum’da Alevi ve solcu olarak bilinen kişilerin evlerine ve iş yerlerine saldırmaya başladı. Devrimciler Alevi mahallelerine giden yollara barikatlar kurdu ve silahlı olarak saldırılara karşı halkı korumaya çalıştılar.
27 Mayıs’tan 6 Temmuz’a kadar faşistlerin saldırısı ve devrimcilerin savunması devam etti. Tam 40 gün. Bu rakam devletin saldırganları koruduğunun ve desteklediğinin de kanıtıdır. 40 günün sonunda 57 Alevi, solcu, demokrat Çorumlu öldü, 200’den fazlası yaralandı. Ama devrimcilerin kurduğu barikat ve direniş olmasa ölü sayısı muhtemelen yüzleri bulacaktı. İşte o günlerde bu barikatlarda bulunanlar faşistlerin söylediği gibi teröristler değil, halkın can ve mal güvenliğini korumak için canlarını ortaya koymuş halk kahramanlarıdır. Aynı günlerde tanklarla, panzerlerle ve yüzleri maskeli faşistlerle Fatsa’ya da saldırılmıştır. Zaten 2 ay sonra da 12 Eylül faşist darbesi gerçekleştirilir.
Bir düzeltme daha; barikatlardaki devrimcilerin çoğunluğu TDKP ve Devrimci Yol taraftarlarıdır. O günlerde THKO, TDKP’ ye dönüşmüştü. İmran Aydın da Ankara’ da polis işkencesi ile 1991 yılında öldürülen TDKP taraftarı işçidir.
İstihbaratçıların ve yandaş basının Deniz’in babası hakkında yaydıkları bilgiler onu ve oğlunu karalamaz, onurlandırır. Keşke Maraş’ta da Sivas’ ta da barikatlar kurulabilse ve insanların faşistlerce katledilmesi önlenebilseydi.
Evrensel'i Takip Et